Şubat 2006, Vuslat dergisi
25 Ocak 2005 tarihinde Filistin'de özerk yönetim parlamentosunun üyelerinin belirlenmesi için seçimler vardı. Gerek işgal devletinde ve gerekse Amerikan emperyalizminde bu seçimlerden HAMAS'ın zaferle çıkabileceği endişesi vardı. Bazıları onları rahatlatmak ve pek endişelenmelerine gerek olmadığı yönünde mesaj vermek için kendilerine göre tahminlerde bulundular. Oysa bu tahminler onların tespitlerini değil temennilerini yansıtıyordu. Ama sonuç onların temenni ettiği gibi değil Filistin halkının ve direnişinin arzuladığı ve tahmin ettiği gibi çıktı.
Filistin'deki seçimlerden HAMAS'ın zaferle çıkması bütün dünyada önemli gündem konusu oldu. Çünkü bu seçimlerden önce de gelişmeler işgalci siyonist devletin ve ABD'nin hesapları aleyhine ilerliyordu. Ardından siyonist devleti meşru saymayan ve onu muhatap kabul etmeyen bir hareketin böylesine önemli bir zafer elde etmesi hem siyonist işgalcileri hem de onları himaye edenleri bayağı endişelendirdi. Biz de bu ayki yazımızda bu seçimlerden ve bağlantılı konulardan biraz tafsilatlı olarak söz etmek istiyoruz.
İşgalci siyonist devlet kuruluşundan buyana ilk önemli sarsıntısını Hizbullah milislerinin direnişi karşısında Güney Lübnan'daki işgale son vermek zorunda kalmasıyla yaşadı. Çünkü bu çekilme bir pazarlık çekilmesi değil yenilgi çekilmesiydi. İkinci önemli sarsıntısını ise Gazze'den çekilmek zorunda kalmakla yaşadı. Buradaki çekilme de aynı şekilde yenilgi çekilmesiydi. Üstelik işgal devleti Güney Lübnan'dan çekilmesini izah ederken, artık burada asker bulundurmasının kendi açısından bir yarar sağlamadığını, dolayısıyla bu bölgedeki askerlerini çekerek Gazze'deki askeri güçlerini takviye edeceğini söylemişti. Ne var ki aradan beş yıl geçtikten sonra Gazze'de de yenilgiyi kabul etmek zorunda kalmasıyla burnunun fena halde yere sürtüldüğünü gördü. Üçüncü ve belki söz konusu iki askeri yenilgiden daha fazla etkili olan sarsıntıyı ise özerk yönetim seçimlerinden HAMAS'ın büyük bir zaferle çıkmasıyla yaşadı.
Aslında HAMAS geniş tabanlı bir kitlesel hareket olduğunu ve Filistin halkının önemli bir kısmının desteğine sahip olduğunu dört merhaleli yerel seçimlerde göstermişti. Zaten işgal devletinin ve onun arkasında duran emperyalist güçlerin endişelenmelerinin sebebi de buydu. Bu yüzden yeni bir başarı gerçekleştirmesini önleyebilmek için muhtelif taktikler geliştirdiler ki bunların bazılarından aşağıda söz edeceğiz. Ama bütün bu taktiklere rağmen HAMAS yerel seçimlerdeki başarısını daha da artırarak parlamento seçimlerine taşıyabildi.
Filistin'de 25 Ocak 2006 tarihinde özerk yönetim parlamentosunun yeni döneminde görev yapacak 132 üyenin belirlenmesi için seçim yapıldı. Söz konusu parlamentonun üyelerinin belirlenmesi için bundan önceki seçimler 1996 yılında gerçekleştirilmişti. Fakat 2000 yılının Eylül ayı sonunda Aksa İntifadası'nın başlaması üzerine olağanüstü şartların oluşması sebebiyle seçimler ertelendi. Erteleme 2005 başına kadar devam etti. 2005'in Ocak ayında Gazze'de yerel seçimlerin birinci merhalesi gerçekleştirildi. Daha sonra yerel seçimler dört merhalede tamamlandı. Parlamento seçimleri de on yıl aradan sonra gerçekleştirilmiş oldu.
Seçimler Filistin'in Gazze, Batı Yaka ve Doğu Kudüs bölgelerinde gerçekleştirildi. Buralarda 1 milyon 340 bin kişinin oy kullanma hakkına sahip olduğu bildirildi. Parlamentonun 132 üyesinin 66'sı nispi temsil, 66'sı da çoğunluk yani dar bölge sistemine göre belirlendi.
Filistin'de özerk yönetim parlamento seçimlerine büyük bir ilginin olduğu görüldü. Bunda HAMAS'ın seçime katılmasının önemli rolü olduğunu gelişmeleri yakından takip edenlerin hepsi söylemektedir. Genelde seçime katılım oranı % 77.8 oldu. Bazı bölgelerde işgalci askerlerin engellemeleri yüzünden seçmenler oy verme merkezlerine gidemediler. Bu itibarla işgalcilerin engellemelerinin olmaması durumunda muhtemelen bu oran çok daha yüksek olacaktı.
Oy verme oranının en yüksek olduğu bölge Gazze oldu. Böyle olmasının sebebi elbette Gazze'den işgalcilerin çıkarılmış olmasıdır. En düşük olduğu bölge ise Doğu Kudüs oldu. Burada oy verme oranı % 31'de kaldı. Bunun da sebebi işgalcilerin engellemeleriydi. İşgalciler Kudüs'te oy vermeye giden birçok kişiyi tutukladılar. Tutuklananlar genellikle HAMAS mensubu oldukları bilinenlerdi. HAMAS adayları da işgalci saldırganlar tarafından tutuklananlar arasındaydı.
Aşağıda üzerinde duracağımız bütün taktiklerine ve engellemelerine rağmen işgalcilerin ve onları himaye edenlerin yahut onlarla işbirliği içinde olanların hesapları düz gitmedi. "Değişim ve Islah" listesiyle seçimlere giren HAMAS büyük bir başarı gerçekleştirerek 132 üyeli parlamentoda 76 sandalye kazandı. Seçimi kazananların 4'ü de HAMAS'ın desteklediği bağımsız adaylardı. Bunlardan 2'sinin aday olduğu bölgelerde HAMAS aday göstermeyerek onları desteklemiş, diğer 2'siyle de işbirliği yapmıştı. Böylece yeni parlamentoda HAMAS destekçisi toplam 80 temsilcilik kazanılmış oldu. Diğer üyeliklerin ise 43'ünü el-Fetih aldı. Sosyalist görüşteki Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'ni temsil eden Şehit Ebu Ali Mustafa listesi 3 üyelik kazandı. Mustafa Burgusi'nin liderliğindeki Bağımsız Filistin listesi, üç sol grubun ittifakıyla oluşturulan Alternatif listesi ve özerk yönetimin eski Maliye bakanı Sâlim Feyyad'ın liderliğindeki Üçüncü Yol listesi de ikişer sandalye kazandılar.
İşgal devleti ve emperyalist güçler HAMAS'ın başarısını engelleyebilmek için muhtelif yollara başvurdular. Bu konuda ilk iş olarak HAMAS'ın seçime alınmasının engellenmesi yolunu denemek istediler. Bu amaçla muhtelif şantaj metotlarına başvurdular. AB Dış İlişkiler Yüksek Komiseri Javier Solana'nın HAMAS'ın seçime alınması durumunda AB'nin özerk yönetime yaptığı yardımları keseceği tehdidi de bunlardan biriydi. Bu tür tehditler ve açıklamalar bir yandan emperyalizmin kendi putunu yemesi anlamına geldiği gibi bir yandan da iddialarında, davalarında ne derece samimiyetsiz ve ikiyüzlü olduğunu gözler önüne seriyordu. Fakat özerk yönetimin böyle bir engelleme yoluna gitmesi imkânı yoktu. Çünkü bu tür bir engellemenin Filistin halkının ciddi bir tepkisine sebep olacağını biliyordu.
Emperyalist güçler HAMAS'ın girmesini engelleme konusunda başarılı olamayacaklarını anlayınca bu kez seçimlerin ertelenmesi için bastırmaya başladılar. Bundaki amaçları da seçim sisteminde kendi hesaplarına göre değişiklikler yapmak için zaman kazanmaktı. Özerk yönetim önce seçimleri erteleme işini gündemine aldı. Fakat daha sonra bunun hem tepkiye sebep olacağını hem de sonucu değiştirmeyeceğini anladı. Dolayısıyla belirlenen tarihte gerçekleştirmeyi daha uygun gördü.
İşgal güçleri bu kez HAMAS'ın seçime alınması işini pazarlık aracı yapmaya başladı ve seçime girebilmesi için silah bırakmasının şart koşulmasını istediler. ABD dışişleri bakanı Rice da Ortadoğu ziyareti esnasında bu konu üzerinde ağırlıklı bir şekilde durdu. Oysa HAMAS için işgale karşı silahlı mücadeleyi sürdürmek özerk yönetim parlamentosunda temsil edilmekten çok daha önemli ve öncelikli bir gayedir. Özerk yönetimin de zaten HAMAS'ı silah bırakmaya zorlama imkânı yoktu.
İşgal devleti ve onun arkasında duran emperyalist güçler zikrettiğimiz engelleme çabalarında başarılı olamayınca bu kez siyonistler şiddet yoluyla HAMAS'ın önünü kesme çabaları yürütmeye, tehdit aracını kullanmaya başladılar. Kudüs'te ve Batı Yaka'da bazı HAMAS adaylarını tutukladılar. HAMAS'ın propaganda faaliyetlerini yürütenlere saldırılar düzenledi ve özellikle Kudüs'te birçoklarını tutukladılar. Yine Kudüs caddelerinden ve sokaklarından HAMAS'ın seçim ilanlarını ve afişlerini toplattılar. Seçim koordinasyon merkezlerine baskınlar düzenleyerek tanıtım malzemelerine el koydular.
İlgi çeken gelişmeler arasında seçim öncesinde kamuoyunu etkileme ve HAMAS hakkında olumsuz imaj oluşturma amacına yönelik fitne ve oyunlara başvurulmasıydı. Bunlardan biri İsrail işgal devletiyle yakın ilişki içinde olduğu bilinen Muhammed Dahlan'ın HAMAS içinde bölünme olduğu intibaı vermek amacıyla çevirdiği oyundu. Batı Yaka'da bazı kişiler "Abdullah Azzam Kanadı" imzası taşıyan bir bildiri dağıttılar. Amaç ise HAMAS içinden çıkan böyle bir grup olduğu ve bu grubun hareketin ana bünyesine tepkili olduğu mesajı vermekti. Fakat bildiriyi dağıtanların HAMAS mensupları tarafından yakalanıp sorguya çekilmeleri oyunu bozdu. Çünkü sorgulanan kişiler kendilerinden bu bildiriyi dağıtmalarını Muhammed Dahlan'ın istediğini itiraf ettiler. HAMAS da yaptığı açıklamayla böyle bir şeyin olmadığını, Abdullah Azzam Kanadı diye bir grubun bulunmadığını bildirerek oyunu oynayanların derhal hesaba çekilmelerini istedi.
Muhammed Dahlan'ın mensup olduğu hareket tarafından da istenmeyen kişi olduğu bu hareketin askeri kanadı tarafından yapılan gösteride ve yayınlanan bildiride ortaya kondu. el-Fetih'in askeri kanadı durumundaki el-Aksa Şehitleri Birlikleri seçimlerden kısa bir süre önce Gazze'de Muhammed Dahlan karşıtı gösteri düzenledi ve yayınladıkları bildiride onu Mofaz ve Bush'un sofrasından beslenen kişi olarak nitelendirdiler.
Dahlân'ın daha önce işgal devletinin Savunma bakanı Şaul Mofaz'la gizli görüşmeler yaptığı tespit edilmişti. Bu kişi seçim sonrasında da özellikle el-Fetih'e yaptığı HAMAS'ın kuracağı hükümette yer almaması çağrılarıyla öne çıkarak dikkat çekti. Önümüzdeki günlerde de fitne oyunlarının bir maşası olarak zaman zaman gündeme gelmesi ihtimali bulunmaktadır.
HAMAS'ın başarısını önleme amacıyla başvurulan taktiklerden biri de iftira kampanyalarıydı. Bu hareketi yıpratma amacına yönelik ilginç asılsız haberler yayınlandı. Örneğin meşhur The Guardian gazetesi HAMAS'ın Batı'daki imajını düzeltme amacıyla Beir Zeit Üniversitesi öğretim görevlisi Bayan Neşet el-Aktaş'la anlaşma yaptığını ve bu kadına 180 bin dolar verdiğini iddia etti. HAMAS bu iddiayı yalanlayarak adı geçen kadınla hiçbir anlaşmasının olmadığını ve onun yaptığı açıklamaların HAMAS adına değil tamamen kendi şahsı adına olduğunu hatırlattı. Yine buna benzer bir şekilde Gazze'de iki Filistinli gence HAMAS mensuplarının silahlı saldırıda bulundukları ileri sürüldü. Bu haber de tamamen asılsızdı ve söz konusu gençlerin mensup oldukları aileleri bu hareketten uzaklaştırma amacına yönelikti. Oysa HAMAS o aileleri daha önce korumuş ve kendilerine destek olmuştu.
Yalan ve iftira yoluyla kamuoyunu yanıltma çabaları seçim günü de devam etti. Örneğin Cenin, Kudüs ve Tulkerem'de oy verme merkezlerinde HAMAS'ın buralardaki adaylarını çektiği haberleri yayıldı. Amaç oy vermeye gelenleri yanıltarak başka adaylara yönelmelerini sağlamaktı. HAMAS buralarda hızlı bir şekilde müdahalede bulunarak iddiaların doğru olmadığını bildirdi.
Başvurulan bir taktik de emniyet ve istihbarat teşkilatında çalışanların oylarını el-Fetih'e kaydırmak amacıyla başvurulan uygulamaydı. Buralarda çalışanlara seçim gününden 48 saat önce ve polis merkezlerinde oy vermeleri şartı getirildi. Böyle bir uygulama ise söz konusu kurumların personelinin özgür iradeyle oy verme imkânından yoksun bırakılmaları ve oy verme işleminin denetlenememesi sonucunu doğuracaktı. Bu uygulamaya başta Seçimler Merkez Komitesi üyeleri olmak üzere birçok kişi ve siyasi çevre karşı çıktı. Ama bütün bu tepkilere rağmen yine de gerçekleştirildi. Üstelik oy verme işleminden önce Batı Yaka'nın kuzey vilayetleri polis müdürü Tuğgeneral Tarık Zeyd'in bazı emniyet yöneticilerine çalışanların oylarının el-Fetih'e kaydırılması üzere talimat gönderdiği tespit edildi ve belgesi de medyaya yansıtıldı.
İşin en ilginç tarafı ise 48 saat önceden oy vermeye zorlanan emniyet görevlilerinden bazılarına seçim günü ikinci kez oy kullanma imkânı tanınmasıydı.
Emniyet görevlileri seçim gününde de yasal olmayan uygulamalarıyla dikkat çektiler. Normalde yasaya aykırı olmasına rağmen, bazı yerlerde tanıdıkları kişilerin yakınlarıyla birlikte oy verme odalarına girmelerine izin verirken bazı kişilerin normal işlerini bile zorlaştırdılar. Bazı seçim merkezlerinde bunun da ötesine geçerek oy vermeye gelenlere doğrudan "şu kişiye oyunuzu verin" diyerek açıktan yönlendirme yaptılar.
Bütün bu uygulamalara ve taktiklere rağmen HAMAS yukarıda da zikrettiğimiz üzere önemli bir başarı ve zafer gerçekleştirdi. Alınan sonuçlar, zikrettiğimiz taktiklere ve oyunlara rağmen yine de Filistin'deki seçimlerin Arap dünyasında gerçekleştirilenlerin en dürüst, en başarılı seçimi olduğunu ortaya koymuştur. Bundan dolayıdır ki Mısır'ın ileri gelen siyasetçilerinden biri "keşke işgal altındaki Filistin kadar olabilseydik!" diyerek Arap dünyasının bu alanda yaşadığı soruna dikkat çekmiştir.
HAMAS'ın zaferi Filistin'in her tarafında büyük bir mutluluk ve sevinçle karşılandı. Bu sevinç caddelerde ve meydanlarda düzenlenen büyük törenlerle ortaya kondu. Törenlere gösterilen ilgi aynı zamanda Filistin halkının direnişe, aktif mücadeleye sahip çıkma konusundaki gayretini gözler önüne seriyordu.
HAMAS'ın Gazze'deki liderlerinden ve seçim sonrasında özerk yönetim parlamentosuna girme hakkı kazanan Dr. Mahmud Zehhar alınan sonucun İsrail işgal devletine ve Amerika'ya Filistin halkının cevabı olduğuna dikkat çekti. Uzun süre Şeyh Ahmed Yasin'in yardımcılığını yapmış olan İsmail Heniyye de bu zaferin Filistin halkının zaferi olduğunu vurgulayarak bu halkın direnişten yana tavır koyduğuna dikkat çekti. Açıklamalarda aynı zamanda HAMAS'ın işgale karşı özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini bırakmayacağı vurgulandı. Yapılan açıklamaların en çok dikkat çeken yanı ise seçimde yarışan tüm gruplara karşı son derece erdemli davranılması ve HAMAS'ın bütün bu gruplarla işbirliğine açık olduğunun, ben merkezli değil karşılıklı görüş alışverişi ve yardımlaşma esasına dayalı bir yönetim oluşturmayı amaçladığının vurgulanmasıydı.
İşgal devleti uzun süreden beridir kendi içinde ciddi sorunlar yaşamaktadır. Filistin direnişinin başarıları karşısında zaten sıkıntılar yaşayan ve bu yüzden kısmî felç geçirmiş olan Şaron, bazı kirli çamaşırlarının ortaya çıkarılmasının ardından da beyin kanaması geçirerek komaya girdi. Böyle olmasına rağmen Likud Partisi'nin yeni lideri seçilen Netanyahu da hükümetteki adamlarını çekerek Şaron'un adamlarını iyice yalnız bıraktı. Kısacası işgal devleti kendi içinde siyasi bir kriz içine girmiş durumdadır. Böyle bir ortamda HAMAS'ın üstün başarısıyla karşı karşıya gelmesinin onu iyice şaşkına çevirdiği müşahede ediliyor.
Sadece işgalci siyonist devletin değil onun arkasında duran ABD'nin ve onunla işbirliği içindeki Batılı devletlerin de aynı derecede şaşkın oldukları gözlenmektedir. Bu yüzden yaptıkları açıklamalarla demokrasi konusundaki samimiyetsizliklerini, işlerine gelmediği zaman kendi putlarına da çok rahat bir şekilde tekme atabildiklerini göstermişlerdir.
Burada dikkat çeken önemli bir husus da çağdaş emperyalizmin çifte standartçı, daha uygun bir ifadeyle ikiyüzlü politika sergilemesidir. Bu amaçla HAMAS'tan yönetimde söz sahibi olabilmek için silah bırakmasını isterken, Filistin halkının topraklarını işgal eden, bu halkı yurdundan çıkaran, savunmasız insanları katletmeye devam eden işgalci siyonistlerden silah bırakmalarını istememesidir. Oysa HAMAS kendi toprağını ve halkını işgale ve saldırıya karşı savunma hakkını kullanmaktadır. Eğer silah bırakması gerekiyorsa önce işgalcinin o topraklardan çekilmesi, o toprakların asıl sahibi durumundaki halkın yakasını bırakması ve o halkı tehdit eden silahlardan arındırılması gerekmektedir.
Emperyalizmin, HAMAS'ın zaferinin meyvelerini almasını aynı zamanda işgalci siyonist devleti meşrulaştırma amaçlı çabalarında bir pazarlık aracı olarak kullanmak istediğini görüyoruz. Ancak HAMAS yaptığı açıklamalarla bu konudaki tavrını değiştirmeyeceğini ve ilkelerinden taviz vermeyeceğini ortaya koymuştur.
Seçim sonrasında oluşan şartlar sebebiyle Filistin'deki İslâmî direniş yeni ama geçmiştekinden daha zor bir döneme girmiştir. Bu dönemde bu hareketi uluslar arası çapta zorluklar ve engeller beklemektedir. Aynı zamanda onu seçen halk kendisine bir ümit bağlamıştır. Dolayısıyla hem ilkelerini koruyarak yoluna devam edebilmek, hem de kendisine ümit bağlayan halka vaad ettiği hizmetleri sunmak zorundadır. Aksi takdirde yıpranması söz konusudur.
Filistin'deki İslâmî hareketin başarısı tüm ümmet adına gerçekleştirilecek bir başarı olacaktır. Bu hareketin yıpranması ve zarar görmesi ise tüm ümmetin İslâmî çabaları açısından olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden ümmetin Filistin'deki İslâmî harekete sahip çıkması, onun doğru yolda ilerleyebilmesi, istikametini koruyarak başarılı adımlar atabilmesi için kendisine destek olunması gerekmektedir. Unutmamak gerekir ki Filistin davası tüm ümmetin davasıdır. Orada İslâmî hareketi yıpratmaya çalışan düşman ise bütün dünyada bu ümmete oyunlar oynamaya çalışan çok sinsi bir düşmandır.