4-5 Ocak 2008 Cuma - Cumartesi, Vakit gazetesi
Allah'ın izniyle Şam ziyaretimiz bayağı faydalı oldu. Faydalı olmasını sağlayan önemli faaliyetlerimizden biri de Filistin İslâmî Direniş Hareketi'nin Siyasi Birim başkanı Halid Meş'al'le görüşmemizdi. Meş'al'le görüşmemizde Filistin'in son durumu ve yaşanan gelişmeler hakkında kendisine sorular sorup bilgiler almaya çalıştık. Bugünkü ve inşallah yarınki yazımızda da onun verdiği bilgilerden bazı notlar aktaracağız.
Meş'al, Filistin'in genel durumuyla ilgili sorumuza verdiği cevapta Filistin topraklarında bugün ciddi bir kriz yaşandığını ve bunda değişik çevrelerin farklı ölçülerde sorumluluğunun olduğunu dile getirdi. Tüm insanlığın birlikte sahip çıkması gereken Filistin'de genel bir ihmal ve ilgisizlikten dolayı böyle büyük bir sıkıntının yaşandığına dikkat çekti. Haksız bir işgal sebebiyle Filistin halkının yarısının kendi topraklarında işgal altında mağdur edildiğine diğer yarısının da dünyanın değişik bölgelerinde dağınık bir vaziyette mülteci hayatı yaşadığına dikkat çeken Meş'al bunun sona ermesi için mücadele ve direnişin Filistin halkının en meşru hakkı olduğunu vurguladı. Filistin halkının topraklarının işgal edilmesine, haklarının gasp edilmesine ve insanlarının yurtları dışına çıkarılmalarına sessiz kalanların, bu halkın verdiği meşru mücadeleyi mahkûm etmeye ve bu meşru mücadelesinden dolayı onu cezalandırmaya kalkıştığını dile getirdi. Meş'al cevabında Filistin'de ortaya çıkan durumun bugün uluslar arası toplumun, tüm dünya ülkelerinin alnında bir kara leke olduğunu söyledi.
Halid Meş'al, Filistin halkına yönelik ilgisizlikte veya onu hedef alan tecrit politikasına destek verilmesinde ABD baskılarının birinci derecede rol oynadığını ifade ederek bu halkın sadece işgalden dolayı değil aynı zamanda bir uluslar arası acziyetten dolayı böylesine büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya olduğuna dikkat çekti. Bu acziyetin İslâm ülkelerinin ve Arap dünyasının diplomatik çizgisinde de etkileyici rol oynadığını belirtti.
Meş'al'le sohbetimizin ikinci önemli konusu Gazze'ye uygulanan ambargo ve artık tam anlamıyla bir insanlık dramına dönüşen kuşatmaydı. Biz sohbetimizi yaparken Gazzeli hacıların birkaç gün süren dönüş sorunları yeni sonuçlanmış ve hacılar Rafah kapısından giriş yapmışlardı. Hacıların işgal devletinin kapı oyununa gelmemeleri ve çıktıkları kapıdan giriş yapmak için her türlü zorluğa katlanarak direnmeleri de önemli bir başarı ve fedakârlıktı. Hacılara oynanan kapı oyunu sadece onları değil tüm Gazze ahalisini ilgilendiriyordu ve aynı zamanda bütün insanlığın şu an karşı karşıya olduğu durumu gözler önüne seriyordu.
Hacıların ısrarlı direnişlerinin sonuç vermesinde birtakım uluslar arası kuruluşların onların seslerini duymalarının, direnişlerine sahip çıkmalarının, destek vermelerinin ve özellikle Mısır'ın ihanetine tepki göstermelerinin de önemli rolü olmuştu. Bu gelişme, Filistin halkının haklı ve meşru mücadelesine etkili uluslar arası organların, insanî kuruluşların, insan haklarıyla ilgilenen organizasyonların destek vermesi halinde baskıcı ve hileci tarafların dize getirilmesinin mümkün olduğunu göstermektedir. Bu da, Gazze'de ortaya çıkan durumda insan hakları konusunda sorumluluk üstlenmiş kuruluşların ihmallerinin de bir payı olduğuna delalet etmektedir.
Hacıların, Hüsni ile Olmert'in kapı oyunlarına gelmeyerek Rafah sınır kapısından giriş yapmadaki ısrarları ve mücadeleleri sonuç vermişti ama bu Gazze'deki dramın sona ermesi anlamına gelmiyordu. Hacıların dramı tüm bölgede yaşanan insanlık dramının sadece çok küçük bir parçasını oluşturuyordu. Biz de Meş'al'le sohbetimizde bu konu üzerinde durduk.
Halid Meş'al, bugün Gazze'de sadece HAMAS'ın veya İsmail Heniyye hükümetinin değil bir buçuk milyon insanın sırf siyasî tercihlerinden dolayı insanlık dışı bir metotla cezalandırıldığına, Gazze ahalisinin asla tasvip edilemeyecek bir politikanın cezalandırma metodunda kurban seçildiğine dikkat çekti. Uluslar arası ambargonun, işgal devleti muhasarasının ve askerî saldırıların devam etmesi sebebiyle Gazze halkının ciddi bir problemle, tüm insanlığın utanç duyması gereken bir büyük dramla karşı karşıya olduğunu vurguladı. Kuşatma yüzünden tedavi için dışarıya çıkamamaları sebebiyle elliden fazla hastanın hayatını kaybettiğine dikkat çeken Meş'al: "Biz burada sohbet ederken, sadece bugün gerek işgalcilerin saldırıları sonucunda ve gerekse komployla on Filistinli hayatını kaybetti" dedi.
Halid Meş'al ile sohbetimizde üzerinde durduğumuz en önemli konulardan biri de el-Fetih'le diyalog konusuydu. Bizim bu sohbetimizi gerçekleştirmemizden bir gün önce el-Fetih militanları Gazze'de örgütlerinin 43. kuruluş yıldönümü münasebetiyle törenler düzenlerken saldırılar gerçekleştirmiş ve biri polis altı kişiyi katletmişlerdi. Aynı gün Batı Yaka bölgesinde de Özerk Yönetim başkanı Mahmud Abbas'ın yeni bir diyalog önerisinde bulunduğuna dair haberler yayınlanmıştı.
Gelişmeler kamuoyuna genellikle uluslar arası emperyalizmin hizmetindeki medya organlarının penceresinden aktarıldığı için çarpıtılarak veriliyor. Dolayısıyla Gazze'de yaşananlar el-Fetih'in kutlama törenlerine HAMAS'ın müdahalesi ve bu yüzden çatışma çıkması şeklinde verildi. Abbas'ın açıklaması da onun diyalog önerisinde bulunması ve HAMAS'ın da mesafeli yaklaşması ya da reddetmesi şeklinde yansıtıldı. Şam'dayken Internet üzerinden Türkçe haberleri tetkik ettiğimde İslâmî camiayı temsil eden haber portallarında da aynen bu ağızla yansıtıldığını gördüm. Çünkü hadiseleri çarpıtan kaynaklardan aktarmışlardı.
Gerçekler ise çok farklıydı. ABD'nin Filistin'de siyasi gelişmelere hâkim olmak için gönderdiği General Keith Dayton'un talimatlarıyla kurdurulan Selâm Feyyad hükümeti HAMAS'ın yirminci kuruluş yıldönümü kutlamalarını engellemek amacıyla günler öncesinden yoğun tedbirler alırken İsmail Heniyye hükümetine bağlı güvenlik görevlileri el-Fetih kutlamalarına hiçbir şekilde engel olmadı. Ama Gazze'de el-Fetih kutlamalarını bahane edenler program esnasında HAMAS mensuplarına saldırı düzenleyerek bir anda dört kişinin ölümüne sebep oldular. İşte olaylar bu saldırı yüzünden başladı. Yani herhangi bir engelleme veya müdahale sebebiyle değil. Ama maalesef medya, hadiseleri çarpıtarak verdiği için zihinleri karıştırıyor. Tıpkı Haziran 2006'da yaşanan olaylarda HAMAS mensuplarının yüksek binaların çatılarından atılması görüntülerinin HAMAS elemanlarının insanları çatılardan atması olarak verilmesinde olduğu gibi. Ne yazık ki bu yalan Türkiye'de "muhafazakâr" diye bilinen bir gazetenin sayfalarına da yansımıştı.
Abbas'ın diyalog çağrısına HAMAS'ın mesafeli durduğu da doğru değildir. Abbas, arkasında duran güçlerin kendisine öğrettiği taktiği kullanarak yine uygulanması imkânsız şartlar ileri sürüp güya diyalog önerisinde bulundu. HAMAS ise kendisi herhangi bir şart ileri sürmüyor ve diyalogun tamamen şartsız başlamasını, ayrıntıların masa başında konuşulmasını istiyor. Yani HAMAS'ın itiraz ettiği şey diyalog değil, "siz önce bir meydanı boşaltın, oraları tamamen bize bırakın; biz sizi kapıdan dışarı çıkarıp tamamen duruma hâkim olalım, ondan sonra sizinle masaya oturup diyaloga başlayalım" anlamına gelen şarttır.
Halid Meş'al'le sohbetimizde üzerinde durduğumuz konuların en önemlilerinden biri buydu. Meş'al, diyalog önünde HAMAS'tan kaynaklanan hiçbir engel olmadığını söyledi. Çünkü onun söylediğine göre HAMAS hiçbir ön şart ileri sürmüyor, hiçbir engel çıkarmıyor ve tüm ayrıntıları görüşmeye açık bir şekilde masaya oturmaya hazır. "Tüm dış baskılardan uzak bir şekilde, özgür iradeyle gelin masaya oturun" diyor.
Meş'al, diyalogun önündeki en önemli engelin iradesizlik yani acziyet olduğunu söyledi. Bu acziyet ise Abbas tarafında. Çünkü İsrail ve ABD, Abbas'a HAMAS'la herhangi bir diyaloga geçmemesi için baskı yapıyor. Bu iki gücün kendisine yardım ve desteğinin devamını isteyen Abbas ise baskılardan etkilenerek diyaloga yanaşmıyor. Eğer ki baskının yol açtığı acziyet ve iradesizlik sona erse diyalogun önünde engel kalmayacak.
Meş'al, diyalog konusunda muhtelif medya organlarına yansıyan iddiaların çoğunun doğru olmadığını dile getirdi. Örneğin HAMAS'ın Gazze üzerindeki hâkimiyetini pazarlık konusu yapmak istemediği için bunun engel oluşturduğu iddiasının doğru olmadığını ifade etti. Bilakis HAMAS, Filistin'de bir bütünlüğün ve ortak otoritenin oluşturulmasını ama bu otoritenin meşru zemine ve yasal çerçeveye oturtulmasını istiyor. Ama Dahlan'ın şunun bunun emrinde çete düzeninin hâkim olmasını değil halkın seçtiği parlamentonun onayıyla kurulacak bir hükümet ve o hükümete bağlı iç düzen oluşturulmasını istiyor.
Meş'al'le Annapolis Konferansı ve bu konferans sonrası ortaya çıkan durum, esir değişimi, HAMAS'ın kısa vadeli ve uzun vadeli çözüm planları vs. gibi daha başka muhtelif konular üzerinde de konuştuk. Ama şimdilik noktayı koymamız gerekiyor. Diğer bilgileri de yeri geldiğince sizlere aktarmaya çalışırız inşallah.