![]() |
![]() |
![]() |
2 Ekim 2002 Çarşamba
Son günlerde bütün medya organlarına yansıyan haberlerden bilindiği üzere ABD Kongresi Kudüs'ü İsrail işgal devletinin başkenti olarak tanıyan ve ABD'nin İsrail büyükelçiliğinin bu şehre taşınmasına imkan veren bir tasarıyı kabul etti. Tasarı başkan Bush tarafından da onaylandı. Biz de bu gelişmenin genel bir tahlilini yapmak istiyoruz.
ABD aslında uzun süreden beridir Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımak için sinsi bir politika gütmektedir. Bundan önce aldığı bazı ön kararlarla bu işin diplomatik zeminini hazırlamaya çalışmıştı. Bu girişimleri aynı zamanda İslam aleminin tepkisini ölçme amacı taşıyordu. Ancak gördüğümüz kadarıyla söz konusu girişimler İslam aleminde yeterince tepki görmedi ve ABD bundan cesaret aldı.
ABD'nin Kudüs'le ilgili kararını Kongre'de yasal hale getirmesinin ve başkan Bush'un da onu jet hızıyla imzalamasının zamanlaması oldukça düşündürücüdür. Bu işlem tam İsrail işgal devletinin Filistin topraklarında vahşi saldırılarını şiddetlendirdiği, özerk yönetim lideri Arafat'ı yine köşeye sıkıştırdığı ve kundaktaki bebeklerin, hayatla yeni tanışmış çocukların kanlarını döktüğü günlere denk getirilmiştir. Böyle bir zamanlama bir bakıma işgalci siyonistleri ödüllendirme anlamı taşımaktadır. ABD, Kongresi ve başkanıyla işgalci siyonist devleti ve onun başbakanını Filistin halkına karşı işlediği cinayetlerden, gerçekleştirdiği katliamlardan dolayı ödüllendirmiştir. Dolayısıyla bu hadise, bugün ABD'ye hakim olan zihniyeti dünyaya tanıtmaktadır.
İlginçtir ki ABD, kendisinin her zaman İsrail yanlısı tavır sergilediği, bu tavrından dolayı da çoğu zaman uluslararası kuralları ve kararları ihlal ettiği hatırlatıldığında, bunun iftira olduğunu, Irak'a karşı planlanan operasyonun önünün kesilmesi amacıyla kullanılmak istenen bir iddia olduğunu söylemektedir. Oysa İsrail'i ve Filistin meselesini ilgilendiren gelişmeler karşısında sergilediği her tavır onun bu konudaki taraflılığının çok açık ispatıdır. Bugün durup dururken bulanık havadan istifade ederek, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve böylece bir bakıma Şaron'u katliamlarından, cinayetlerinden dolayı ödüllendirmesi artık söze hacet bırakmayacak kadar her şeyi gözler önüne sermiştir.
ABD, kararında Filistin halkının meşru haklarına tecavüz etmekle ve Müslümanların kutsal değerlerini hafife almakla kalmamış bizzat kendisinin uluslararası platformda meşrulaştırma mekanizması olarak kullandığı BM teşkilatının kararlarını da açıkça ihlal etmiştir. Her şeyden önce BM kararları Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak tanınmasına engeldir. Üstelik ABD Kongresi'nin kabul ettiği metinde Kudüs, İsrail'in "birleşik" başkenti olarak kabul edilmektedir. Bu ise işgalci siyonistlerin Kudüs'ün 1967'de işgal ettikleri ve Mescidi Aksa'yı da içinde barındıran doğu kesimini ilhak kararlarını onaylamak anlamına gelmektedir. Oysa bu ilhak işlemi Filistin'le ilgili BM kararlarında reddedilmiştir. Burada BM'in ABD'nin elinde bir oyuncak olduğu ve kararlarının da onun nazarında hiçbir itibarının olmadığı gerçeği karşımıza çıkmaktadır.
ABD'nin tutumu işgalci siyonistlere cüret kazandırmakta, dolayısıyla yeni saldırılar konusunda önlerini açmaktadır. Bu yüzden işgalcilerin tüm katliamlarında ve saldırılarında ABD'nin büyük payı vardır.
İslam ümmetinin bu gelişmeler karşısında duyarlı olması, Kudüs davasına sahip çıkması gerekmektedir. Unutmamak gerekir ki Kudüs meselesi sadece Filistinlilerin değil bütün Müslümanların ortak meseleleridir. ABD'nin tutumuna protestolarla, ABD temsilciliklerine mektuplar göndermek, fakslar çekmek suretiyle tepki göstermek ve alternatifleri olan yahut zorunlu ihtiyaç olmayan ABD ürünlerini boykot etmek suretiyle bu tepkiyi fiiliyata dökmek gerekir.