Filistin'de Direniş ve Kadın

Tûba Varol

Filistin direnişi dünya gündemini az çok takip eden herkesin uzun yıllardan beri duyduğu, İslami duyarlılığa sahip olanlarınsa yakından takip ettiği bir direniştir. Filistin direnişi ile ilgili gazete manşetlerinde ve kameralar karşısında bu işi omuzlanmış kahramanlar olarak Emin el-Huseyni, İzzettin Kassam, Fethi Şikaki, Ahmed Yasin, Abdülaziz Rantisi, Halid Meş'al ve diğer mücahitleri gördük çoğu kez karşımızda. Bir de işgalcilere taş atan Filistin'in küçük ebabil kuşlarını. Filistin'deki kadınları ise olayların ön saflarında ve kameraların önünde pek görmedik. Bir halk direnişinin ise kadın ve erkek tarafının birlikte çabası olmadan uzun yıllar boyunca sürdürülebilmesi mümkün değildir.

Peki, Filistinli kadının Filistin direnişindeki konumu ve fonksiyonu nedir?

Bu davayı biraz yakından takip edenler aslında Filistinli kadınların bu davadaki yerini ve fonksiyonunu hemen fark edeceklerdir. Çünkü her ne kadar Filistinli kadın kameraların karşısında ve dünya kamuoyunun gözü önünde değilse de Filistin'deki hayatın hemen her safhasında yerini almaktadır. Bir mücahide, bir anne, bir eş yani bir kadın olarak. Hem de dünyanın diğer birçok yerindeki kadınların bulundukları şartlardan çok daha zor şartlar altında. Şimdi onun Filistin direnişindeki yerini biraz daha detaylı olarak görmeye çalışalım.

Dediğimiz gibi Filistinli kadın sürekli gündemde olan Filistin direnişinde belki pek kameralar karşısında ön saflarda görünmüyor ama toprağı ve tabiatı besleyen yeraltı suları gibi derinden ama güçlü bir şekilde hayatın her safhasında yerini alarak bu direnişi besleyen en önemli kaynaklardan birini oluşturuyor. Yasir Arafat'ın konuşmalarında "benim küçük generallerim" diye sahiplenmeye çalıştığı, bizlerinse daha çok Filistin'in "ebabil kuşları" diye nitelendirdiğimiz siyonist işgalcilere karşı ellerindeki sapan ve taşlarla karşı duran küçük Filistin mücahitlerinin ilk eğitimlerini ve onlara koskoca tanklara karşı ellerindeki taşlarla karşı durma cesaretini veren Filistinli kadınlar yani annelerdir. Hepimiz biliriz ki bir çocuğun kişisel gelişiminde en önemli etken ailenin verdiği eğitimdir. Filistinli çocukların ilk eğitimleri ise çoğunlukla babalarının şehit olması, hapiste bulunması, direnişin fiili çalışmaları veya Filistin'deki zor çalışma şartları gibi sebeplerden dolayı daha çok annelerin omuzlarındadır. Filistinli annelerse her anne gibi kendi canlarından daha çok sevdikleri ve korumaya çalıştıkları çocuklarının eğitiminde çok hassas davranmaktadırlar. Onların eğitiminde ise özellikle kutsal olan değerleri koruma, özgürlük ve direniş konularında daha da hassastırlar. Annelerin verdiği bu eğitim ve cesaretle Filistinli çocuklar bizim gözümüzde Yüce Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de sözünü ettiği "ebabil kuşları" sıfatını alabilmektedirler. Ancak tabii ki anneler çocuklarını siyonist işgalcinin tankları karşısında tek başlarına bırakmamakta kendileri de ellerindeki taşlarla çocuklarının hemen yanı başında onlarla birlikte durmaktadırlar. Bugün Filistin direnişini dışarıdan izleyen bizler kendimizi bir hesaba çektiğimizde "caba kendi çocuklarımızı bu değerler konusunda eğitmede ne kadar cesaretli davranabiliyoruz?" sorusuna tatmin edici cevap verebilir miyiz? Mukaddes değerlerimiz için çocuklarımızı ne kadar yüreklendirebiliyoruz. Filistinli anneler ise canlarından çok sevdikleri ve korudukları çocuklarının şehadetinde bile kendilerine şehadet tebriğine gelenleri büyük bir metanetle karşılayabiliyorlar. Bunun en yakın örneğini İntifada'nın sembolü haline gelen Muhammed Cemal ed-Durre adındaki çocuğun vahşi siyonist askerler tarafından babasının arkasına sığındığı bir sırada şehid edildikten sonra annesi Emel ed-Durra'nın "Oğlum hamdolsun şehid oldu. Zaten o şehid olmayı çok arzulardı. Ama ne de olsa bir anneyim, içimde oğlunu kaybetmiş bir annenin ızdırabı tabii ki var" sözlerinde görüyoruz. Bir başka örnekte ise HAMAS'ın askeri kanadının Batı Yaka sorumlusu Mahmud Ebu Henud'un, şehit edilişini annesi büyük metanetle karşılıyor ve oğlunun fotoğrafını öperek ona olan hasretini gidermeye çalışıyordu. Bunların benzeri yüzlerce örnek gösterebiliriz.

Filistinli anneler kutsal değerlerine, Allah yolundaki direnişlerine ve özgürlük mücadelelerine o kadar bağlı ve bu konuda o kadar cesaretliler ki şehadet eylemine gidecek olan yavrularının başına şehadet bandını kendi elleriyle bağlıyorlar. Bu hangi annenin kolaylıkla yapabileceği bir şeydir? Dünyaya getirdiği andan itibaren her şeyden korumaya çalıştığı üzerine titrediği yavrusunu Allah yolunda şehadete kendi elleriyle yollamak hangi annenin cesaret edebileceği şeydir? Ancak Filistinli anneler bu büyük gücü gösterebilen nadir annelerdendir. Bu cesareti gösterebiliyorlar çünkü yavrularına Allah yolunda şehit olmanın üstünlüğünü öğretenler o annelerdir.

Filistinli kadınlar sadece annelik yönleriyle değil eş olma yönleriyle de büyük bir örneklik teşkil etmektedirler. Vatanlarında sürdürülen direnişte bizzat görev alan eşlerinin en büyük yardımcısı, destekçisi, yüreklendiricisi onlardır. Direnişle ilgilenen erkeklerin ister istemez boş bırakmak zorunda kaldıkları alanları büyük bir dirayetle doldurmakta, eşlerine destek olmanın yanı sıra çocuklarının eğitimi, ailenin düzeni, çekip-çevrilmesi işlerini de üstlenmektedirler.

Onlar eşleri Allah yolunda şehid olduğunda da büyük bir metanet göstermekte ve büyük bir dirayetle onlardan boşalan yerleri doldurmaya çalışmaktadırlar. Tabii bu durumda onların omuzlarına çok daha büyük bir sorumluluk yüklenmekte ve çoğunlukla kalabalık olan ailelerinin geçimini temin etmek için çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Eğer ekip biçebilecekleri bir toprakları varsa oranın ekilip biçilmesi, satılması vs. ona kalmakta. Bu zorluklarla başa çıkmaya çalışırken birçok kez de zalim siyonistlerin bağ-bahçe veya tarlalarına saldırıları sonucunda büyük zorluklarla yetiştirdikleri ürünleri bir anda tahrip edilmekte, yakılmakta veya talan edilmektedir. Böyle bir toprağa sahip olmayanlarsa daha çok küçük atölyelerde veya fabrikalarda iş bulup çalışmak durumunda kalmaktadırlar. Filistin'in içinde bulunduğu şartlarda bunu başarabilmekse çok zordur. Çünkü işsizlik oranının % 60-70 dolaylarında olduğu bir beldede bir iş bulabilip de çalışmanın zorluğunu tahmin edebiliriz. Hiçbir iş bulamayıp evinin geçimini sağlayamayacak durumda olan dul ve yetimler ise diğer İslam diyarlarından gelecek olan yardımlara bel bağlamış durumdalar. Bu yardımlar da çoğu kez kendilerini güç bela geçindirmeye bile yetmeyecek miktarlarda olmaktadır. Bu durumda olan aile sayısı azımsanmayacak kadardır. Bu durumda olanların başına gelebilecek en büyük facia ise siyonist işgalcilerin içinde barındıkları evlerini başlarına yıkmalarıdır ki bu da Filistin'de sık karşılaşılan bir durumdur. Evi yıkılan aileler ya bir yakınlarının zaten kalabalık olan evlerine sığınmak ya da çadırlarda yaşamak zorunda kalmaktadırlar.

Bir de tabii eşleri siyonist işgalcilerin hapishanelerinde olan hanımlar var ki bunlar da eşleri şehid olanlardan daha iyi durumda değiller. Onlar da aynı sıkıntıları yaşıyorlar. Üstelik siyonist işgalcilerin onları eşleriyle görüştürmemelerinden, eşlerinin hapishanelerdeki zor hayat şartlarından ve onlara uygulanan işkencelerden dolayı manevi bir baskı altındalar. Ancak bütün bu zor şartlar altında dahi bu kadınlar ümitsizliğe düşmeden evlerini geçindirip çocuklarını en güzel şekilde yetiştirmeye çalışıyorlar.

Tabii Filistinli kadınlar ve genç kızlar fiilen de direnişin içindeler. Bu yüzden İsrail zindanlarına doldurulan yüzlerce Filistinli kadın var. Bu kadınlar zindanlarda çok zor şartlar altında hayat mücadelesi veriyorlar. Bunların arasında küçük yaşlarda kızlar olduğu gibi hapishanede doğum yapıp bebeğiyle orada hayat sürmeye çalışan kadınlar da var. Filistinli tutuklularla ilgilenen insan hakları örgütlerinin İsrail zindanlarına doldurulmuş Filistinli kadınların durumlarının gittikçe kötüleştiğine dikkat çekmelerine rağmen işgalci rejim şartların düzeltilmesi taleplerine kulak asmak bile istemiyor. Çoğu zaman sağlık durumlarının kötüleşmesinden dolayı tedaviye ihtiyacı olanların tedavisine dahi izin verilmiyor.

Filistinli kadınlar ve genç kızlar yeri geldiğinde büyük bir cesaretle davanın en ön saflarında bulunmaktan da çekinmemekte, kendi canlarını da ortaya koymaktadırlar. Filistin direnişi bunun örnekleriyle de doludur. İşte bu örneklerden birkaç tanesi: Hanadi Taysir Ceride, 24 Ekim 2003'te Hayfa'da bir restoranda şehadet eyleminde bulunarak şehitler kervanına katıldı. Ramallah'dan Vefa İdris 2002 yılında şehadet eylemi gerçekleştirerek Siyonist işgalcilerin kalplerine korku salarken kendisi şehitler kervanının yolcusuydu. Yine çevresinde çok sevilen, hayat dolu, okulunun en başarılı öğrencilerinden olan Ayet el-Ahras 2002'nin Mart ayında bir şehadet eylemiyle, çok arzuladığı şehitlik mertebesine yükseldi. Onlara bu fedakârlığı yaptıran, hayatlarının en verimli çağında canlarını fedaya sevk eden şey elbette davalarına sıkı sıkıya bağlılıkları ve Allah yolunda canlarını feda etme arzusuydu.

Sonuç olarak hadiseye baktığımız zaman Filistinli kadınların Filistin direnişinin hemen her safhasında yerlerini aldıklarını, hiç tereddüt göstermeden yapabilecekleri her fedakârlığı yaptıklarını görüyoruz. Zaten başta da belirttiğimiz gibi bir direnişin kadın ve erkek bireylerinin işbirliği olmadan, beraber çalışmadan uzun yıllar boyunca devam edebilmesi mümkün değildir. Oysa Filistin direnişini sürdüren kardeşlerimiz yıllardan beridir sadece Filistinlilerin değil tüm İslam ümmetinin en kutsal varlıklarından, Allah Resulu'nun miraca yükseliş mekânı olan Mescidi Aksa'yı, Allah'ın hakkında Kur'an-ı Kerim'de "Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya yürütenin şanı pek yücedir." (İsra, 17/1) diye buyurduğu bu bereketli ve kutsal toprakları tüm ümmet adına savunmakta ve işgalden kurtarmak için canlarını, yakınlarını ve mallarını feda etmekten çekinmemektedirler. Bu durumda bizlere düşen bir şeylerin de olması gerekir. Bizim için de kutsal olan bu beldeleri canları pahasına koruyan ve işgalden kurtarmaya çalışan kardeşlerimiz için neler yapabiliyoruz ve neler yapmalıyız sorusunu kendimize sormalıyız.

Resulullah (s.a.s.)'ın "Oraya (Mescidi Aksa'ya) gidin ve içinde namaz kılın. Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin" hadisine uyarak oralara kandillerin yakılı kalması için "zeytinyağı" göndermeye çalışmalıyız. Tabii ki bu zeytinyağı bugün bizim için kendi kelime manasından daha farklı bir mana ifade etmelidir. Bugün oralarda yanan kandil Filistin direnişi yani İntifada'dır. Bu kandilin yanması, sönmemesi için hiç olmazsa oralardaki dul ve yetimlerin geçinebilmelerini temin edecek, yeni kandiller yetişmesini sağlayacak yardımlar gönderebilmeliyiz.

Tabii kendi nefislerimiz için de bunlardan bir pay çıkarabilmeli, Allah yolunda ne yapabildiğimizi gözden geçirmeli, hayatımızı buna göre yönlendirmeliyiz. Filistinli kadınların belki bizim dualarımıza ve maddi yardımlarımıza ihtiyacı var ama bizim anların mücadelelerinden dersler çıkarmaya daha çok ihtiyacımız var. Bu dersleri gereğince çıkarabilmemiz dileğiyle.