![]() |
| HAMAS'ın Siyasi Birim başkanı Halid Meş'al'le Şam'daki çalışma bürosunda bir araya gelerek gündemdeki bütün gelişmelerin ele alındığı uzun bir sohbet yaptık. |
![]() |
| Seçime katılmaktaki amaçlarımız Filistin sahasında demokrasiyi daha da güçlendirmek, Filistin halkının iradesine saygı gösterilmesini sağlamak, demokrasi ve seçimler kanalıyla Filistin'deki siyasi kurumları yeniden yapılandırmak, bu işi eski sistemin dondurulmasına ve seçimlerin sürekli ertelenmesine bırakmamak ve benzeri şeylerdi. |
![]() |
| Bu seçimlerin yasal dayanağı Oslo Anlaşması değildir. Bunun yasallığı Filistin'de bu seçimlerin yapılması konusunda gerçekleştirilen ulusal ittifaktır. Geçen yıl yani 2005'te Filistinli gruplar arasında Kahire'de gerçekleştirilen müzakere ve anlaşmada hem belediyeler hem de parlamento üyelikleri için seçim yapılması kararlaştırılmıştı. Dolayısıyla bu seçimlerin yasal dayanağı Filistinlilerin kendi aralarındaki uzlaşmalarıdır. |
![]() |
| Biz 1996 seçimlerini boykot ettik. Çünkü o seçimlerde dayanak Oslo programıydı. Seçimlerin başlangıcında ve yürütülmesinde bu anlaşma dayanak teşkil ediyordu. 2006 seçimlerinde ise dayanak artık bu anlaşma olmamıştır. Bu anlaşma artık zaman açısından da yasal açıdan da son bulmuştur. Şaron bizzat kendisi bu anlaşmayı geçersiz hale getirmiştir. İşgal devleti Batı Yaka'ya birçok kez askeri baskınlar düzenleyerek Oslo Anlaşması'nı çiğnemiştir. Anlaşma gereği terk ettiği şehirlere yeniden girerek anlaşmayı geçersiz kılmıştır. |
![]() |
| HAMAS tüm direniş gruplarının ortak olacağı bir ulusal koalisyon hükümeti kurmayı amaçlıyordu. Ancak bu sonuca ulaşılamadı. Diğer gruplar böyle bir hükümete iştirak etmeyi kabul etmediler. Sadece bazı bağımsız şahsiyetler ve mesleklerinin uzmanı, geçmişleri temiz çok sayıda teknokrat bizimle birlikte çalışmayı kabul etti. Ancak siyasi gruplar dışarıda kalmayı tercih ettiler. Bunun muhtelif sebepleri var. |
![]() |
| Batı'nın uyguladığı baskılar tamamen İsrail'in tutumundan ileri gelmektedir. HAMAS'a ve onun kurduğu yeni hükümete dayatılan şartlar tamamen İsrail'in ileri sürdüğü şartlardır. Dolayısıyla bu durum daha önce de ifade ettiğim üzere Batı'nın İsrail yanlısı tutum sergilediğine, Filistinlilere, Araplara ve Müslümanlara haksızlık ettiğine delalet etmektedir. Filistin halkının kendi yönetimini seçme hakkını kullanmasından dolayı cezalandırılmasını anlamak mümkün değildir. Seçimler dürüstçe yapılmış ve buna bütün insanlık şahit olmuştur. Eğer ABD ve Batı ekonomik yardımlarını kesme konusundaki kararlarını ya da tehditlerini uygulamaya geçirirlerse bu Batı'nın ve ABD'nin tarihinde bir kara leke olarak kalacaktır. |
![]() |
| Önemli olan bir husus da HAMAS'ın dürüst çalışma prensibidir. HAMAS yönetimi bu konuda kendini ispat etmiştir. Yeni hükümetin oluşturulmasında da dürüstlüğe ve ehliyete birinci derecede önem verilmiştir. HAMAS'ın bu yönü saygın devletlerin yardımda bulunmaları konusunda da teşvik edici etken olacaktır. Çünkü Filistin halkına yapacakları yardımın bu halka ulaşacağı konusunda HAMAS'ın siyaseti onlar için garanti olacaktır. Gönderecekleri yardımın HAMAS hareketine değil Filistin halkına ve hükümete gideceğinden emin olacaklardır. Çünkü HAMAS hükümetin ve halkın malını kendi malına karıştırmayacaktır. |
![]() |
| Bazıları uygulanan baskıların çok büyük olduğunu görmelerinden dolayı şöyle düşünüyorlar: HAMAS'ın önünde şu iki seçenek var; eğer başarılı olmak istiyorsa baskılara boyun eğecek, ya da bunun alternatifi başarısızlık olacaktır. Biz diyoruz ki, hayır. Baskılara boyun eğmeyeceğiz ve inşallah başarısızlığa da maruz kalmayacağız. Öte yandan baskılara boyun eğmek de zaten başarıya götürmüyor. Bilakis başarısızlığa götürüyor. Baskılara boyun eğilmemesi de başarısızlık anlamına gelmiyor. Bir insanın dik durması, ilkelerine ve sabitelerine bağlı kalması, mücadelesinde kararlı davranması ve bu yolla başarıya ulaşması, başarısızlığa maruz kalmaması mümkündür. |
![]() |
| Taviz söz konusu değildir. Böyle bir şeyin olmayacağı hususunda, Müslüman halklara ve toplumlara güven verecek bir husus şudur ki HAMAS ferdi hareket değil, kurumsal harekettir. Onda kararları belli bir kişi almaz. Bir yönetim kadrosu mevcuttur ve kararlar bu kadroyla alınır. Böyle yönetim kadrosu olan hareketlerde ise genelde bir oturaklılık, ilkesellik, sapmadan ve başkalarının baskılarına boyun eğmekten kaçınma güvencesi vardır. |
![]() |
| Sorun görüşmede değildir. Sorun İsrail'in inatçı tutumundan kaynaklanmaktadır. İsrail Filistinlilerin haklarını tanımama konusundaki tutumunu aynen sürdürüyor. Filistin halkını karşısında bir görüşmeci muhatap olarak görmüyor. Filistin halkının veya Arap tarafının tutumuyla buluşacak bir tutum sergilemiyor. Örneğin Arap ülkeleri bundan dört yıl önce İsrail'in 1967 öncesi sınırlara çekilmesini esas alan bir öneri sundular. Fakat İsrail bunu da reddetti. Oslo Anlaşması'nı sonlandıran İsrail'dir. Yine Yol Haritası Planı'nı geçersiz hale getiren İsrail'dir. Ortadoğu Dörtlüsü'nün üzerinde durduğu Yol Haritası vardı. Fakat İsrail bunu pratik açıdan uygulanamaz hale getirmiştir. |
![]() |
| Biz baskılara boyun eğmeyeceğiz. Çünkü halkımız bizi haklarını savunmamız için seçti, o haklar üzerinden pazarlık yapmamız için değil. HAMAS direniş, toprağa sahip çıkma, bağımsızlık, yurda dönüş hakkı, Kudüs davası, tam bağımsız bir Filistin devleti kurulması, Filistin halkının haklarının alınması konusunda kararlılık gösterdiğinden dolayı halk bu hareketi seçti. Bu durumda nasıl bu tutumumuzdan dönebiliriz. |
![]() |
| Bazıları halka Gazze'yi Hong Kong ve Tayvan'a dönüştürecekleri vaadinde bulundular. Biz halka böyle vaatlerde bulunmayız. Biz diyoruz ki şartlar ağırdır. Halkımız işgal altında yaşamaya devam ediyor. Tahammül etmek ve sabretmek zorundadır. Fakat bu sabır ve kararlılığın karşılığını alacağız. Halkımıza saygın bir hayat kazandırmaya çalışacağız. Ona direnişin şartlarını oluşturmaya çalışacağız. Fakat Filistinli halkımıza ihanet etmeyecek, ona karşı her zaman gerçekçi olacağız. |
![]() |
| İsrail önüne oturup konuşabileceğimiz, görüşmeler yoluyla sonuçlandırılacak bir öneri ileri sürmüyor. İsrail barış seçeneği sunmuyor. O her zaman savaş seçeneğini, düşmanlık, işgal ve baskının devamı seçeneğini sunuyor. |
![]() |
| Filistin özerk yönetiminin ve onun kurumlarının Oslo Anlaşması'na dayalı olarak kurulduğu bir gerçektir. Ancak bu tarihî bir konudur. Evet, bu bir gerçek. Biz de Oslo Anlaşması'nın inşa ettiği bir vakıanın üzerine geldik. Bu da doğrudur. Ancak Oslo Anlaşması on yıl önce tahakkuk etmiştir ve tarihi bir boyut oluşturmaktadır. Bugün artık sona ermiştir. Ortada ondan geriye bazı siyasi yapılanmalar kalmıştır, ama Oslo programı bugün artık hüküm kaynağı değildir. Filistin halkı açısından bir dayanak değildir. Bu, güvenlik boyutu açısından önemli bir noktadır. |
![]() |
| ABD aynı günde İsrail seçimlerinden birinci çıkan Olmert'i tebrik ederken, HAMAS'ın yeni hükümetiyle ve Filistin meclisinin HAMAS mensubu üyeleriyle tüm ilişkileri kesme kararı almıştır. Burada bariz bir çelişki var. İsrail demokrasisinin sonuçlarını ilişkilerinde esas alırken neden Filistin demokrasisinin sonuçlarını ilişkilerinde dikkate almıyorsun? Evet, o demokrasi ise bu da demokrasidir. |
![]() |
| Genel anlamda baktığımızda, bazı farklılıklar arz etse de Batı'nın tutumunun büyük ölçüde İsrail yanlısı bir tutum olduğunu görürüz. Filistin seçimleri karşısında beklenmedik bir sürprizle karşı karşıya gelmenin ve şoka uğramanın tesiriyle, çifte standartçı bir anlayışla hareket etmişlerdir. |
![]() |
| HAMAS, dürüst seçimler yoluyla ve sandıklardan çıkan sonuçlara göre üstün başarı gerçekleştirdiği halde Batı bu sonuçlara lâyık olduğu saygıyı göstermemiş ve şartsız bir şekilde kabullenmeye yanaşmamışlardır. Bu yüzden biz bu tutarsız tutumu tenkit ediyoruz. Bu, tamamen İsrail yanlısı ve Batı'ya yakışmayan tutumdur. |
![]() |
| Biz Türkiye'nin bir rolünün olacağına inanıyoruz. Bir rolünün olmasını biz de isteriz ve bundan mutluluk duyarız. Ancak kendi çıkarlarının gerçekleşmesi ve olumlu rolünün olması için konumunun ve tutumunun gözden geçirilmesi gerekir. Bu şekilde dış politikasını güçlendirmesi, Filistin halkının ve İslâm ümmetinin çıkarlarına hizmet etmesi, adalet, hak ve özgürlük ilkelerine bağlı kalması gerekir. Çünkü dediğim gibi bölgedeki sorunun temel sebebi İsrail'dir. |
14 Mayıs 2006 Çarşamba, Vakit gazetesi (Gazetede yayınlanma tarihleri: 14-17 Nisan 2006)
Öncelikle bizi kabul etmenizden ve gösterdiğiniz yakın ilgiden dolayı teşekkür ediyor, HAMAS'ın bundan sonra da üstün başarılara imza atmasını diliyoruz. Filistin seçimleriyle söze başlamak istiyoruz. Son seçimlere katılmaktaki amacınız neydi ve böyle bir başarı gerçekleştirebileceğinizi bekliyor muydunuz?
Halid Meş'al: Bismillahirrahmanirrahim. Başarı gerçekleştireceğimizi bekliyorduk. Planımızı da başarı elde edecek şekilde yaptık. Bu planımızı başarıya ulaşacak şekilde uygulayacağımıza kanaat ediyorduk. Ancak başarının derecesi şüphesiz sürpriz oldu. Sonuçlar Filistin halkının değişim arzusunu ve buna büyük rağbet gösterdiğini ortaya çıkardı.
Seçime katılmaktaki amaçlarımız ise Filistin sahasında demokrasiyi daha da güçlendirmek, Filistin halkının iradesine saygı gösterilmesini sağlamak, demokrasi ve seçimler kanalıyla Filistin'deki siyasi kurumları yeniden yapılandırmak, bu işi eski sistemin dondurulmasına ve seçimlerin sürekli ertelenmesine bırakmamak ve benzeri şeylerdi. Yine bu seçimler vasıtasıyla, parlamenterleri ıslahata yöneltmek, onların bozulmayla aktif bir şekilde mücadele etmelerini, Filistin halkının haklarını savunmalarını sağlamak, onları hayatın tüm alanlarında bu halka hizmet etmeye yöneltmek suretiyle Filistinli halkımıza hizmet etmeyi amaçladık. Zaten ayrıntılı ve uzun bir seçim programı hazırlamış ve bu programı seçim öncesinde açıklamıştık. Filistin halkı da bu programı görerek tercihini yaptı. Programın ana başlığı da "Değişim ve Islah (Reform)"tır. Bütün alanlarda mevcut olandan daha iyiye doğru bir değişim ve hayatın tüm alanlarında reform (ıslahat). Siyasi reform, güvenlik reformu, ekonomik reform, sosyal reform. Bu yolla Filistinli halkımıza hizmet edeceğimiz yöne yönelmek. İşgale karşı direnişte bize yardımcı olacak şartları oluşturmak. Aynı şekilde Filistin'in kendi iç bünyesini düzene sokmaya ve buradaki siyasi yapıyı, uyumlu, güçlü, Filistin gerçeğini ve Filistin halkının iradesini yansıtan, demokrasi ve tüm tarafları kapsayacak bir ulusal katılım temeline oturmuş yapı haline dönüştürmeye yardımcı olacak zemini oluşturmak. Bunlar seçimler yoluyla gerçekleştirmeyi hedeflediklerimizin belli başlıları. Bunun yanı sıra Filistin parlamentosunun yeni bir yapıya kavuşturulması suretiyle ve bizim tarafımızdan oraya girecek parlamenterler vasıtasıyla Filistin halkının haklarını savunmayı, geliştirdiğimiz programı ve işgale karşı halkımızı müdafaa etmeyi hedefledik. Filistin halkının iradesini, bu halkın beklentilerini, arzularını ve haklarını yansıtacak önderler ortaya çıkarmak istedik.
Bazıları seçimlerin yasal dayanağını Oslo İlkeler Anlaşması'ndan aldığını söylüyorlar. Siz bu görüşe nasıl bakıyorsunuz ve 1996'dan buyana ne değişti? 1996 seçimlerine girmediğiniz halde 2006 seçimlerine girmeyi neden kabul ettiniz?
Halid Meş'al: Hayır, bu seçimlerin yasal dayanağı Oslo Anlaşması değildir. Bunun yasallığı Filistin'de bu seçimlerin yapılması konusunda gerçekleştirilen ulusal ittifaktır. Geçen yıl yani 2005'te Filistinli gruplar arasında Kahire'de gerçekleştirilen müzakere ve anlaşmada hem belediyeler hem de parlamento üyelikleri için seçim yapılması kararlaştırılmıştı. Dolayısıyla bu seçimlerin yasal dayanağı Filistinlilerin kendi aralarındaki uzlaşmalarıdır. Ayrıca siz de biliyorsunuz ki geçtiğimiz on yıl içinde Filistin halkının kendi programında dayanağı Oslo Anlaşması değil, hepimizin üzerinde ittifak ettiği ulusal program ve ulusal uzlaşmadır. Kahire Anlaşması'nda izlediğimiz çizgi de bu olmuştur. Filistin'deki büyük intifada Filistinli grupları birbirine yöneltmiş, Filistin'deki iç ittifakı güçlendirmiş ve birtakım siyasi mesafeler belirlemiştir. Ayrıca bütün kesimler İsrail'in çekilmesinin zorunluluğu üzerinde ittifak sağlamıştır. Ortada herkesin üzerinde anlaştığı ve ortak çizgiyi belirleyen bir program bulunmaktadır. Siyonist işgalcilerin 1967 öncesi sınırlara çekilmesinin zorunluluğu ortak çizginin temel şartlarından biridir. Bazılarına göre 1967 öncesi sınırlara çekilmesinin sağlanması nihai hedef, bazılarına göre ise sadece bir merhaledir. Aynı şekilde Kudüs'ün işgalden kurtarılması, mültecilerin yurda dönüş hakları, yahudi yerleşim merkezlerinin kaldırılması, ayrım duvarının yıkılması, tüm tutsakların ve tutukluların serbest bırakılması, başkenti Kudüs olan tam bağımsız, kendi çizgisini tayin hakkına sahip bir Filistin devletinin kurulması Filistinlilerin ortak hedefleridir. Bunlar üzerindeki ittifak aynı zamanda bir meşruiyet temeli oluşturmuş ve seçimler de meşruiyetini işte buradan almıştır.
Filistin özerk yönetiminin ve onun kurumlarının Oslo Anlaşması'na dayalı olarak kurulduğu bir gerçektir. Ancak bu tarihî bir konudur. Evet, bu bir gerçek. Biz de Oslo Anlaşması'nın inşa ettiği bir vakıanın üzerine geldik. Bu da doğrudur. Ancak Oslo Anlaşması on yıl önce tahakkuk etmiştir ve tarihi bir boyut oluşturmaktadır. Bugün artık sona ermiştir. Ortada ondan geriye bazı siyasi yapılanmalar kalmıştır, ama Oslo programı bugün artık hüküm kaynağı değildir. Filistin halkı açısından bir dayanak değildir. Bu, güvenlik boyutu açısından önemli bir noktadır.
Biz 1996 seçimlerini boykot ettik. Çünkü o seçimlerde dayanak Oslo programıydı. Seçimlerin başlangıcında ve yürütülmesinde bu anlaşma dayanak teşkil ediyordu. 2006 seçimlerinde ise dayanak artık bu anlaşma olmamıştır. Bu anlaşma artık zaman açısından da yasal açıdan da son bulmuştur. Şaron bizzat kendisi bu anlaşmayı geçersiz hale getirmiştir. İşgal devleti Batı Yaka'ya birçok kez askeri baskınlar düzenleyerek Oslo Anlaşması'nı çiğnemiştir. Anlaşma gereği terk ettiği şehirlere yeniden girerek anlaşmayı geçersiz kılmıştır.
Bütün bu sebeplerden dolayı biz gerek seçimler açısından ve gerekse direniş açısından yeni bir konumla karşı karşıyayız. Vakıa değiştiği için biz de tutumumuzu değiştirdik.
ABD ve Batı'nın Filistin seçimleri karşısındaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Halid Meş'al: Öncelikle bu konuda Batı'nın tümünün tek bir tavır takındığını söyleyemeyiz. Muhtelif tavırlar olmuştur. ABD'nin ayrı bir tutumu olmuştur. AB'nin ayrı tutumu olmuştur. Avrupa'nın içinde de farklı yönetimlerden birbirinden bariz farklılıkları olan muhtelif tavırlar ortaya çıkmıştır. Rusya'nın ise hem ABD'nin hem de AB'nin tutumundan çok farklı bir tutum sergilediğini söyleyebiliriz.
Fakat genel anlamda baktığımızda, bazı farklılıklar arz etse de Batı'nın tutumunun büyük ölçüde İsrail yanlısı bir tutum olduğunu görürüz. Filistin seçimleri karşısında beklenmedik bir sürprizle karşı karşıya gelmenin ve şoka uğramanın tesiriyle, çifte standartçı bir anlayışla hareket etmişlerdir. HAMAS, dürüst seçimler yoluyla ve sandıklardan çıkan sonuçlara göre üstün başarı gerçekleştirdiği halde bu sonuçlara lâyık olduğu saygıyı göstermemiş ve şartsız bir şekilde kabullenmeye yanaşmamışlardır. Bu yüzden biz bu tutarsız tutumu tenkit ediyoruz. Bu, tamamen İsrail yanlısı ve Batı'ya yakışmayan tutumdur. Çünkü İsrail politikasını güzel göstermekte, onun Filistin halkına ve bu halkın özgür iradesine karşı koyduğu haksız şartları esas almaktadır. İşte bu tutum sebebiyledir ki ABD aynı günde İsrail seçimlerinden birinci çıkan Olmert'i tebrik ederken, HAMAS'ın yeni hükümetiyle ve Filistin meclisinin HAMAS mensubu üyeleriyle tüm ilişkileri kesme kararı almıştır. Burada bariz bir çelişki var. İsrail demokrasisinin sonuçlarını ilişkilerinde esas alırken neden Filistin demokrasisinin sonuçlarını ilişkilerinde dikkate almıyorsun? Evet, o demokrasi ise bu da demokrasidir. Orada bir halkın iradesi ortaya çıkıyorsa burada da bir halkın iradesi ortaya çıkmaktadır. Demek ki burada bir çifte standart var. Aynı şekilde bir çelişki ve değer çatışması var. Bunun temelinde ise şaşkınlık var. Amerikan yönetiminin şaşkınlığı.
Zannediyorum ABD Dışişleri bakanı Condolezza Rice'ın bir açıklaması olmuştu. "Arap ülkelerindeki diktatörlük rejimleri şiddeti doğuruyor, teröre yol açıyor" diyordu. Madem böyle, o halde neden demokrasinin sonuçlarına razı olmuyorlar? Bir tarafta diktatörlük terörü doğuruyor diyorlar, öbür tarafta ise Filistin seçimleri Filistin terörünü güçlendirdi diyorlar. Bu bir çelişki ve çifte standarttır. Bu yüzden biz bu tutuma tepki gösteriyoruz ve gerek Arap toplumlarının gerekse tüm İslâm toplumlarının Batı'nın bu çelişkisinden ve çifte standartçılığından ciddi şekilde rahatsız olduğuna inanıyoruz.
Bilindiği üzere HAMAS tüm tarafların iştirak edeceği bir ulusal koalisyon hükümeti kurmayı amaçlıyordu. Bunun başarılamamasının sebepleri nelerdir?
Halid Meş'al: Evet, HAMAS tüm direniş gruplarının ortak olacağı bir ulusal koalisyon hükümeti kurmayı amaçlıyordu. Ancak bu sonuca ulaşılamadı. Diğer gruplar böyle bir hükümete iştirak etmeyi kabul etmediler. Sadece bazı bağımsız şahsiyetler ve mesleklerinin uzmanı, geçmişleri temiz çok sayıda teknokrat bizimle birlikte çalışmayı kabul etti. Ancak siyasi gruplar dışarıda kalmayı tercih ettiler. Bunun muhtelif sebepleri var.
Birinci sebep: Bazı gruplar zaten katılmak istemiyorlardı. Baştan katılmama kararı vermişlerdi. Buna el-Fetih hareketini örnek verebiliriz. Bu hareket zaten katılma yanlısı değildi. Çünkü bu hareket psikolojik açıdan başkanlığını HAMAS'ın yaptığı hükümette bulunmayı kendine kabul ettiremiyordu. Aksine HAMAS'ın başarısızlığa itilmesine yol açacak baskı yapılmasından yanaydı. Hatta içlerinden bazıları açıkça sorumluluğun HAMAS'a yüklenmesi gerektiğini ifade ettiler. Yani meydanın HAMAS'a bırakılması, sorumluluğun ona yüklenmesi ve onun başarısızlığının gözlenmesi amaçlanıyordu. Çünkü dış baskıların ve zorlukların büyük olacağını, HAMAS'ın ise bunları aşamayacağını düşünüyorlardı. İsrail'le ilişkiler konusunda baskılar, uluslar arası toplum adına yapılacak baskılar, güvenlik durumu, kuşatma altında ekonomik durum vs. karşısında bizim sorunların üstesinden gelemeyeceğimizi düşünüyorlardı. Bütün bunlar karşısında bize yardımcı olmak istemiyor, aksine bizi meydanda yalnız bırakmayı, bize ortak olmamayı istiyorlardı. İçlerinden bazıları da ne yazık ki bizi tamamen başarısız kılmayı hedefliyordu.
Bir diğer sebep: Bazıları azınlığın programını çoğunluğun programına baskın çıkarmaya çalıştılar. Bunlar biliyorlardı ki HAMAS parlamentodaki sandalyelerin çoğunluğunu kazandı. Filistin halkı bu hareketi seçti ve onun siyasi programını tercih etti. Böyle olmasına rağmen küçük siyasi gruplar kendi politik dillerini ve politik programlarını bize baskın çıkarmak istediler. Böyle bir şey ise kabul edilemez. Çünkü halk HAMAS'ı seçti. Onun programının uygulanmasını istedi, başkalarınınkini değil. Üstelik HAMAS esnek ve vakıayı göz önünde bulunduran bir siyasi program ortaya koymuştu. Yani biz programımızı diğer gruplara olduğu gibi dayatmadık. Diğer gruplarla ortak noktalarımızı önemseyen bir program hazırladık. Ayrıca dört hafta süren görüşmeler yaptık ve birtakım ortak noktaları yakalayabilmek için programımızdaki birçok maddede değişiklik yaptık ve diğer gruplarla ortak mikyaslar oluşturabilmek için yeni maddeler ekledik. Bütün bunlara rağmen yine de iştirak etmeyi reddettiler. Böyle olması büyük ölçüde esas aldıkları standartların böyle bir katılım temeline dayanmamasından ileri geliyordu.
Bazı gruplar ise dış baskılardan etkilendiler. Bu gruplar bizimle birlikte hareket etmemeleri için ABD ve Avrupa'nın baskılarına maruz kaldılar. İsrail, ABD ve Avrupa'daki bazı çevreler Filistin'de bir ulusal koalisyonun, ulusal birlik hükümetinin kurulmasının engellenmesi amacıyla muhtelif taktiklere başvurdular. İstedikleri tek renkli bir hükümetin kurulmasıydı. Bu durumu onu hedefe yerleştirmenin, kuşatmaya almanın, onunla ilişkiye girmemenin gerekçesi olarak kullanmak, böylece o hükümeti başarısızlığa zorlamak istiyorlardı. Onların planları böyleydi.
Bunlar belli başlı sebepler. Bu arada kendi iç engellerinden dolayı iştirak etmeyen gruplar da olmuştur. Bunlardan bazıları iştirake taraftar, bazıları ise karşı idiler.
Bunların dışında da sebepler sayılabilir. Ama ne yazık ki, ister dıştan kaynaklanan etkenlere isterse de dâhilî sebeplere dayansın bu tutum olumsuz mahiyet arz etmiştir. Çünkü sonuçta ulusal sorumluluktan ve Filistin halkının çıkarı için oluşturulan hükümete iştirakten kaçınma söz konusudur. Bu sebeple olumsuz bir tutumdur. Genel ulusal çıkar, grup - parti çıkarından önemlidir. Sonuçta HAMAS ulusal koalisyon hükümeti oluşturmaya çok gayretli olmasına rağmen bu gerçekleşmeyince çoğunluğun desteğine sahip ve çoğunluğun programını yansıtan, birçok bağımsız şahsiyetleri ve teknokratları bünyesine alan hükümetini kurmuştur. Allah'ın izniyle, bütün sorumluluklarını, görevlerini yerine getirmede, Filistin halkının çıkarlarını teminde başarılı olacağını umuyoruz.
Sizin de ifade ettiğiniz üzere ABD, Avrupa ülkeleri ve muhtelif uluslar arası güçler tarafından baskılar yapılmaktadır. Bunların başında da ekonomik yardımların kesilmesi geliyor. Bütün bu baskılara nasıl karşı koyacaksınız ve nasıl başarılı olacaksınız?
Halid Meş'al: Öncelikle bu baskılar haksızdır. Batı'nın uyguladığı baskılar tamamen İsrail'in tutumundan ileri gelmektedir. HAMAS'a ve onun kurduğu yeni hükümete dayatılan şartlar tamamen İsrail'in ileri sürdüğü şartlardır. Dolayısıyla bu durum daha önce de ifade ettiğim üzere Batı'nın İsrail yanlısı tutum sergilediğine, Filistinlilere, Araplara ve Müslümanlara haksızlık ettiğine delalet etmektedir. Filistin halkının kendi yönetimini seçme hakkını kullanmasından dolayı cezalandırılmasını anlamak mümkün değildir. Seçimler dürüstçe yapılmış ve buna bütün insanlık şahit olmuştur. Eğer ABD ve Batı ekonomik yardımlarını kesme konusundaki kararlarını ya da tehditlerini uygulamaya geçirirlerse bu Batı'nın ve ABD'nin tarihinde bir kara leke olarak kalacaktır. Çünkü burada işgal altında yaşamaya zorlanan bir halk sırf demokratik bir hakkını kullanmasından dolayı cezalandırılmış olacaktır. Halk da bunları affetmeyecektir.
Bu tutuma nasıl karşı duracağız? Muhtelif yollarla karşı durmamız mümkündür. En başta Arap ülkelerinden ve İslâm ülkelerinden alternatif yardım kaynakları bulmak suretiyle karşı durabiliriz. Allah'a hamdolsun geçen iki ay içinde gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerde Arap ülkelerinden ve diğer İslâm ülkelerinden iyi vaatler aldık. Bunların kimisi yeni hükümet vasıtasıyla doğrudan halka yardım, kimisi de Filistin halkının yararına olacak yatırım vaatleridir. Bu birinci yoldur.
İkinci olarak da Müslüman toplumlar kanalıyla destekler aramaktır. Filistin'e yakın ilgi gösteren Arap toplumları ve diğer Müslüman toplumlar mevcuttur. Filistin onlar açısından merkezi bir dava niteliğindedir. Bunların tümü Filistin halkına ve HAMAS hareketine sıcak ilgi duymaktadır. HAMAS Arap âleminde ve İslâm âleminde büyük desteğe ve yakın ilgiye sahiptir. Gerek fertlerin, gerek örgütlerin, gerek özel sektörün ve iş adamlarının Filistin halkına destek ve yardım için cesaretli adımlar atmaya hazır oldukları görülmektedir.
Bunun yanı sıra dünyada Arap ülkelerinin ve İslâm ülkelerinin dışında da saygın, gerçekleri gören devletler mevcuttur. Bunlardan daha önce yardım yapanlar bu yardımlarını sürdürme yapmayanlardan bazıları da yardım başlatma ya da Filistin halkı yararına yatırım planlarını devreye sokma vaadinde bulunmuşlardır.
Bir diğer araç da HAMAS'ın hazırlamış olduğu ıslah programıdır. Bu program son derece önemlidir. Çünkü ahlâkî çözülmeye ve bozulmaya karşı savaşı esas almaktadır. Böyle bir savaş Filistin bütçesi üzerinde yükü hafifletecektir. Yani Filistin hükümetinin üzerinde malî yükleri hafifletecektir.
Ayrıca HAMAS'ın Filistin halkını kendi ulusal ekonomisini kurmaya ve kendine güven temelli bir yapı oluşturmaya teşvik amaçlı bir ekonomi programı bulunmaktadır. Bu program vasıtasıyla sanayi, tarım, üretim vs. alanlarında Filistinlilerin potansiyel güçlerinin devreye sokulması hedeflenmektedir. Böylece dış yardıma ihtiyaç oranı zaman içinde kademeli bir şekilde azaltılacaktır. HAMAS bu konuda önder durumundadır. Bilgi ve tecrübeye sahiptir.
Önemli olan bir husus da HAMAS'ın dürüst çalışma prensibidir. HAMAS yönetimi bu konuda kendini ispat etmiştir. Yeni hükümetin oluşturulmasında da dürüstlüğe ve ehliyete birinci derecede önem verilmiştir. HAMAS'ın bu yönü saygın devletlerin yardımda bulunmaları konusunda da teşvik edici etken olacaktır. Çünkü Filistin halkına yapacakları yardımın bu halka ulaşacağı konusunda HAMAS'ın siyaseti onlar için garanti olacaktır. Gönderecekleri yardımın HAMAS hareketine değil Filistin halkına ve hükümete gideceğinden emin olacaklardır. Çünkü HAMAS hükümetin ve halkın malını kendi malına karıştırmayacaktır.
Burada ikinci garanti de bu yardımın çarçur edilmeyeceği, hortumlanmayacağı, birilerinin ceplerine akmayacağı, doğrudan Filistin halkına, bu halka hizmet edecek kalkınma projelerine gideceğidir. Yardım yapacak herhangi bir devlet bu yardımın kesin bir şekilde Filistin halkına gideceğinden emin olabilecektir. Çarçur edilmeden, buhar olmadan ve zayi edilmeden. Bu sebeple HAMAS inşallah başarılı olacaktır.
Önemli bir husus da şudur: Biz rızkın Allah'ın elinde olduğuna, Allah'ın kullarından rızkı kesmediğine ve göklerin ve yerin hazinelerinin Allah'ın elinde olduğuna inanan insanlarız. Dünyada ABD gücünde de olsa bir devlet hiçbir halkı aç bırakmaya, onu hakkından ve rızkından mahrum etmeye güç yetiremez. Çünkü rızk Amerika'nın değil Allah'ın elindedir.
İslâmî kesimde bir endişe var: Acaba HAMAS baskılardan veya yönetime gelmekten dolayı ilkelerinden taviz verecek mi, İsrail'i tanıyacak ve onunla pazarlığa girecek mi?
Halid Meş'al: Bazıları uygulanan baskıların çok büyük olduğunu görmelerinden dolayı şöyle düşünüyorlar: HAMAS'ın önünde şu iki seçenek var; eğer başarılı olmak istiyorsa baskılara boyun eğecek, ya da bunun alternatifi başarısızlık olacaktır. Biz diyoruz ki, hayır. Baskılara boyun eğmeyeceğiz ve inşallah başarısızlığa da maruz kalmayacağız. Öte yandan baskılara boyun eğmek de zaten başarıya götürmüyor. Bilakis başarısızlığa götürüyor. Baskılara boyun eğilmemesi de başarısızlık anlamına gelmiyor. Bir insanın dik durması, ilkelerine ve sabitelerine bağlı kalması, mücadelesinde kararlı davranması ve bu yolla başarıya ulaşması, başarısızlığa maruz kalmaması mümkündür.
Biz baskılara boyun eğmeyeceğiz. Çünkü halkımız bizi haklarını savunmamız için seçti, o haklar üzerinden pazarlık yapmamız için değil. HAMAS direniş, toprağa sahip çıkma, bağımsızlık, yurda dönüş hakkı, Kudüs davası, tam bağımsız bir Filistin devleti kurulması, Filistin halkının haklarının alınması konusunda kararlılık gösterdiğinden dolayı halk bu hareketi seçti. Bu durumda nasıl bu tutumumuzdan dönebiliriz.
Sonra biz imanlı insanlarız. Bizim bu konudaki tutumumuz ilkesel bir tutumdur. Dinî bir tavırdır. Baskılar ne kadar çok olsa da ilkelerimizden vazgeçmemiz söz konusu olamaz.
Ayrıca önümüzde yaşanmış tecrübe var. Taviz verenler bir şey elde edemediler. Aksine hem kendilerine hem de halklarına zarar verdiler. İtibarlarını kaybettiler. Onlara ne İsrail ne de Batı saygı gösterdi. Biz ise karşı tarafa saygınlığımızı kararlı olduğumuzu göstererek, ilkelerimize ve haklarımıza sahip çıkarak kabul ettireceğiz.
Taviz söz konusu değildir. Böyle bir şeyin olmayacağı hususunda, Müslüman halklara ve toplumlara güven verecek bir husus şudur ki HAMAS ferdi hareket değil, kurumsal harekettir. Onda kararları belli bir kişi almaz. Bir yönetim kadrosu mevcuttur ve kararlar bu kadroyla alınır. Böyle yönetim kadrosu olan hareketlerde ise genelde bir oturaklılık, ilkesellik, sapmadan ve başkalarının baskılarına boyun eğmekten kaçınma güvencesi vardır.
Peki, HAMAS Allah'ın izniyle niçin başarılı olacaktır? Muhtelif etkenler var. Birinci olarak HAMAS bir halk tabanına dayanmaktadır. Biz büyük bir halk tabanına dayanan önder kitleyiz. Bu halk tabanı, onu hem direniş ve mücadeleyle hem de demokratik kanalla ve seçimlerle güçlendirmiştir.
Bizi başarıya götürecek etkenlerden biri de HAMAS'ın halka hizmet ve toplumsal faaliyet alanındaki tecrübesidir. Filistin halkına hizmet alanında kapsamlı bir tecrübe kazanmıştır.
Bu hareket İsrail'i Gazze'den çekilmeye zorlayan başarılı bir direnişe öncülük etmiştir. Böylece Filistin halkı işgalci siyonistlere karşı kararlılıkla mücadele etmiştir. Bu da bir etkendir.
Önemli bir etken de şudur ki HAMAS'ın öncüleri dürüstlüklerini, örnekliklerini, önderliklerini ispat etmişlerdir. Halk bunu görmüş ve etkilenmiştir. Hatta kuşatma ve şiddetli baskı dönemlerinde bile bu görülmüştür. Biz asla halkımıza haksızlık etmeyiz.
Bazıları halka Gazze'yi Hong Kong ve Tayvan'a dönüştürecekleri vaadinde bulundular. Biz halka böyle vaatlerde bulunmayız. Biz diyoruz ki şartlar ağırdır. Halkımız işgal altında yaşamaya devam ediyor. Tahammül etmek ve sabretmek zorundadır. Fakat bu sabır ve kararlılığın karşılığını alacağız. Halkımıza saygın bir hayat kazandırmaya çalışacağız. Ona direnişin şartlarını oluşturmaya çalışacağız. Fakat Filistinli halkımıza ihanet etmeyecek, ona karşı her zaman gerçekçi olacağız.
Bir halk yönetiminin sabırlı olduğunu görürse kendisi de her zaman sabırlı olur. Halk başındaki yönetimin kendisiyle birlikte aç kaldığını, halkı aç bırakıp da kendi karnını doyurmadığını görürse o da onunla birlikte tahammül eder. Bu da HAMAS yönetimini başarıya götürecek önemli etkenlerden biridir.
Ayrıca HAMAS, halkının ve hatta mensubu olduğu ümmetin kendisiyle birlikte olduğunu bilmektedir. Arap toplumlarının ve İslâm ümmetinin güvenini kazandığını, dolayısıyla bunların kendisiyle bir olacaklarını düşünmektedir. Sadece devletler değil öncelikli olarak halklar. Bu yüzden inşallah başarılı olacaktır.
İsrail ne kadar zorlama yapsa da irademizi kıramayacaktır.
Bazen İsrail'le doğrudan görüşmeler olabileceği ihtimalinden söz ediliyor. Böyle bir şey mümkün müdür?
Halid Meş'al: Sorun görüşmede değildir. Sorun İsrail'in inatçı tutumundan kaynaklanmaktadır. İsrail Filistinlilerin haklarını tanımama konusundaki tutumunu aynen sürdürüyor. Filistin halkını karşısında bir görüşmeci muhatap olarak görmüyor. Filistin halkının veya Arap tarafının tutumuyla buluşacak bir tutum sergilemiyor. Örneğin Arap ülkeleri bundan dört yıl önce İsrail'in 1967 öncesi sınırlara çekilmesini esas alan bir öneri sundular. Fakat İsrail bunu da reddetti. Oslo Anlaşması'nı sonlandıran İsrail'dir. Yine Yol Haritası Planı'nı geçersiz hale getiren İsrail'dir. Ortadoğu Dörtlüsü'nün üzerinde durduğu Yol Haritası vardı. Fakat İsrail bunu pratik açıdan uygulanamaz hale getirmiştir. Bu plana karşı dört şart, dört "hayır" ileri sürdü. Yani dört veto kullanmış oldu. 1967 sınırlarına çekilme şartını veto etti. Kudüs'ten çekilmeyi veto etti. Yurda dönüş hakkını veto etti. Bir de yahudi yerleşim merkezlerini dağıtmayı veto etti.
Neticede İsrail önüne oturup konuşabileceğimiz, görüşmeler yoluyla sonuçlandırılacak bir öneri ileri sürmüyor. İsrail barış seçeneği sunmuyor. O her zaman savaş seçeneğini, düşmanlık, işgal ve baskının devamı seçeneğini sunuyor.
Bu durum karşısında görüşmelerden söz etmenin bir anlamı olmamaktadır. Çünkü İsrail barış seçeneğini değil, savaş ve düşmanlık seçeneğini ileri sürmektedir.
İşin gerçeğinde HAMAS öncesinde de gerçek anlamda görüşmeler olmamıştır. Çünkü Ebu Ammar her ne kadar masaya oturduysa da İsrail onu bir görüşmeci olarak karşısına almıyordu ve ona bir şey de vermemiştir. Dolayısıyla sorun Filistin veya Arap tarafının tutumunda değil İsrail tarafının tutumundadır.
İsrail'in tek taraflı olarak irtibat kesme planı hakkındaki yorumunuz nedir?
Halid Meş'al: Bu, Filistin halkına karşı bir düşmanlık ve savaş planıdır. Filistin davasının üstünü kapatma ve Filistin halkını bağımsız devlete götürecek bütün seçeneklerin önünü kesme planıdır. Çünkü bu tek taraflı olarak sınırları belirleme değil tek taraflı olarak irtibatı kesme planıdır. İsrail'in tek taraflı olarak dayatacağı bir formülle çözüme zorlama felsefesine dayanmaktadır. Bu formülde İsrail'in çıkarları gözetilecek ama Filistin veya Arap tarafının çıkarları nazar-ı itibara bile alınmayacaktır. Filistin topraklarına inşa edilmiş büyük yahudi yerleşim merkezlerinin İsrail'e ilhakını, Filistinlilerin yoğun olduğu bazı bölgelerdeki çok küçük yahudi yerleşim merkezlerini ise boşaltmayı esas almaktadır. Yine bu plana göre Filistinlilere ait toprakların önemli bir kısmı İsrail'e ilhak edilecek, buna göre duvar örülecek, duvarın hattı söz konusu arazilerin ilhakını sağlayacak şekilde belirlenecek ve bu duvar İsrail'in siyasi ve güvenlik sınırı kabul edilecektir. Kenarlarda kalmış küçük yerleşim merkezleri boşaltılacak ama büyük yerleşim merkezleri ve çevrelerindeki araziler ilhak edilecektir. Bu ise Batı Yaka'daki toprakların % 40'la 50 arasına tekabül eden bir kısmının ilhakı anlamına gelmektedir. Ayrıca bu plan dolaylı olarak bir Filistin devletinin kurulmasının önünü de kapatmaktadır.
Netice itibariyle bu plan ne Oslo Anlaşması'nı esas almaktadır, ne Yol Haritası Planı'dır, ne Arap Birliği'nin önerisidir, ne uluslar arası toplumun önerisidir, ne uluslar arası ve ne de bölgesel bir girişimin neticesidir. Tamamen İsrail'in oyunudur. Ama ne yazık ki ABD bu oyunu görmezden gelmekte hatta desteklemektedir. Nitekim Condoleza Rice ve diğer bazı ABD ileri gelenleri bu desteklerini açıkça ifade etmişlerdir.
İsrail aynı zamanda bu planla bir arı ırk devleti olmayı hedeflemektedir. Yani arı yahudi ırkına dayalı bir devlet olma amacındadır.
Bu plan, İsrail'in barışı hedeflemediği, savaş ve işgal seçeneğini seçtiği konusunda biraz önce söylediklerimizi de doğrulamaktadır. Onun amacı barışı hâkim kılmak değil hem İsrail'in güvenliğe kavuşturulmasını hem de işgalin devamını sağlamaktır.
Böyle bir plan barış getirmez. Gerçek anlamda çekilme değildir. Filistin halkının haklarının itirafı anlamı da taşımaz. Bu yüzden bizim bu plan karşısındaki tutumumuz onu reddetme ve başarısız kalmasını sağlamak için çalışma esasına dayanmaktadır. Filistin tarafının kararlı direnişi bu planın başarısız kalmasını sağlayacaktır. İsrail Filistin tarafının haklarını itiraf etmediği sürece kendini güven ve istikrara kavuşturması mümkün olmayacaktır.
Bilindiği üzere FKÖ hakkında, onun Filistin halkının uluslar arası alandaki tek temsilcisi olduğu konusuyla ilgili tartışma yaşandı. Bu çerçevede HAMAS'ın hükümet programı üzerinde de tartışma yaşandı. Bu meselenin çözümü konusunda neler yapılacak ve sizin bu konudaki görüşünüz nedir?
Halid Meş'al: Bu Filistin sahasında bazı grupların özellikle de el-Fetih'teki kardeşlerin karşımıza çıkardıkları tartışmalardan biriydi. Bu konudaki tutum HAMAS hareketinin karşısına koydukları mantıkdışı bir tutumdur. Biz bir yıl önce Kahire Anlaşması'nda FKÖ'nün tüm grupları içine alacak şekilde yeniden yapılandırılması, siyasi ve örgütsel yönden ıslahı üzerinde anlaşma sağlamıştık. Çünkü HAMAS ve İslâmî Cihad bu teşkilatın içinde değildir. Dolayısıyla FKÖ'nün içeride ve dışarıda meşruiyet temeli oluşturacak bir yapı haline gelebilmesi için HAMAS ve İslâmî Cihad'ı da bünyesine alacak şekilde yeniden yapılandırılması üzere anlaşmıştık.
Aradan bir yıl geçti, ama el-Fetih esas itibariyle FKÖ'nün yeniden yapılandırılmasını ve Kahire'de üzerinde anlaştığımız şekilde ıslahını reddetti. Yani bu anlaşmanın pratiğe geçirilmesini reddettiler, engellediler.
Hal böyleyken HAMAS'tan kendisinin içinde olmadığı bir yapıyı tek yasal temsilci ve meşruiyet temeli olarak tanımasının istenmesi mantıklı değildir. Bu hareket Filistin halkının güvenini, Gazze ve Batı Yaka'da büyük çoğunluğun desteğini kazanmış durumdadır. Böyle bir hareket FKÖ'nün dışında tutulurken, bu örgüt nasıl tek yasal temsilci ve meşruiyet temeli olabilir? Biz diyoruz ki gelin bu teşkilatı gözden geçirip yeniden yapılandıralım. Bütün tarafların içine alınmasını sağlayalım. O zaman tek ulusal ve yasal temsilci olsun. Ama onlar bunu reddediyorlar. Bu tutum iyi niyete değil kötü niyete delalet etmektedir.
Seçimlerden sonra HAMAS'tan muhtelif heyetler değişik ülkelere ziyaretler gerçekleştirdiler. Bize bu ziyaretlerden elde edilen sonuçlar hakkında bilgi verebilir misiniz?
Halid Meş'al: Bu ziyaretlerde öncelikli amacımız ziyaret ettiğimiz ülkelerin yönetimleriyle siyasi tutum hakkında görüş alış verişinde bulunmak, onlara Filistin halkının durumunu, işgal altında çektiği sıkıntıları arz etmek, HAMAS'ın Arap - İsrail sorunu konusundaki tutumu hakkında bilgi vermek ve Filistin halkının haklarının alınması için nasıl bir siyaset izleyeceğimizi bildirmekti. İkinci amacımız ise Arap ülkelerinin, İslâm dünyasının ve uluslar arası kamuoyunun desteğini kazanmaktı. Hem resmi açıdan hem de toplumsal açıdan Filistin'deki halkımıza destek kazanmak istedik.
Allah'a hamdolsun, sonuçlar olumlu oldu. Siyasi alandaki görüş alışverişleri faydalı oldu. Bu ülkeler HAMAS'ın önerilerini ve Filistin'deki vakıa karşısında nasıl bir yol izleyeceğini öğrenmiş oldular. Biz de bu yönetimlerin mülahazalarını dinledik ve içinde bulunduğumuz dönemin şartlarının elverdiği ölçüde bunlardan yararlanacağımızı belirttik.
Ekonomik alanda da Filistin halkına ve yeni hükümetine destek konusunda olumlu bir tutumla karşılaştık. Bu yönetimler Filistin seçimlerinin sonuçlarına saygı gösterdiklerini, yeni hükümetle ve kadroyla ilişki içine gireceklerini ifade ettiler. Bu itibarla sonuçlar cesaretlendirici oldu.
Ayrıca yaptığımız ziyaretler münasebetiyle Arap ve İslâm toplumlarıyla doğrudan ilişki imkânı bulduk ve Filistin halkına sıcak ilgi olduğunu müşahede ettik. Bu sıcak ilgi ise Filistin halkına cesaret kazandırmıştır.
Bu soruyla bağlantılı olarak özelde Türkiye ziyaretiniz hakkında soru sormak istiyoruz. Bu ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz? Ziyaretten beklediğinizi elde edebildiniz mi?
Halid Meş'al: Türkiye ziyareti önemliydi. Öncelikle bu ülke önemli bir İslâm ülkesidir. Aynı zamanda önemli bir Avrupa ülkesidir. Bu sebeple Ankara ziyareti bir bakıma bir Avrupa ülkesine ve Avrupa'ya açılma yolundaki önemli bir parçaya ziyaret anlamına geliyordu. Tabii İsrail'in, ABD'nin ve bazı Avrupa çevrelerinin tepkileri sebebiyle ziyaretimiz esnasında karşılaştığımız zorluklardan doğan sonuçları anlıyoruz.
Türkiye yönetiminin mevcut zor şartlar altında HAMAS'ı davet ederek attığı adımı takdir ediyor ve bunu ilişkilerde önemli bir açılım olarak görüyoruz. Bu gerek siyasi destek ve gerekse Türkiye'nin yatırım projeleri vasıtasıyla Filistin halkına destek sağlayan ülkeler arasında yer alması açısından önem arz etmektedir.
İnşallah bu ziyaretin faydası yakın gelecekte pratiğe de yansır. Çünkü Türkiye dediğim gibi önemli bir İslâm ülkesidir. Önemli bir ekonomik ve siyasi tecrübeye sahiptir. Asya ve Avrupa arasında, İslâm dünyasıyla Batı arasında önemli bir köprüdür. Bu vasfı Türkiye'ye yarar sağladığı gibi İslâm dünyasına ve Filistin halkına da yarar sağlamaktadır.
Türkiye sıkça İsrail ile Filistin tarafı arasında arabuluculuk önerilerinde bulunuyor. Türkiye'nin gerçekten aktif bir arabuluculuk yapması söz konusu olabilir mi? Bununla bağlantılı bir sorumuz da şu: Türkiye'nin zaman zaman İsrail ile İslâm dünyası arasında köprü oluşturduğunu, bir bakıma İsrail'i İslâm dünyasına pazarladığını görüyoruz. Bu AKP döneminde de gerçekleşti. İsrail ile Pakistan arasındaki irtibatta köprü kurmasını örnek gösterebiliriz. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?
Halid Meş'al: Türkiye'nin bölgede etkin ve belirgin bir rol oynamasını memnuniyetle kabul ediyoruz. Arap - İsrail sorununda Türkiye'nin etkin rolünün olmasını da memnuniyetle kabul ederiz. Fakat biz inanıyoruz ki Türkiye'nin çıkarı, Arap âleminin çıkarı ve Filistin halkının çıkarı Türkiye'nin rolünün bir arabuluculuk derecesine indirgenmesinde değildir. Türkiye'nin rolünün arabuluculuk derecesinin çok üstünde olması gerekir. Söz konusu çıkarlar Türkiye'nin İsrail'i Arap dünyasına ve İslâm âlemine pazarlamasında da değildir. Çünkü Türkiye bir Avrupa ülkesi kimliği taşısa da İslâm âleminin bir parçasıdır. Ayrıca İsrail doğal bir devlet değildir. Doğal şartlarda varlığını sürdüren bir devlet değildir. Bir düşmanlık devletidir, işgal devletidir.
Biz Türkiye'nin bir rolünün olacağına inanıyoruz. Bir rolünün olmasını biz de isteriz ve bundan mutluluk duyarız. Ancak kendi çıkarlarının gerçekleşmesi ve olumlu rolünün olması için konumunun ve tutumunun gözden geçirilmesi gerekir. Bu şekilde dış politikasını güçlendirmesi, Filistin halkının ve İslâm ümmetinin çıkarlarına hizmet etmesi, adalet, hak ve özgürlük ilkelerine bağlı kalması gerekir. Çünkü dediğim gibi bölgedeki sorunun temel sebebi İsrail'dir. Filistinli halkımızın, işgal, düşmanlık ve zulüm yüzünden maruz kaldığı sorunların temel sebebi İsrail'dir. İsrail aynı zamanda bölgesel sorunların da temel sebebidir. Bütün bu gerçeklerden dolayı Türkiye yönetimindeki kardeşlerimizin tutumlarını gözden geçirmelerine ve yeniden değerlendirme yapmalarına ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.
Bir de İsrail seçimleri hakkındaki görüşlerinizi sormak istiyoruz. Bilindiği üzere İsrail seçimlerinde Olmert'in Kadima Partisi birinci çıktı. Ama HAMAS'ın Filistin tarafında gerçekleştirdiği gibi tek başına hükümeti kuracak çoğunluğu elde edemedi. Göründüğü kadarıyla İsrail partileri, aralarında bazı sorunlar yaşayacaklar. Bu durum karşısında seçimlerin sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Halid Meş'al: İsrail seçimleri muhtelif görünümler arz etmektedir. Birinci olarak bu seçimler siyonistlerin köktenci ve siyasi açıdan inatçı, Filistin halkının haklarını reddedici tutumlarını yansıtmaktadır. Seçim sonuçlarına göre Filistin halkının haklarını ret konusunda siyonistler arasında neredeyse görüş birliği oluşmuş gibidir. Likud, Kadima, İşçi Partisi ve bunlar gibi ana partilerin tümü 1967 sınırlarına çekilmeyi, Kudüs'ten çekilmeyi, yurtlarından çıkarılan Filistinlilerin yurda dönüş haklarını kabul etmeyi, büyük yahudi yerleşim merkezlerini boşaltmayı reddetmektedir. Dolayısıyla Filistinlilerin haklarıyla ilgili olarak bu partiler arasında köklü görüş ayrılıkları mevcut değildir. Bundan dolayı seçimlerin sonuçları ne olursa olsun genel siyasi tutum üzerinde herhangi bir etkisi olmayacaktır.
İkinci olarak bu sonuçlar İsrail'in siyasi alanındaki parçalanmışlığı ve dağılmışlığını yansıtmıştır. Tek başına hükümeti oluşturacak güçlü bir parti mevcut değildir. Hatta İsrail'in siyasi hayatında iki büyük parti dönemi de sona ermiştir. Son seçimler yaklaşık beş partiyi öne çıkarmıştır: Kadima, İşçi Partisi, Şas, İsrail Evimiz ve Likud. Dolayısıyla bu durum İsrail'de dâhilî yapıyı zorlayacak ve siyasi alanda yeni açmaz ortaya çıkaracaktır. İsrail'de dâhilî yönden bir şaşkınlık var. Benim inancıma göre Filistin kararlılığı, İsrail'in intifadayı ve Filistin direnişini kıramayışı ve yenilgiyi kabullenmek zorunda kalması, özellikle de Şaron'un komaya girmesi sonrasında ortaya çıkan durum bu şaşkınlığa sebep olmuştur. Şaron'a İsrail nezdinde ve ordu nazarında eski liderliklerin, tarihî yönü olan liderlerin kalıntılarından biri olarak bakılıyordu. Bugün artık İsrail'de tarihî ağırlığa sahip liderler kalmamıştır. Bu durum ise İsrail'in iç siyasetinin sütunlarını zayıflatmaktadır. Bu gelişme HAMAS olarak ve Filistinliler olarak bize şunu bildirmektedir: İsrail'in askeri yönden ve güvenlik mekanizması açısından güçlülüğünü görüyoruz. Fakat öte yandan pek çok zaaf noktalarının ve çok sayıda kopuklukların oluştuğuna şahit oluyoruz. Bu durum ise bize daha çok cesaret kazandırmaktadır. Kararlılık ve haklarımıza sahip çıkma konusunda bizi daha da güçlendiriyor. Biz İsrail'le savaşımızı kuru düşmanlık temelli bir çatışma olarak değerlendirmiyoruz. Bizim haklı bir davamız ve kararlılık gösterme gücümüz var. Düşmanımız da çok rahat şartlarda hayat sürdürmüyor. O da önemli zorluklarla karşı karşıya. Bu zorluklardan çıkması ise ancak işgale ve düşmanca tutumuna son vermesi halinde mümkün olabilir. Bundan dolayı diyoruz ki işgal ve düşmanlık devam ettiği sürece İsrail'in güven ve istikrara kavuşması mümkün değildir.
Türkiye toplumuna mesajlarınız nelerdir?
Halid Meş'al: Öncelikle biz Filistinliler olarak Türkiye halkına takdirlerimizi sunuyoruz. Filistinlilerin ve İslâm toplumlarının hafızalarında Türkiye halkının ve Türkiye'nin önemli bir yeri var. Sergilediği tarihi tavrın üzerinden henüz yüz yıldan fazla zaman geçmedi. Bu açıdan özellikle Filistin halkının hafızasında önemli konuma ve yere sahiptir. Bu halk aynı zamanda Türkiye'nin Filistin karşısında o tarihî rolüne dönmesini beklemektedir.
Türkiye, Filistin'i siyonist emeller karşısında koruma ve ona sahip çıkma konusunda takdire şayan bir tavır sergiledi. Biz inanıyoruz ki bugün dünyada gelişmiş ve güçlü bir devlet konumuna gelen Türkiye aynı rolünü yeniden oynamaya güç yetirebilecektir.
Türkiye Arap ülkelerine ve daha başka İslâm ülkelerine komşu olması ve aynı zamanda İslâm âleminin bir parçası olması sebebiyle İslâm âlemiyle ortak menfaatleri Batı'yla ortak menfaatlerinden fazladır. Avrupa'nın bir parçası olsa da. Ekonomik çıkarlar, siyasi çıkarlar, askeri çıkarlar, tarih, din ve uygarlıkla ilgili ortak ilişkiler, bütün bunlar Türkiye'nin doğu dünyasıyla ve İslâm âlemiyle ilişkilerini güçlendiren etkenlerdir. Tüm Arap ve İslâm toplumları bunu mutlulukla karşılayacaklardır. Örnek olarak Suriye ile Türkiye arasında ilişkilerin güçlendirilmesi hepimizi memnun etmekte, hem Suriye'nin hem de Türkiye'nin çıkarlarına yaramaktadır. Bugün büyük kulüpleşmeler döneminde yaşıyoruz. Bütün herkes çıkarının nerede olduğuna önem veriyor. Biz inanıyoruz ki doğal yapı itibariyle Türkiye'nin kendini İslâm âleminin bünyesinde görmesi gerekir. Ancak bu onun Batı'ya açılmasına da engel teşkil etmeyecektir. Bu da doğal bir şeydir. Fakat coğrafi ve stratejik konumu itibariyle Doğu ve Batı ile ilişkilerini dengede tutması gerekir.
Son olarak Türkiye'nin yüce Müslüman halkına mesajım şudur: Filistin halkıyla uzun bir tarihî bağlantısı olan bu halkın, mazlum, ezilmiş, işgal altında yaşamaya zorlanan, katliamlara, baskılara, tutuklamalara maruz kalan Filistin halkının yanında yer alması gerekir. Bugün dokuz bin Filistinli işgal devletinin zindanlarında tutulmaktadır. Bu halkın yarıdan çoğu yani beş milyondan fazla mensubu yurdundan çıkarılmış, dünyanın değişik yörelerine dağılmış halde mülteci hayatı yaşamaktadır. İşte bu uygulamalarla karşı karşıya olan Filistin halkı kendine yardımcı olunmasını beklemektedir. Maddi yardıma, ekonomik yardıma ve manevi yardıma ihtiyacı var.
Özellikle Kudüs'ün ve kutsal Mescid-i Aksa'nın tüm Müslümanların gönüllerinde büyük bir yeri var. Sonuçta Filistin, ümmetin dininden ve tarihinden bir parçadır. İsrâ ve mirac toprağıdır. Müslümanların ilk kıbleleridir. Dolayısıyla dünyadaki tüm Müslüman halkların ve fertlerin Filistin'le dinî ve tarihî bir irtibatı var.
Ayrıca Filistin davası merkezi bir konuma sahiptir. Bu yüzden Türkiye halkının yakın ilgisini beklemekteyiz. Tüm halkıyla, tüm partileriyle, tüm oluşumlarıyla, âlimleriyle, tüccarlarıyla, muhtelif seçkin önderleriyle Filistin halkının yanında yer alması gerekir.
Filistin halkı ümmetine karşı vefakâr bir halktır. Bu sebeple Türkiye toplumunda da saygın bir konuma sahip olmak istemektedir. Maruz kaldığı zorluklar karşısında yanında yer alan herkesin bu tavrını takdirle karşılamaktadır.
Gösterdiğiniz ilgiden dolayı teşekkür ederiz. Allah razı olsun. Çalışmalarınızda muvaffak eylesin.
Halid Meş'al: Ben teşekkür ederim.