2 Nisan 1995 Pazar günü Gazze'nin Şeyh Rıdvan mahallesinde üç katlı bir binaya yerleştirilen bombanın patlaması sonucu altı Filistinli şehid oldu, bir Filistinli de yaralandı. Şehid edilenlerden birisi HAMAS'ın askeri kanadı durumundaki İzzettin Kassam Birlikleri'nin Gazze'deki etkili komutanlarından olan Kemâl Kehil'di. Kemâl Kehil gerek İsrail güvenlik güçlerinin ve gerekse Filistin özerk yönetimi polislerinin uzun zamandan beridir aradığı bir kişiydi. Hatta İsrail istihbaratının listesinde Gazze'de arananların başında geliyordu. Bu yüzden Filistin özerk yönetimi istihbaratıyla İsrail istihbaratı uzun süredir onun peşindeydi. Özerk yönetime bağlı polisler de yaptıkları bütün baskınlarda onu soruyor, adresini tespit etmeye çalışıyorlardı. İşte bu hararetli aramaların herkes tarafından hissedilmeye başlandığı bir sırada, Gazze'nin Şeyh Rıdvan mahallesinde Kemâl Kehil'in girip çıktığı üç katlı binada büyük bir patlama meydana geldi ve binanın üst iki katı tamamen yerle bir oldu. Olayda Kemâl Kehil'le birlikte altı kişi şehid olurken Nidâl Debâbiş adlı yine İzzettin Kassam birliklerine mensup bir genç de yaralı olarak kurtuldu.
Filistin özerk yönetimi polis müdürü Gazi el-Cubâli suikastteki sorumluluğu üzerinden atabilmek ve halkı yanıltmak amacıyla olayın meydana gelmesinden birkaç dakika sonra patlamanın İzzettin Kassam birlikleri tarafından bomba imalatı için kullanılan bir binada ve kazayla meydana geldiğini ileri sürdü. Polis müdürü Gazi el-Cubâli'nin, olayın meydana gelmesinden sadece birkaç dakika sonra, hiçbir araştırma yapmadan böyle açıklama yapması gerçekten ilginçti. Ancak gelişmeler ve ortaya çıkan deliller el-Cubâli'nin söz konusu iddiasında ne kadar tutarsız davrandığını ve mesnetsiz attığını ortaya çıkardı. Her şeyden önce İzzettin Kassam birliklerinin meskun yerlerde bomba imal ettikleri veya bulundurdukları o zamana kadar görülmüş bir şey değildi. Üstelik patlama olayında şehid edilen Kemâl Kehil'in uzun süreden beridir aranıyor olması arka planda bir özerk yönetim - İsrail istihbaratı işbirliğinin olduğunu gösteriyordu.
Özerk yönetim polisleri, İsrail istihbarat elemanlarıyla işbirliği içinde gerçekleştirdikleri suikast hakkında uydurdukları yalanların ortaya çıkmaması için olaydan yaralı olarak kurtulan Nidâl Debâbiş'i derhal tedavi için kaldırıldığı hastanede gözetim altına aldılar. Debâbiş'in sadece yüzünde yara ve karnında hafif yanık vardı. Yani yarası ağır değildi. Bununla birlikte polisler gözetim altına aldıktan bir süre sonra onun öldüğünü ileri sürdüler. Fakat halk bunun bir senaryo olabileceğini polislerin olayın tek görgü şâhidi Debâbiş'i gizlice öldürme amacı taşıdıklarından gösterilecek tepkiyi ölçmek için böyle bir haber uydurmuş olabileceklerini bildiğinden olayın üzerine gitti. Bu durum karşısında polisler Debâbiş'in ölmediğini gözetim altında olduğunu açıklamak zorunda kaldılar. Ancak ailesiyle ve sivil halkla görüşmesine dolayısıyla olayı doğru bir şekilde halka anlatmasına engel oldular. Fakat civar evlerde oturan görgü şahitleri patlamanın kesinlikle bir kazadan kaynaklanmadığını ifade ettiler. Civar evlerde oturanların anlattıklarına göre patlamadan bir süre önce Kemâl Kehil eve girdi. Sonra elinde bir paket bulunan yabancı biri geldi ve evin önünde duran çocukla bir süre konuştu. Sonra elindeki paketi çocuğa verdi ve çocuk içeri girdi. Az sonra da o binada büyük bir patlama meydana geldi.
Görgü şahitleri olayı böyle anlatırken, aradan fazla zaman geçmeden siyonist gazeteler de patlama olayının İsrail iç istihbarat teşkilatı ŞABAK'ın bir operasyonu olduğunu açığa vurdular. Bu, özerk yönetim polisinin ve istihbaratının da işe bulaştığını ortaya koyuyordu. Çünkü özerk yönetimin sorumluluk alanına giren bir bölgede ŞABAK elemanlarının böyle bir operasyonu özerk yönetimin adamlarından habersiz bir şekilde gerçekleştirmeleri zordu. Siyonist gazeteler patlamada ölen Filistinliler arasında yer alan Kemâl Kehil'in uzun süreden beridir arandığına dikkat çekerek onun böyle bir operasyonla ortadan kaldırılmasının İsrail iç istihbarat teşkilatı ŞABAK'ın bir ay kadar önce göreve getirilmiş olan yeni genel müdürünün bir başarısı olduğuna işaret ettiler. İsrail gazeteleri söz konusu operasyonda öldürülen Filistinlilerin çok sayıda yahudi yerleşimcinin ve İsrail askerinin öldürülmesi olayının sorumlusu olduğunu da ileri sürdüler. Tanınmış siyonist gazetelerinden Dafar olayla ilgili yorumunda, Kemâl Kehil'den önce Imad Akal ve Yâsir Nemruti'nin de benzer bir operasyonla ortadan kaldırıldığını hatırlatarak onun arkasından daha başkalarının gelebileceğine dikkat çekti.
Olaydan sonra İzzettin Kassam birlikleri adına Gazze'de dağıtılan bildiride de şu ifadelere yer verildi: "Bu hain saldırı İsrail uşağı durumundaki Arafat yönetimiyle işgalci siyonist hâkimiyetin ortak bir eylemidir ve başta İzzettin Kassam birlikleri olmak üzere işgale karşı mücadele halindeki tüm grupları tasfiye etmeyi amaçlayan planın bir parçasıdır. Bu çirkin suikast özerk yönetim güvenlik güçlerinin halkımız adına mücadele eden mücahitler üzerindeki baskılarını artırdığı, onların kahramanca gerçekleştirdiği istişhadi eylemleri etkisiz hâle getirmek için özel çaba harcadığı, Arafat'ın mücahitler aleyhindeki açıklamalarının, onlara yönelik hapse atma tehditlerinin arttığı bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bilindiği üzere binalara patlayıcı maddeler atmak, bombalar yerleştirmek İzzettin Kassam birliklerinin başvurduğu bir metot değildir. Dolayısıyla aranan mücahitler beraberlerinde herhangi bir patlayıcı madde olmaksızın o binaya sığınmışlardı. Bu itibarla özerk yönetimin, suçu üzerinden atmak amacıyla ileri sürmüş olduğu, binada bulunanların yanlarındaki patlayıcı maddelerin patlamış olabileceği yolundaki iddialar tamamen saçma ve tutarsızdır. Bu çirkin suikast Arafat yönetimine bağlı istihbarat elemanlarının ve güvenlik güçlerinin son dönemlerde sürdürdükleri yoğun istihbarat faaliyetlerinden sonra gerçekleştirilmiştir. Özellikle olayda şehid edilen Kemâl Kehil üzerindeki soruşturmanın son zamanlarda iyice yoğunlaştırıldığını, hakkında tekrar tekrar soru sorulmasından artık herkes anlamaya başlamıştı."
Filistin İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS) Basın Bürosu tarafından bugün yayınlanan bir bildiride dün Gazze'nin Şeyh Rıdvan mahallesinde bir binada tahrip gücü yüksek bomba patlatılması sonucu meydana gelen olaydan siyonist İsrail rejimiyle Yasir Arafat liderliğindeki özerk yönetimin birlikte sorumlu tutulması gerektiğine dikkat çekildi. HAMAS'ın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
"Özerk yönetim, utanç verici ve küçük düşürücü uğursuz anlaşmaları imzalayarak Gazze ve Eriha'ya girdiği günden beri siyonist düşmanın kendisi için belirlemiş olduğu görevi yerine getirmenin gayreti içerisindedir. Dolayısıyla bu yönetim terörist Rabin'i memnun edebilmek için halkımıza karşı büyük cürümler işlemekte, onun kahraman mücahitlerine karşı her türlü baskı uygulamasını lâyık görmektedir.
Arafat yönetimi HAMAS'la uğraşmak amacıyla gizli bir plan hazırladı. Bu plan o aşağılık yönetimin HAMAS'ın askeri kanadı durumundaki İzzettin Kassam birliklerini tanımak ve eylemlerini sınırlamak amacıyla üstlenmiş olduğu utanç verici görevin mahiyetini de ortaya koyuyordu. Bu yönetim, İzzettin Kassam birliklerini zayıflatmak, tasfiye etmek ve etrafını sarmak amacıyla tam bir gizlilik içinde uygulamaya koymak istediği uzmanca hazırlanmış bir plan ortaya koymuştu.
Özerk yönetimin başı ve diğer önde gelenleri kahraman halkımızın arasından çıkan mücahitlerimizi boş sözlerle tenkit etmekten, onların direniş eylemlerini terör eylemi olarak nitelemekten çekinmediler. Bu nitelikteki açıklamalara paralel olarak da geniş çaplı tutuklamalar, baskılar gerçekleştirildi. Mücâhitlerin ellerindeki silahlar zorla alındı. Gazze'nin Şeyh Rıdvan mahallesinde gerçekleştirilen katliamdan birkaç gün önce de Yasir Arafat, Yediot Aharanoot adlı İsrail gazetesine verdiği demeçte, mücahitlerimizi "aşırılar" olarak niteledikten sonra onlara yönelik açık tehditler savuruyor ve: "Emirlerime uymadıkları takdirde üzerlerine adamlarımı gönderirim onlara günlerini gösterirler" diyordu.
Özerk yönetimin başı ve bu yönetimin önde gelen elemanları, mücâhitlerle uğraşmak ve onları tasfiye etmek amacıyla siyonist rejimle aralarında ortak güvenlik komiteleri oluşturduklarını açıklamaktan sakınmadılar. Gelişmeler ve uygulamalar da Arafat yönetimi ve onun güvenlik servisleriyle İsrail gizli servisleri, siyonistlerin cinayet şebekeleri arasında işbirliği olduğunu ortaya çıkardı...
Özerk yönetim son zamanlarda istihbarat çalışmalarını, araştırmalarını ve aramalarını İzzettin Kassam birliklerinin aranan elemanları üzerinde yoğunlaştırmıştı. Onların başında da Gazze'nin Şeyh Rıdvan mahallesinde dün meydana gelen olayda şehid edilen Kemâl Kehil geliyordu. Son zamanlarda onu her tarafta arıyor ve yaptıkları her baskında soruşturuyorlardı. Çeşitli kaynaklarda ifade edildiğine göre Filistin polisi son patlama olayından iki gün önce yine aynı mıntıkada Kemâl Kehil'in saklandığı bölgeye bir baskın düzenlemişti.
Bu ve benzeri gelişmeleri özerk yönetimin bütün güvenlik organlarının uzun süreden beridir Kemâl Kehil'in izini takip ettiğini ortaya koymaktadır. Bu da gösteriyor ki dün, Gazze'nin Şeyh Rıdvan mahallesinde işlenen cinayet siyonist rejimle özerk yönetimin ortak bir planıdır. Bu cinayetle ilgili planın bütün maddeleri her iki tarafça ortaklaşa ve en üst düzeylerde hazırlanmıştır."
HAMAS'ın bildirisinde özerk yönetimin olayın sorumluluğunu üzerinden atmak amacıyla patlamanın olduğu binanın İzzettin Kassam birliklerinin patlayıcı yapımında kullandıkları bina olduğu iddiasını ortaya attığına dikkat çekildikten sonra şu ifadelere yer verildi: "Ancak (polis müdürü) Gazi el-Cubâli hemen apar topar böyle bir şeyin olmadığını açıklama gereği duydu. Çünkü halkımız çok iyi biliyor ki patlayıcı maddeleri bir yere biriktirmek veya ikâmetgâhların yakınında bir yere saklamak İzzettin Kassam birliklerinin izlediği bir metot değildir."
HAMAS'ın bildirisinde özerk yönetimin olayla ilgili açıklamalarının oldukça çelişkili olduğuna ve birbirini tutmadığına da dikkat çekildi. Buna karşılık Gazze'de bulunan HAMAS yetkililerinin herhangi bir açıklama yapmalarına ve olay hakkında halkı bilgilendirmelerine de fırsat verilmediğine işaret edildi.
*25 Şubat 1994 Cuma günü Sabah namazı esnasında Barush Goldstein adlı bir yahudi terörist tarafından gerçekleştirilen ve 67 Müslümanın şehid edilmesine yol açan katliam dolayısıyla ibadete kapatılan Hz. İbrahim Camisi siyonist yönetimin çeşitli değişiklikler yapmasından sonra ibadete açıldı. Siyonist yönetim caminin daha önce yahudiler tarafından haksız olarak gasp edilen bölümünü daha da genişleterek Müslümanların ibadet edecekleri kısmı daralttı. Cami kısmında ibadet edebileceklerin sayısını da 300'le sınırladı. Bununla da kalmayarak caminin her tarafına elektronik cihazlar, kameralar koymak, bir kapı dışında bütün giriş kapılarını kapatmak ve etrafına birçok askeri kontrol noktası yerleştirmek suretiyle camiyi adeta askeri bir karakola dönüştürdü. Kudüs'teki İslâmi Vakıflar Meclisi Hz. İbrahim Camisi'nde yapılan değişiklikleri kınadı. Meclis konuyla ilgili açıklamasında, İsrail yönetiminin Hz. İbrahim Camisi'nde yaptığı değişikliklerle orada ibadet eden Müslümanlara saldırarak katliam gerçekleştirenleri, Müslümanların hesabından mükâfatlandırdığını ifade etti. Libya yönetimi onlarca Filistinli aileyi sınır dışı etme kararı aldı. Libya'nın bu kararı üzerine Libya-Mısır sınırına getirilen Filistinli aileler geçtiğimiz ay burada bekletildiler. Filistinli ailelerin Libya-Mısır sınırında oldukça zor şartlarda yaşadıkları ve hava şartlarının kötü olması sebebiyle iki çocuğun hayatını kaybettiği bildirildi. HAMAS resmi sözcüsü İbrahim Goşe, 13 Aralık 1994 tarihinde Libya'nın Amman büyükelçisiyle görüşerek Filistinli ailelerin yeniden Libya'ya kabul edilmelerini istedi. Ancak Libya yönetimi bu yönde herhangi bir açıklama yapmadı.