Aksa İntifadasının Bir Yılı

2 Ekim 2001 Salı

Aksa İntifadası aslında sadece siyonist işgal devletine değil insanlara zulmeden, bütün insani değerleri ayaklar altına alan çağdaş sömürgeci düzenlerin tümüne birden başkaldırıdır. Çünkü Filistin topraklarına yerleşmiş olan işgal güçleri arkalarına bu çağın bütün önde gelen sömürgeci güçlerini almışlardı. İşte buna dayanarak, bu güçlerin verdiği destekten cesaret alarak bütün bu zulümleri yapıyorlardı. İşgal güçleri bütün bu sömürgeci mekanizmalardan destek aldıklarından dolayı kendilerini oldukça güçlü hissediyorlardı.
Bu mücadele Filistin halkına epey pahalıya mal oldu. Çünkü İsrail işgal devleti bu mücadeleyi kırabilmek için vahşetin her çeşidine başvurdu. Çağdaş sömürgeci güçleri de yanına aldığından dolayı onların hizmetindeki medya organları vasıtasıyla dünya kamuoyunun önemli bir kesimini kısmen de olsa yanıltabildi. Ancak buna rağmen Filistin halkı büyük bir kararlılıkla mücadelesini sürdürmektedir.
Aksa İntifadası'nın bir yıllık seyrini yakından incelediğimiz zaman siyonist saldırganların Filistin halkının direnişini kırabilmek için vahşetin her çeşidini uyguladıklarını görürüz. Kundaktaki bebeklere varıncaya kadar bütün Filistinlileri karşılarına almış ve onları yok edebilmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Özellikle direnişe yön veren lider konumundaki kişilerin tasfiyesi için ABD destekli özel operasyonlar gerçekleştirilmiştir. Yüzlerce ev yıkılmış, binlerce insan evsiz barksız bir şekilde ortada bırakılmıştır. Bütün bunlara rağmen Filistin halkı yine de büyük bir kararlılıkla direniş ve mücadele azmini korudu.
Aksa İntifadası'nı başlatan halkın başkaldırısı sadece Filistin topraklarına yerleşmiş olan işgalci siyonist güçlere karşı değil aynı zamanda onun arkasında duran çağdaş sömürgeci güçlerin tümüne karşıydı. Bu kutsal intifadanın bir yıllık sürecini tahlil ettiğimiz zaman da o halkın sadece siyonist işgal güçlerine karşı değil söz konusu sömürgeci güçlerin tümüne karşı bir mücadele verdiğini görürüz.
Filistin halkı büyük bir kararlılık örneği ortaya koyarak ve büyük fedakarlıkları göze alarak tüm İslam ümmeti adına o kutsal yerleri korumak için mücadele etmektedir. Müslümanların en azından bu mücadelede o insanlara destek vermeleri değişik yönden yardımcı olmanın yollarını araştırmaları gerekir. Aksi takdirde üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmemiş olurlar.
Bu mücadele siyonist işgal gücüne de, Müslümanların kutsal mabedlerini yok etmenin kolay olamayacağını, böyle bir şeye teşebbüs etmenin kendisine de epey pahalıya mal olacağını gösterdi.

Geçtiğimiz hafta sonu Aksa İntifadası bir yılını doldurdu. Biz geçen haftaki yazımızda, gündemin öncelikli konusu olması sebebiyle ABD terörünün geçmişini ve bugününü tahlil etmeye çalışmış ve bu terörün özelde Afganistan'ı, genelde tüm İslam dünyasını tehdit etmesinin uluslararası hukuk, insan hakları ve bütün insanlığa mal olmuş değerler açısından herhangi bir haklı gerekçesinin olmadığını ortaya koymaya çalışmıştık. Fakat Türkiye medyasının, New York ve Vaşington'da gerçekleştirilen ve arkasında yine ABD kaynaklı bir takım terör mekanizmalarının bulunduğu hissedilen eylemlerin ardından sürekli Amerika'yla kalkıp Amerika'yla yatması artık iyice sıkmaya başladı. Bu, sömürge psikolojisinin yansımasından öte bir şey değildir. Birçoklarının da dile getirdiği üzere Türkiye medyası deprem olayında bile bu kadar uzun bir süre tek bir konuya kilitlenip kalmadı. İslami kimlikle ortaya çıkan birtakım televizyon kanalları da dahil olmak üzere Türkiye'deki medya organları Amerika'yla ilgili gelişmelerin en ufak ayrıntılarını bile saati saatine verirken Türkiye'de yaşanan çok önemli birtakım gelişmeleri ihmal ediyorlar. Dünyanın değişik yörelerinde yaşanan ciddi ve önemli gelişmeler hep ABD'yle ilgili gelişmelerin gölgesinde kalıyor.

Aslında bütün bu konularla ilgili olarak bizim söyleyebileceğimiz daha çok şey var. İslam dünyasıyla ilgili olarak oynanması istenen oyunlar, İslam coğrafyası için biçilen elbiseler ve bütün bu hesapların arkasında İslam aleminin kalbine saplanmış bir hançer gibi duran siyonist işgal devletinin rolü vs. hakkında bütün okuyucularımızla paylaşmak istediğimiz daha pek çok bilgimiz var. Ama şu "Amerika'yla yatıp Amerika'yla kalkma" işinden artık bizim gibi bütün okuyucularımızın da sıkılmaya başladıklarını tahmin ediyoruz. Bu haftaki yazımızda, geçtiğimiz hafta bir yılını dolduran kutsal Aksa İntifadası'nın bu bir yıllık sürecini değişik boyutlarıyla ele almak istedik.

Aksa İntifadası Bütün Sömürgeci Düzenlere Başkaldırıdır

Aksa İntifadası aslında sadece siyonist işgal devletine değil insanlara zulmeden, bütün insani değerleri ayaklar altına alan çağdaş sömürgeci düzenlerin tümüne birden başkaldırıdır. Çünkü Filistin topraklarına yerleşmiş olan işgal güçleri arkalarına bu çağın bütün önde gelen sömürgeci güçlerini almışlardı. İşte buna dayanarak, bu güçlerin verdiği destekten cesaret alarak bütün bu zulümleri yapıyorlardı. İşgal güçleri bütün bu sömürgeci mekanizmalardan destek aldıklarından dolayı kendilerini oldukça güçlü hissediyorlardı. Müslümanların en önemli mekanlarından biri olan kutsal Mescidi Aksa'yı kirletmeye ve bir sonraki merhalede de onu yıkma planları yapmaya yönelten cesaret işte bu destekten kaynaklanan cesaretti. Dolayısıyla Aksa İntifadası'nı başlatan halkın başkaldırısı sadece Filistin topraklarına yerleşmiş olan işgalci siyonist güçlere karşı değil aynı zamanda onun arkasında duran çağdaş sömürgeci güçlerin tümüne karşıydı. Bu kutsal intifadanın bir yıllık sürecini tahlil ettiğimiz zaman da o halkın sadece siyonist işgal güçlerine karşı değil söz konusu sömürgeci güçlerin tümüne karşı bir mücadele verdiğini görürüz. Çünkü bu süre içinde, siyonist işgal güçleri Filistin halkının birçok ileri gelen önderinin şehit edilmesinde ABD'nin vermiş olduğu modern Apaçi helikopterlerini kullanmıştır. Son derece gelişmiş durumdaki bu helikopterler saldırı amaçlı olarak ve özellikle nokta operasyonlarında kullanılmaktadır. Bu helikopterlere takılan roketlerle belli noktaların hedef alınması ve vurulması mümkün olmaktadır. Zaten siyonist işgal yönetimi de Filistin halkının direniş önderlerini tasfiye amacıyla gerçekleştirmiş olduğu cinayetlere "nokta operasyonları" adını veriyor.

Aksa İntifadası'nın başlamasından kısa bir süre sonra ABD'nin İsrail işgal devletine 800 milyon dolarlık savaş yardımını gündemine alması da Filistin halkının direnişinin karşısında sadece İsrail'in değil çağdaş sömürgeci güçlerin olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. İntifada süresince İsrail işgal devleti ekonomik yönden önemli kayıplar verdi. Onun bütün bu kayıplarından doğan zararlarını ABD telafi etmeye çalıştı. ABD ve onun yanında yer alan güçler İsrail işgal devletine sadece silah ve ekonomik yardım yönünden değil aynı zamanda medyatik faaliyet yönünden de destek vermeye çalıştı. Bundan önceki intifadada İsrail'i en çok sıkıntıya sokan unsur dünya kamuoyu nezdinde zalim, gaddar, saldırgan, kemik kıran olarak tanınmasıydı. İşte bu imajını silebilmek için 1991'de "barış süreci" adını verdiği bir süreç başlatmıştı Bu süreç içinde Yasir Arafat da ona elinden geldiğince yardımcı olmuştu. Aksa İntifadası'nın başlamasından sonra da aynı zalim ve gaddar tutumunu ortaya koydu. Ama bu kez imaj yönünden aynı kötü duruma düşmek istemedi. Bu yüzden ABD'nin güdümündeki medya organlarından büyük destek aldı. Bu organlar Filistin halkının haklı ve meşru direnişini dünya kamuoyuna "terör" olarak lanse edebilmek için bütün gayretlerini ortaya koydular. Buna karşılık İsrail işgal devletinin vahşi saldırılarını da adeta "meşru müdafaa" gibi yansıtmaya çalıştılar. Hatta babasının arkasına sığınan sekiz yaşındaki Muhammed Cemal ed-Durre'nin öldürülmesini bile normal gösterebilecek kadar yüzsüzlük sergilediler. Sadece onun değil üç aylık bebeklerin öldürülmesini bile "savaş ortamında bu tür şeyler olur", "Filistinliler kendi çocuklarını ateş hattına sürmeseler bunlar olmaz" gibi savunmalarla siyonist işgal devletini haklı çıkarma yoluna gidecek kadar arsızlaştılar.

Hedef Sadece Mescidi Aksa Değildi

Bilindiği üzere Aksa İntifadası'nın kıvılcımını çakan olay siyonist işgal devletinin ileri gelenlerinden olan Ariel Şaron'un Mescidi Aksa'yı kirletmeye teşebbüs etmesiydi. Filistinliler, büyük bir cesaret ve kararlılık örneği sergileyerek onun amacına ulaşmasını engellediler. Bilindiği üzere bu teşebbüsün asıl amacı Mescidi Aksa'nın yıkılması ve yerine Siyon Mabedi adı verilen bir mabedin inşa edilebilmesi için şartları oluşturmaktı. Filistinliler zaten bu amacı bildiklerinden ve daha önce el-Halil'deki Hz. İbrahim Camisi'nde onların tedricilik metoduyla amaçlarına ulaşmada izledikleri yolu çok yakından tanıdıklarından Şaron'un girişimine engel oldular.

Peki işgalci siyonistler uzun süreden beridir bu Siyon Mabedi hikayesiyle neden uğraşıyorlar? Onların bundaki temel amaçları Filistinlilere direniş ve kararlılık azmi veren Mescidi Aksa'nın ortadan kaldırılmasıdır. Filistinliler bu kutsal mabedin orada bulunması için canları dahil her şeylerini ortaya koymaktan çekinmemektedirler. Bu kararlılıkta o mescidin varlığının önemli bir rolü olmaktadır. Bu kutsal mabed aynı zamanda bulunduğu şehre ve beldeye de bir kutsiyet kazandırmaktadır. Filistinliler o kutsal mabedin korunabilmesi için Kudüs ve Filistin topraklarındaki varlıklarını sürdürme konusunda büyük bir kararlılık göstermektedirler. Aslında siyonist işgal güçlerinin arkasında duran çağdaş sömürgeci güçler, işgalcileri o topraklarda rahata kavuşturmak için Filistinlilere alternatif vatan teklifleri sunabilirler. Hatta geçtiğimiz "sözde barış" döneminde sundular bile. Mülteci durumundaki Filistinlilerin Irak'a yerleştirilmesini teklif ettiler. Ama Filistinliler o kutsal toprakları terk etmemekte kararlı olduklarını, ne kadar zorluk ve sıkıntı içinde yaşasalar da orada yaşayıp orada ölmek istediklerini, kutsal Mescidi Aksa'yı işgalci siyonistlerin insafına terk etmek istemediklerini açıkça ifade ettiler.

İşgalci siyonistler Filistinlilerin, Filistin topraklarındaki varlıklarını sürdürme ve işgalcileri oradan çıkarma amacıyla sürdürdükleri direnişte Mescidi Aksa'nın adeta bir motor rolü oynadığını görmektedirler. Onu ortadan kaldırmak istemelerinin asıl amacı da işte bu motor fonksiyonunun ortadan kaldırılmasıdır. Yoksa asıl sebep "Siyon Mabedi" masalı değildir. Siyon Mabedi masalı sonradan uydurulmuştur. Yahudilerin genel dini literatürlerinde Siyon Mabedi ile ilgili iddiaların çok fazla önemi yoktur. Ama bu konudaki iddiaların bu kadar önemli ve öncelikli konuma getirilmesinde yahudi dini değil siyonist ideoloji etkili olmaktadır.

Vahşete Rağmen Hep Direniş

Aksa İntifadası'nın bir yıllık seyrini yakından incelediğimiz zaman siyonist saldırganların Filistin halkının direnişini kırabilmek için vahşetin her çeşidini uyguladıklarını görürüz. Yukarıda da belirttiğimiz gibi kundaktaki bebeklere varıncaya kadar bütün Filistinlileri karşılarına almış ve onları yok edebilmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Özellikle direnişe yön veren lider konumundaki kişilerin tasfiyesi için ABD destekli özel operasyonlar gerçekleştirilmiştir. Yüzlerce ev yıkılmış, binlerce insan evsiz barksız bir şekilde ortada bırakılmıştır. Bütün bunlara rağmen Filistin halkı yine de büyük bir kararlılıkla direniş ve mücadele azmini korudu. İşgal karşısında zillete dayalı bir göstermelik barışın kendisine bir şey sağlamadığını çok iyi tecrübe ettiğinden dolayı Arafat yönetiminin birkaç kez gündeme getirdiği barış numaralarının Filistin halkının direnişini kırmada herhangi bir etkisi olmadı. Bu mücadele tabii ki Filistin halkı açısından önemli bir fedakarlık gerektirdi. Ona epey pahalıya mal oldu. Pek çok zorluğu göze almak zorunda kaldı. Ama siyonist işgal gücüne de, Müslümanların kutsal mabedlerini yok etmenin kolay olamayacağını, böyle bir şeye teşebbüs etmenin kendisine de epey pahalıya mal olacağını gösterdi. Filistin halkı bu mücadelesiyle aynı zamanda siyonist işgalcilerin yayılmacı politikalarının da önünü kesmiş oldu. Bu konuda uzun vadeli hesaplar ve planlar yapanların azimlerini kırdı. Aksi taktirde siyonist işgalcilerin o yayılmacı politikalarından kaynaklanan tehlike bizim kapımızı da zorlamaya başlamış olacaktı.

Filistin Halkı Ümmet Adına Direnmektedir

Aslında, Filistin topraklarındaki kutsal mabetlerin ve bu mabetlerin kurulu olduğu mekanların korunması sadece Filistinlilerin değil tüm İslam ümmetinin görevidir. "Ben Müslümanım" diyen herkesin bu konuda kendini sorumlu hissetmesi gerekmektedir. Ama ne yazık ki bu konuda yeterli duyarlılığın gösterilmediğini görüyoruz. Zaten siyonist işgalcilere cesaret veren en önemli etkenlerden biri de Müslümanların genelinin bu konuda duyarsız ve ilgisiz kalmalarıdır. Ama Filistin halkı büyük bir kararlılık örneği ortaya koyarak ve büyük fedakarlıkları göze alarak tüm ümmeti adına o kutsal yerleri korumak için mücadele etmektedir. Müslümanların en azından bu mücadelede o insanlara destek vermeleri değişik yönden yardımcı olmanın yollarını araştırmaları gerekir. Aksi takdirde üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmemiş olurlar.

İntifadanın Geleceği

Yukarıda söylediğimiz gibi bu mücadele Filistin halkına epey pahalıya mal oldu. Çünkü İsrail işgal devleti bu mücadeleyi kırabilmek için vahşetin her çeşidine başvurdu. Çağdaş sömürgeci güçleri de yanına aldığından dolayı onların hizmetindeki medya organları vasıtasıyla dünya kamuoyunun önemli bir kesimini kısmen de olsa yanıltabildi. Özellikle Amerika'da yaşanan son gelişmelerle birlikte İslam aleyhtarlığının ve Müslüman düşmanlığının yaygınlaşması için büyük çaba sarf ediyor. Bütün bu gelişmeler Filistin halkını da sıkıntıya sokmaktadır doğal olarak. Ancak bu mücadelede siyonist işgal devleti de önemli kayıplar vermiştir. Özellikle yahudilerin Filistin topraklarını kendileri için rahat ve güvenli görmemeleri bu yüzden de oradan kaçmayı tercih etmeleri İsrail işgal devleti açısından önemli bir kan kaybı olmuştur. Eğer ki işgal devleti saldırgan tutumunu sürdürürse bu kayıp daha da artabilir. Bu yüzden işgal devletinin bu tutumunu veya en azından imajını değiştirme ihtiyacı duyduğunu görüyoruz. Biz bu konuyu Akit gazetesi için yazdığımız yazıda ele aldığımızdan burada tekrar etme gereği duymuyoruz.

Yüce Allah'tan Filistin halkını bu kutsal mücadelelerinde zafere ulaştırmasını diliyoruz.