20 Ocak 2006 Cuma, Vakit gazetesi
Filistin'de 25 Ocak 2006'da özerk yönetim parlamentosunun üyelerinin belirlenmesi için seçim yapılacak.
HAMAS'ın yerel seçimlerde gösterdiği üstün başarı işgalci siyonist devleti ve onun arkasında duran Amerikan emperyalizmini hatta demokrasiyi putlaştıran Avrupa Birliği'ni bayağı endişelendirmişti. Endişelerini önce HAMAS'ın parlamento seçimlerine sokulmaması talepleriyle ortaya koydular. Bu onların kendi putlarını yemeleri anlamına geliyordu.
Fakat özerk yönetimin onların bu konudaki taleplerini yerine getirmesi mümkün değildi. Çünkü HAMAS Filistin davasıyla bütünleşmiş ve kalabalık bir kitlenin desteğiyle yoluna devam ettiğini ispat etmiş bir harekettir. Abbas yönetiminin seçimlerde onun önüne engel çıkarması marjinal bir hareketi değil Filistin halkını karşısına alması anlamına gelir. Çünkü Filistin halkının en az yarısının bu harekete doğrudan destek verdiği zaten görüldü. Diğer yarısının da önemli bir kısmı oy vermese bile bu hareketin seçimlere katılmasının engellenmesine şiddetle karşıdır. Kaldı ki özerk yönetimin böyle bir engelleme çıkarması durumunda yapılacak iş bir genel seçim değil kendi çalıp kendi oynama işi olacaktı. Dolayısıyla yapılacak seçimlerin ve belirlenecek parlamentonun meşruiyeti ciddi şekilde tartışılacaktı.
Emperyalist güçler ve onların himayesindeki işgalci siyonistler HAMAS'ın seçime katılmasının engellenmesinin mümkün olamayacağını anlayınca bu kez seçimlerin ertelenmesi talebinde bulundular. Fakat özerk yönetim lideri Mahmud Abbas böyle bir şeyin de aleyhlerine olacağını düşündü. Çünkü her şeyden önce böyle bir ertelemenin HAMAS'ın başarısını engelleme yönünde birtakım hile metotları geliştirmek için zaman kazanma amacına yönelik olacağını herkes tahmin edecekti. Bu durumda seçimlerin dürüstlüğü ve güvenilirliği ciddi şekilde tartışma konusu olacaktı. Öte yandan böyle açıktan hile çabalarının HAMAS'a olan ilgi ve desteğin artmasına sebep olması da kuvvetle muhtemeldi. Dolayısıyla uzun bir tereddüt döneminden sonra seçimleri vaktinde gerçekleştirmeyi kendi açısından daha uygun gördü.
Bu kez işgalci siyonistler HAMAS'ın parlamentoda ve siyaset alanında yer almasını bir pazarlık aracı olarak kullanmak istedi ve bu hareketin silahlarını bırakmaya zorlanması talebinde bulundular. Oysa düşünmediler ki işgale karşı haklı ve meşru bir mücadele içinde olan HAMAS açısından parlamentoda temsil imkânı hiçbir zaman silahlı mücadelenin alternatifi olamaz. Filistin topraklarındaki siyonist işgal ve vahşi saldırılar devam ettiği sürece HAMAS silahlı mücadeleden vazgeçmeyecektir. Şartlar onu parlamentoda temsil imkânıyla silahlı mücadele arasında bir tercihe zorlayacak olsa o silahlı mücadele tarafını tercih edecektir.
Netice itibariyle emperyalist güçler ve onlar tarafından himaye edilen işgalci siyonistler özerk yönetim parlamento seçimlerini HAMAS'ı kendi istedikleri şekilde "hizaya sokma" amacıyla değerlendirme girişimlerinin hiçbirinde başarılı olamadılar. Ama yine de işin peşini bırakmış değiller. Bundan sonrasıyla ilgili çabalarından inşallah müteakip yazımızda söz edeceğiz.
21 Ocak 2006 Cumartesi, Vakit gazetesi
İşgalcileri ve onların arkasındaki sömürgeci güçleri korkutan, HAMAS'ın Filistin davasıyla özdeşleşmesi ve uluslar arası platformda bu davanın temsilcisi olarak kabul edilmesi, geçmişte FKÖ'nün yaptığı gibi resmi temsilcilikler açarak bu fonksiyonunu icra etme imkânları bulabilmesidir. Çünkü arkasındaki kitlesel desteğin zaman içinde dünya kamuoyunu bir HAMAS gerçeğiyle karşı karşıya getireceğini görüyorlar. Oysa emperyalistler ve işgalci siyonistler son zamanlarda bu hareketi marjinal bir "terör örgütü" olarak kabul ettirmek için faaliyetlerini bayağı artırmışlardı. HAMAS'ın yerel seçimlere girmesi onların bu çabalarını etkisiz hâle getirme açısından önemli yararlar sağladı. Şimdi parlamento seçimleri vasıtasıyla kitlesel gücünü bir kez daha ispatlaması ve siyasi platformda onaylanmasının zorunlu hâle gelmesi söz konusu çabaların etkisini iyice azaltacaktır.
İşgalciler bu hareketin seçime girmesinin engellenmesi veya seçime girebilmesi için silah bırakmaya zorlanması için yürüttükleri çabalarında başarısız kalınca şimdi seçim üzerinde oyunlar oynayarak başarısını engellemek istiyorlar. Bunların başında kitlesel yönlendirme geliyor. Birtakım kamuoyu yoklamaları ve anketler vasıtasıyla HAMAS'ın yerel seçimlerdeki gücünü kaybettiği kanaatini yaygınlaştırmaya çalışıyorlar. Bu konuda hâlen en-Nakab çöl zindanında tutulan ve Nablus bölgesinde HAMAS'ın Değişim ve Islah listesinden aday olan Ahmed el-Hâcc'ın yaptığı açıklama düşündürücüdür. el-Hâcc bu tür kamuoyu yoklamalarının gerçekleri ortaya çıkarma değil yönlendirme amaçlı olduğunu vurgulayarak, HAMAS'ın gerçek gücünün kamuoyu yoklamalarında değil seçim sandıklarında ortaya çıkacağını söyledi. el-Hâcc söz konusu kamuoyu yoklamalarını yürüten firmaların bazı dış güçler tarafından finanse edilmesinin de düşündürücü olduğuna dikkat çekti. Bizim kanaatimize göre bu tür kamuoyu yoklamalarının amaçlarından biri de psikolojik yönden toplumu hazırlamaktır. Hile yoluyla alınacak sonuçlara toplumun hazırlanması hedefleniyor.
Dikkat çekici bir gelişme de emniyet teşkilatında çalışanların polis merkezlerinde oy vermeleri uygulamasının getirilmesidir. Bu uygulama emniyet çalışanlarının tümünün oylarının belli bir yöne sevk edilmesi için şartların oluşturulması amacına yöneliktir. Bu, dünya kamuoyuna pek yansımadı ama Filistin'de önemli bir tartışma konusu oldu. HAMAS da emniyet teşkilatında çalışanlara yönelik bir bildiri yayınlayarak vicdanlarıyla baş başa olduklarını hatırlattı ve yapılacak kasıtlı yönlendirmeler veya zorlamalar karşısında vicdanlarının sesine kulak vermelerini istedi. Filistin özerk yönetiminde emniyet ve istihbarat mekanizmasında çalışan çok sayıda eleman olduğundan onların oylarının belli bir yöne kaydırılması belirgin bir farkın oluşmasına yol açabilir.
İşgal devletinin başvurduğu uygulamalardan biri de doğrudan şiddet, tutuklama ve tehdittir. Örneğin Kudüs'teki HAMAS adayları işgalciler tarafından tutuklandı. Bu şehirde ayrıca HAMAS'ın propaganda faaliyetleri işgalciler tarafından engellendi. Bu hareket adına cadde ve sokaklara asılan ilan ve afişler polis devriyelerine toplatıldı. İşgal devleti diğer bölgelerde de çeşitli baskınlar düzenleyerek HAMAS'ın seçim çalışmalarını engellemeyi amaçlayan şiddet uygulamaları ve tutuklamalar gerçekleştirdi.
İsrail cumhurbaşkanı Moşe Katsav'ın bir gün HAMAS'la görüşmelerinin mümkün olabileceği açıklaması da dikkat çekiciydi. Katsav böyle bir şeyin gerçekleşmesi için HAMAS'ın İsrail'in varlığını onaylamasının ve silah bırakmasının şart olduğunu vurguladı. Bu açıklama siyonistlerin HAMAS gerçeğini görmek zorunda olduklarını hissetmelerinden ve bu hareketle birlikte yaşama ihtiyacı duymalarından kaynaklanıyordu. Ancak Katsav'ın açıklaması İsrail'in HAMAS'la görüşmesini bir pazarlık aracı olarak kullanma çabasına girdiğini gösteriyordu. Sanki HAMAS açısından böyle bir şey ulaşılması gereken bir hedefmiş de o bunun için tavize zorlanabilirmiş gibi. Dr. Mahmud Zehhar'ın açıklaması Katsav'a çok yerinde bir cevap oldu. Hareketin Gazze'deki liderlerinden Dr. Zehhar'ın Katsav'a cevabı şuydu: "HAMAS siyonist işgali, çocuklarımızı öldüren, evlerimizi yıkan, arazilerimizi tahrip eden, bizi öz yurdumuzdan çıkaran düşman olarak görmektedir. Dolayısıyla böyle bir işgalle komşu olmayı kabullenmeyecek ve onunla kesinlikle görüşmeyecektir." Yani bebek kanlarına bulaşmış kirli elleri tutmak HAMAS için hiçbir zaman arzulanan bir şey olmadı ve olmayacak.
26 Ocak 2006 Perşembe, Vakit gazetesi
Filistin'de özerk yönetim parlamentosu üyelerinin belirlenmesi için seçimler gerçekleştirildi. Ancak biz bu yazıyı henüz oy verme işleminin devam ettiği sırada yazdığımızdan bir sonuç değerlendirmesi yapma imkânımız yok. Bu yüzden ağırlıklı olarak seçim öncesi durum ve seçim şartlarıyla ilgili değerlendirmeler yapacağız.
21 Ocak Cumartesi günü yayınlanan "Seçim Oyunları" başlıklı yazımızda Filistin'de HAMAS'ın başarısını önlemek için başvurulan uygulamaların bazılarından söz etmiştik. Orada da üzerinde durduğumuz emniyet ve istihbarat çalışanlarının oylarını özgür iradeyle kullanmalarını engelleme amaçlı uygulama gerçekleştirildi.
Emniyet ve istihbarat elemanları polis merkezlerinde kurulan seçim sandıklarında ve 48 saat önceden oy kullanmak zorunda kaldılar. Bu zorunluluk sebebiyle polis merkezlerinde kurulan seçim sandıklarında 48 saat önceden oylarını kullanan emniyet ve istihbarat elemanlarının oranı % 81.2'yi buldu. Sayıları toplam 58.705 olan emniyet ve istihbarat çalışanlarından 47.659 kişi oylarını polis merkezlerinde kurulan seçim sandıklarında kullandılar.
Bu uygulama Filistin'de ciddi tartışmalara sebep oldu. Çünkü buralardaki oy kullanma işlemlerinin gözlemlenmesi imkânı olmadığı gibi personel de kendini yakın takip altında göreceğinden özgür iradeyle oyunu kullanamayacaktı. Ayrıca emniyet teşkilatı yöneticilerinden polis merkezlerine, çalışanların oylarının el-Fetih'e kaydırılması yönünde talimatlar gönderildiğinin belgeleri ortaya çıkarıldı. Filistin özerk yönetim bölgesinde emniyet ve istihbarat personeli önemli bir oran oluşturduğundan onların oylarının topluca belli bir oluşuma veya partiye kaydırılması belirgin bir farkın ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Dolayısıyla bu uygulama seçimlerin dürüstlüğüne gölge düşüren önemli bir gelişme olmuştur.
Öte yandan seçim öncesinde muhtelif basın yayın organlarına yansıyan haberlerde ABD'nin işgalci siyonist devlete HAMAS'ın iştirak edeceği bir Filistin hükümetini tanımayacağı sözü verdiği dile getirildi. ABD'nin böyle bir söz vermesi AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana'nın daha önce yaptığı gibi tehdit mahiyeti taşıyordu. Hatırlanacağı üzere Solana, HAMAS'ın seçimlere girmesine izin verilmesi durumunda AB'nin özerk yönetime yaptığı yardımı keseceğine dair açıklama yapmıştı. Bu açıklama Avrupa'nın kendi putunu yemesi anlamına geliyordu. Fakat onun tehditleri HAMAS'ın seçimlere girmesinin engellenmesini sağlayamadı. ABD'nin benzer bir tehditte bulunması da put yeme işinin bir başka örneğidir. www.palestine-info.info sitesinde yayınlanan simülasyon bu konuda güzel bir mesaj veriyordu. Orada "ABD ve İsrail'in Hayır dediği HAMAS'a sen ne diyeceksin?" diye sorularak anlamlı bir vurgu yapılıyordu.
ABD'nin seçim öncesi durumu etkilemek için birtakım araştırma organları ve sosyal kurumları vasıtasıyla da müdahil olduğu, HAMAS karşıtı propaganda faaliyetlerine maddi destek sağladığı muhtelif açıklamalarda ve haberlerde dile getirildi.
Seçim öncesinde yürütülen çalışmaların önemli bir boyutunu da iftira ve yalan kampanyaları oluşturuyordu. Bizim de alışık olduğumuz bu tür yalan ve iftira kampanyalarının amacı olumsuz imaj oluşturmak ve kitleleri etkilemektir. Çünkü seçim öncesi hava oldukça hassastır. Mikropların çok kolay bulaşabildiği, çok hızlı yayılabildiği hava şartlarına benzer. Toplum psikolojisi üzerinde uzun araştırmalar yapan ve tecrübeler kazanan Batılı güçler bunu iyi biliyorlar. Dolayısıyla etki altına aldıkları kişileri ve medya organlarını kullanarak söz konusu yalan ve iftira kampanyalarıyla yıpratma çalışmaları yürütüyorlar. HAMAS, hakkındaki iftira ve yalanların üzerine hızlı giderek iddiaların asılsızlığını ortaya koyduysa da toplumun ne derece etkilendiği konusunda kesin bir tespitimiz yok.
Asıl önemli olan ise seçimlerin dürüstlüğüdür. Bu konuda uluslar arası gözlemciler yeterince güven vermiyorlar. Çünkü gönderilen gözlemcilerin büyük çoğunluğu taraf durumundadır. Onları gönderenler tarafsız ülkeler veya uluslar arası mekanizmalar değil HAMAS'ın seçime alınmasının bile engellenmesini isteyenlerdir. Dolayısıyla onlar belki seçim hilelerinin önüne geçmek için değil temsil ettikleri ülkelerin bu alanda kazandığı tecrübeleri değerlendirmek için çalışabilirler. Burada asıl güven Filistin halkının kendi gözlemiyle ve hassasiyetiyle oluşacaktır.
Müteakip yazımızda inşallah ortaya çıkacak sonuçların değerlendirmesini yapmaya çalışacağız.
27 Ocak 2006 Cuma, Vakit gazetesi
Kararlı ve ihlâslı bir mücadele sürdürerek siyonistleri Gazze'den çıkarmayı başaran HAMAS şimdi de siyaset alanında verdiği mücadeleyle önemli bir zafer elde etti. Biz bu yazıyı yazarken kesin sonuçlar henüz ortaya çıkmamıştı. Ancak HAMAS'ın parlamentoda çoğunluk oranını bayağı aştığı kesinleşmişti. Bazı kaynaklarda alacağı sandalye sayısının yetmiş beşi bulması ihtimalinin olduğu dile getiriliyordu. Siz bu yazıyı okurken kesin rakamlar ortaya çıkmış olacak. Biz inşallah müteakip yazımızda da bu konu üzerinde duracağımızdan bu yazımızda seçimle ilgili gelişmelerden söz etmek istiyoruz.
Filistin'de özerk yönetim parlamentosunun 132 üyesinin belirlenmesi amacıyla Gazze, Batı Yaka ve Doğu Kudüs'te seçim yapıldı. Buralarda 1 milyon 300 bin kişi oy kullanma hakkına sahipti. Seçimlerin murakabesi için dünyanın değişik ülkelerinden 900 gözlemci Filistin'e gitti. Ayrıca seçimlere iştirak eden oluşumları temsilen 25 bin yerel gözlemci görev yaptı.
HAMAS'ın seçimlere katılmasının yansıması en başta halkın yoğun ilgisiyle kendini gösterdi. İşgalci siyonist devletin muhtelif bölgelerde özellikle de Kudüs'teki engellemelerine rağmen oy verme oranı genelde % 77.8'i buldu. Bu engellemeler olmasaydı oran kuvvetli ihtimalle % 80'i aşacaktı. Oy verme oranının en yüksek olduğu bölge Gazze'ydi. Bunun da en önemli sebebi elbette işgalcilerin o bölgeden çıkarılmış olmasıdır. İkinci sırada gelen bölge Batı Yaka'ydı. En düşük olduğu bölge ise Kudüs oldu. Kudüs'teki oy kullanma oranı % 31'de kaldı. Bunun en önemli sebebinin işgalci saldırganların engellemeleri olduğunu tahmin etmek zor değildir. Siyonistler Kudüs'te özellikle İslâmî kimlikli şahısların oy kullanmalarını engellemek için çeşitli zorluklar çıkardılar. Kudüs bölgesinden HAMAS'ın Değişim ve Islah listesinden aday olanlar seçim gününde de işgalciler tarafından tutuklandı. İşgalciler sadece adayları değil HAMAS adına çalışma yaptıklarını belirledikleri birçok kişiyi de tutukladılar. İşgalci askerler sadece Kudüs'te değil Batı Yaka'da da bazı mıntıkalarda seçmenlerin oy verme merkezlerine gitmelerini engellediler.
Kudüs'te yaşanan problem sadece engelleme değildi. Bunun yanı sıra bazı yerlerde mükerrer oy kullanıldığı tespit edildi. Bu konuda da işgal devletiyle özerk yönetimin emniyet teşkilatı arasında bir irtibatın söz konusu olabileceği tahmin ediliyor. Çünkü 48 saat önceden oylarını kullanmaları şart koşulan güvenlik görevlilerinden bazılarının Kudüs'te ikinci kez oy kullandıkları görüldü. Oy kullananların parmaklarına çıkmayacağı iddia edilen fosforlu mürekkep sürülüyordu. Ancak seçmenlerden bazıları bu mürekkeplerin çok kolay çıkarıldığını basın mensuplarının önünde gösterdiler. Mükerrer oy kullanma işi Kudüs'te gerçek oy kullanımının % 31'in de altında olduğuna, bu da işgal devletinin engellemelerinin ileri boyutta olduğuna delalet eder. Dolayısıyla bu şehirden çıkacak sonuçlar Kudüs halkının tercihini tam olarak yansıtmayacaktır.
Seçimlerin güven ve huzur içinde gerçekleştirilmesi için seçim arefesinin gecesi direniş hareketlerinin bazı ileri gelenleri Gazze'de parlamento üyelerinden Dr. Ziyad Ebu Amr'ın bürosunda toplantı düzenleyerek muhtelif kararlar aldılar. Bu kararların ve genelde izlenen olumlu tutumun seçime yansıdığı ve umumiyetle huzurlu bir seçim gerçekleştirildiği söylenebilir. Ne var ki bu konuda en çok ihmalkâr davrananlar veya yasaları ihlal edenler, seçimin güvenliğini sağlamakla görevli olmaları gereken güvenlik görevlileri oldu. Onların yaptıkları en büyük ihlal 48 saat önceden oy kullanmalarına rağmen bazı yerlerde ikinci kez oy kullanmaya kalkışmaları oldu ki bu başta HAMAS olmak üzerine muhtelif çevrelerin tepkisine yol açtı. Güvenlik görevlileri ayrıca bazı yerlerde seçmenlerin siyasi kimliklerine göre farklı tavırlar sergileyerek olumsuz bir hava oluşturdular. Örneğin yasaya aykırı olduğu halde bazı kişilerin oy verme odalarına yakınlarıyla birlikte girmelerine imkân tanırken bazılarına normal giriş çıkışlarda bile zorluk çıkardılar. Bazı yerlerde de "şuna oy verin" diyerek seçmenleri doğrudan yönlendirmeye ve etkilemeye kalkıştılar.
Seçim esnasında oynanan oyunlardan biri de oy verme merkezlerinde kasıtlı olarak asılsız haberler yayılması ve yaygaralar çıkarılmasıydı. Örneğin Kudüs, Cenin ve Tulkerem'de HAMAS'ın adaylarını çektiğine dair haberler yayıldı. HAMAS bu yalan haberlerin üzerine hızlı bir şekilde giderek asılsızlığını duyurmaya ve etkisini ortadan kaldırmaya çalıştı.
28 Ocak 2006 Cumartesi, Vakit gazetesi
Filistin'de özerk yönetim parlamentosunun yeni üyelerinin belirlenmesi için 25 Ocak Çarşamba günü gerçekleştirilen seçimlerde HAMAS önemli bir zafer gerçekleştirdi. Özerk yönetim yetkililerinden bazıları Amerikalılarla görüşmelerinde HAMAS'ın alacağı oy oranının % 30'u geçmeyeceğini ileri sürmüşlerdi. Fakat bütün engellemelere ve kasıtlı yönlendirmelere rağmen HAMAS % 55 oranında oy alarak onların beklediğinin veya arzuladığının çok üstünde bir başarı gerçekleştirdi. Aslında % 30 onların da beklediği bir sonuç değildi. Çünkü el-Fetih'in raporlarında HAMAS'ın oy oranının % 40'ın üstüne çıkacağı belirtiliyordu. Fakat söz konusu kişiler bu raporları çok fazla öne çıkarmadan arzuladıklarını beklenti olarak sunmaya çalışıyorlardı.
Seçimler Merkez Komitesi başkanı Dr. Hanna Nâsır'ın oy sayımlarının büyük ölçüde tamamlanmasından sonra düzenlediği basın toplantısında verdiği bilgilere göre yeni özerk yönetim parlamentosunda HAMAS 76, el-Fetih ise 43 sandalye kazandı. Ayrıca 4 sandalyeyi HAMAS'ın desteklediği bağımsız adaylar kazandı. Bunlardan ikisinin aday olduğu bölgelerde HAMAS aday göstermeyerek onları desteklemişti. Diğer ikisiyle ise işbirliği yapmıştı. Dolayısıyla 132 sandalyeli parlamentoda bu hareketin üyesi ve onu destekleyen temsilcilerin sayısı toplam 80'i bulmuş oldu.
Yeni parlamentoda Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'ni temsil eden Şehit Ebu Ali Mustafa listesi 3 sandalye kazandı. Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi, Filistin Halk Partisi ve Filistin Demokratik Birliği'nin ittifakıyla oluşturulan Alternatif listesi, Dr. Mustafa Burğusi'nin liderliğindeki Bağımsız Filistin listesi ve özerk yönetimin eski Maliye bakanı Selâm Feyyâd'ın liderliğindeki Üçüncü Yol listesi de ikişer sandalye kazandılar.
Kudüs'te işgalcilerin bütün engellemelerine rağmen yine de HAMAS büyük bir zafer gerçekleştirdi. Bu durum, HAMAS'ın Kudüs halkı arasındaki gücünü ortaya koyması açısından oldukça önemlidir. Kudüs bölgesinde altı sandalyeden 2'si hıristiyanlara tahsis edilmiştir. Bu iki sandalyeyi el-Fetih aldı. Diğer dört sandalyenin hepsini HAMAS adayları kazandı.
Hz. İbrahim'in şehri olması sebebiyle el-Halil olarak adlandırılan ve Filistin'in Kudüs'ten sonra gelen ikinci önemli beldesi durumundaki şehirde HAMAS tüm sandalyeleri aldı. Yine Gazze bölgesinin merkezi durumundaki Gazze şehrinde de tüm sandalyeleri HAMAS adayları aldı.
HAMAS'ın listesinden parlamentoya giren ve hareketin tanınmış isimlerinden bazılarını da burada zikretmek istiyorum: Hareketin Gazze'deki sözcüsü ve son dönemde en çok öne çıkan isimlerden olan Dr. Mahmud Halid ez-Zehhar Gazze şehrinden seçildi. Hareketin Gazze'deki önemli liderlerinden olan Said Sıyam da Gazze şehrinden seçildi. Yine bu bölgedeki liderlerinden Dr. Ahmed Bahr da aynı şehirden seçildi. Bu şehirden seçilen bir diğer aday Şeyh Ahmed Yasin'in uzun süre yardımcılığını yapmış ve hareketin Gazze'deki ileri gelenlerinden İsmail Abdüsselam Heniyye oldu. Hareketin çileli önderlerinden ve birçok kez işgalci devletin zindanlarına girmiş olan Hasan Yusuf, Ramallah ve el-Bire bölgesinden seçildi. Hâlen işgal devletinin zindanında idarî tutuklu olarak tutulan ve seçim öncesinde "HAMAS'ın gücü kamuoyu yoklamalarında değil sandıklarda ortaya çıkacaktır" şeklindeki açıklamasıyla kamuoyunu yönlendirmeye çalışan kamuoyu yoklamacılarına güzel cevap veren Ahmed el-Hacc Ali, Nablus bölgesinden seçildi.
İsrail işgal devletinin geleceğinin garantiye alınmasını kendi açılarından öncelikli bir husus olarak gören Batılı güçlerin HAMAS gerçeği karşısında biraz şaşkına döndükleri müşahede ediliyor. Bu konudaki şaşkınlıkları demokrasi konusundaki samimiyetsizliklerini de ortaya çıkarıyor. Ayrıca HAMAS'ın Filistin yönetiminde aktif rol almasını onaylama işini de bir pazarlık malzemesi haline getirmeye çalışıyor ve bunun için bu hareketi işgalci siyonist devleti tanımaya, bu devlet karşısında silah bırakmaya zorlamak istiyorlar. Bu yöndeki açıklamalarında da çifte standartçılıklarını ve iki yüzlülüklerini bir kez daha gördük. Saldırgan ve işgalci taraf durumundaki siyonist devletten silah bırakmasını istemezken, savunma konumunda olan, işgal altındaki yurdunu işgalden kurtarmak için haklı ve meşru mücadele veren Filistin İslâmî Direniş Hareketi'ni silah bırakmaya zorlamak istiyorlar. Fakat unutmamak gerekir ki HAMAS için öncelikli gaye özerk yönetimde aktif konuma geçmek değil işgal altındaki vatanı işgalden kurtarmaktır.