Emperyalizmin Demokrasi Sınavı

31 Ocak 2006 Salı, www.antiemperyalizm.org

Çağdaş emperyalizmin belli ülkeler üzerinde baskı gücünü artırma amaçlı müdahalede kuvvet kullanma yoluna giderken en çok başvurduğu iki gerekçe teröre karşı savaş ve demokrasinin hâkim kılınmasıdır. ABD, Afganistan ve Irak'a askeri müdahalede bulunmadan önce eski Dışişleri bakanı Colin Powell'in geliştirdiği bir "Ortadoğu'ya demokrasi ihracı" teorisini gündeme getirmişti. Bu teoride özellikle Ortadoğu ülkelerinin demokratik yönden geriliğinin üzerinde duruluyor ve bu gerilik ABD'nin söz konusu ülkelere karşı ekonomik ve siyasi baskıya başvurmasının gerekçesi olarak görülüyordu. Gerçekte ise ABD, Ortadoğu'yla ilgili yeni planlarını ve hesaplarını bölge ülkelerine kabul ettirmek, özellikle de İsrail işgalini meşrulaştırmada bu ülkeleri kendilerine dikte edilenleri aynen kabule zorlamak için "demokrasi" kılıcını kullanmayı amaçlıyordu.

Söz konusu "demokrasi ihracı teorisi"yle paralel olarak bir "Büyük Ortadoğu Projesi" gündeme geldi. Projenin ismi zihinlerde bir bölgesel işbirliği ve dayanışma ön yargısını oluşturdu. Tabii işin içinde ABD ve İsrail'in olması İsrail merkezli bir işbirliği şüphesini de doğuruyordu. Fakat gerçekte proje müşahhas olarak bir şey ortaya koymanın ötesinde Ortadoğu'nun içinde bulunduğu durumun genel değerlendirmesini yaparak bölgeyi siyasal açıdan yeniden yapılandırmaktan söz ediyordu. Yani bir "Büyük Ortadoğu" doğurma amacına yönelik işbirliğinden, bölgesel dayanışmadan değil Ortadoğu'nun çerçevesini geniş tutan bir yeniden yapılanmadan söz ediliyordu. Tabii işin temelinde yine İsrail'i onaylatma ve onun gerçekleştirdiği işgale meşruiyet kazandırma amacı vardı. Fakat böyle bir yeniden yapılanma ihtiyacı öncelikle bölgede demokrasinin oturmamış olması, bölge ülkelerinin büyük çoğunluğunda gerçek anlamda bir demokrasinin hâkim olmaması gerekçesine dayandırılıyordu. İleri sürülen gerekçe gerçekten haklı bir gerekçeydi. Fakat emperyalizm söz konusu projeyle birlikte gündeme getirdiği iddia ve amacında kesinlikle samimi değildi. Samimiyetsizliğini ise çok geçmeden gelişmelere paralel olarak gayet net bir şekilde gördük.

Emperyalizm Güney Amerika'da karşı karşıya kaldığı demokrasi sınavından sonra bugün de Ortadoğu'da önemli ve zorlayıcı bir demokrasi sınavıyla karşı karşıya kalmıştır. Bolivya'da sol, Filistin'de İslâmî hareket önemli bir zafer kazandı. Bu iki zaferin ortak yönleri her ikisinde de emperyalizm karşıtı tavrın öne çıkmasıdır. Emperyalizm her iki olayda da, haklarını arayan halklar tarafından istenmediğini görmüştür. Görünüşte demokrasi havarisi kesilen emperyalist güçler bu iki zaferin her ikisinde de iddialarında ne kadar samimiyetsiz olduklarını açıkça göstermişlerdir.

Emperyalizmin demokrasisi sadece kendi çıkarlarına hizmet eden demokrasidir. Dolayısıyla çağdaş sömürgeci güçler gerçekte birer demokrasi sahtekârıdırlar. Onların bu konudaki söylemlerine kesinlikle itibar etmemek gerekir.

İsrail'in Gazze'den çıkarılması bir cephe zaferiydi. Bugün demokrasi meydanında da halk, direnişten, işgale karşı durulmasından yana bir tercihte bulunmuştur. Fakat emperyalizm şantaj araçlarını kullanarak halkın tercihinin pratiğe yansımasını önlemek istemekte, seçimi kazananların halkın kendilerine verdiği hakları kullanabilmeleri için siyonist işgali meşru saymalarını şart koşmaktadır. Oysa bu hakları onlara emperyalist güçler değil kendi halkları verdi. Dolayısıyla halklarının istekleri ve kendilerinin seçim öncesinde ortaya koydukları programları doğrultusunda kullanmaları zorunludur.

Emperyalizmin HAMAS'ı silah bırakmaya zorlarken işgalci siyonistleri yeni silahlarla ve askeri teçhizatla desteklediğini görüyoruz. Almanya başbakanı Angela Merkel'in son İsrail ziyareti esnasında bu ülkenin Savunma bakanı yardımcısı Peter Eickenboom da İsrail'e iki adet modern denizaltı vereceklerini bildirdi. Üstelik yapılan açıklamaya göre bu iki denizaltının normal fiyatının 1 milyar euro olmasına rağmen Almanya İsrail'den üçte birini yani sadece 333 milyon euro isteyecekmiş. Peter Eickenboom, Almanya'nın İsrail'in varlık hakkıyla ilgili sorumluluğunu yerine getirmek için söz konusu denizaltıları verdiğini iddia etti.

İsrail'in varlık hakkı Batı emperyalizmi için son derece önem arz ederken Filistin halkının varlık hakkı hiçbir anlam ifade etmiyor. Dolayısıyla Filistinlilerin silahlarını kendi topraklarında, bu topraklardaki işgalin son bulması için kullandıklarını, saldırıya uğrayanların, yurtlarından çıkarılanların, hakları gasp edilenlerin onlar olduklarını, kundaktaki bebeklerinin bile işgalciler tarafından öldürüldüğünü nazarı dikkate almayıp saldırıya uğrayanı silah bırakmaya zorluyor, saldıranı yeni ve modern silahlarla destekliyorlar. İşgalcinin işgaline son vermesi, kavganın asıl sebebinin ortadan kalkması için ise hiçbir baskıya başvurmuyorlar.

Emperyalizmin ne olduğunu, çağdaş emperyalist güçlerin nasıl bir şey olduklarını daha fazla tanımaya gerek var mı acaba?

İrtibatlı Yazılar

  • Filistin Seçimleri
  • Filistin Seçimleri ve Hamas'ın Başarısı
  • HAMAS'ın Seçim Zaferi
  • Filistin'de HAMAS Zaferi
  • Filistin'de Yeni Dönem