Filistin'deki Gelişmeler Hakkında Röportaj

25 Aralık 2007 Salı

Azerbaycan'daki TREND Haber Ajansı'nın Filistin'deki gelişmeler hakkında bizimle yaptığı röportaj

Sizce neden "HAMAS" İsrail ile her hangi bir dialoqa gitmiyor?

Aslında bu soruyu önce "Neden İsrail, HAMAS'ı Filistin meselesine bir "taraf" olarak görmüyor?" şeklinde sormak gerekir. Bilindiği üzere İsrail sadece kendi politikasında HAMAS'ı "taraf" olarak görmemekle yetinmeyip tüm diplomatik faaliyetlerde bu hareketin devre dışı bırakılması, muhatap alınmaması için çalışmakta, bu konuda ABD'nin ve Avrupa Birliği'nin etki gücünden yararlanmaktadır. Oysa Filistin'de son gerçekleştirilen seçimlerde Filistin halkının kendi temsilcisi olarak bu hareketi seçtiği görülmüştür.

HAMAS'ın tutumuna gelince: Bu hareket diplomatik alanda Filistin davasıyla ilgili görüşmelere açıktır. Ancak Filistin toprakları üzerindeki Siyonist işgali gayrimeşru olarak gördüğünden bu işgali onaylama anlamına gelecek bir diyalog ya da ilişkiye girmeyi ilkesel olarak reddetmektedir. Yani işgalle doğrudan bir ilişki içine girilmesinin önündeki engel HAMAS'ın bu işgali meşru kabul etmeme ilkesidir.

İşgali meşru kabul etmeme ilkesi daha önce FKÖ için de geçerliydi ve bu ilke FKÖ tüzüğünün ilk maddesinde yazılı olarak belirtilmişti. Fakat Oslo sürecinin başlatılmasından sonra bu ilke devre dışı bırakıldı. Ardından da ilke tüzükten tamamen çıkarıldı.

Ama HAMAS işgali meşru kabul etmeme ilkesini şimdiye kadar sürekli korumuştur ve bu konudaki kararlılığını sürdüreceğini her zaman vurgulamaktadır.

Şu var ki HAMAS'ın söz konusu ilkesi işgal devletiyle herhangi bir ateşkes gerçekleştirilmesine, esir mübadelesine, Filistin halkını hedef alan baskı ve şiddetin sona ermesini sağlayacak çözüm formüllerinin kabul edilmesine engel değildir. Fakat işgal devleti böyle bir çözüme yanaşmayıp Filistin halkının özgürlük mücadelesini temsil edenlere karşı tüm dünyanın baskı yapmasını sağlamaya çalışıyor. Sonra kendisinin bu tutumunu gözlerden uzak tutarak sorunun özgürlük mücadelesini sürdürenlerin tutumlarından kaynaklandığı intibaı vermeye çalışıyor. Oysa asıl sorun işgalden, işgalcilerin saldırılarından, baskıcı tutumlarından ve gasp ettikleri hakları hak sahiplerine iade etmemekteki ısrarlarından kaynaklanıyor.

"HAMAS" ABD ve Avrupa ülkeleri ile dialoqa hazır olduğunu bildirmesine rağmen bu devletler "HAMAS" ile dialoq etmiyorlar. Hatta Paris'te olan son toplantıya bile "HAMAS" davetli deyildi. ABD ve Avrupa ülkelerinin "HAMAS" ile dialoqa gitmemelerinin sebebi ne?

Bir önceki sorunun cevabında da işaret ettiğim üzere bunda İsrail işgal devletinin lobi faaliyetlerinin, ABD'yi ve Avrupa ülkelerini HAMAS karşıtı tutuma sevk etmelerinin birinci derecede rolü var. ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri İsrail işgal devletinin bu konudaki yönlendirmelerine göre hareket ettiklerinden Filistin halkının siyasi iradelerini ve demokratik tercihlerini de görmezden geliyorlar. Kendileri halkların demokratik tercihlerine saygılı olduklarını sürekli dile getirmelerine rağmen Filistin konusunda bunu yapmıyor, sürekli öne çıkardıkları ilkelerini ayaklar altına alarak işgal devletinin çizgisine göre bir diplomatik tutum sergiliyorlar. Sadece HAMAS'la diyalog içine girmemekle kalmayıp bu hareketi iktidara taşıyan Filistin halkını da ekonomik ambargoyla, aç bırakmakla ve hastalarının Filistin dışında tedavi edilmelerini engelleyerek onları ölüme sevk etmekle cezalandırıyorlar. Bu tutum her şeyden önce Avrupa ülkelerinin sürekli gündeme getirdikleri insan haklarına aykırıdır. Oysa Avrupa ülkelerinin kendilerini insan haklarının bekçisi olarak göstermeye çalıştıklarını hepimiz biliyoruz. Filistin halkına karşı tutumları ise bu konudaki samimiyetsizliklerini gözler önüne seriyor.

Mahmud Abbas'ın bölgeye uluslar arası barış güçlerini davet etmesi (isteyi) İsraile inamsızlıq anlamına gelmiyormu?

Bölgeye gelecek uluslar arası barış gücünün aktif bir rol oynayabilmesi için her şeyden önce İsrail işgal güçlerinin en azından 1967'de işgal edilmiş bölgelerden çekilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde uluslar arası güç bölgede sadece gözlemci konumunda olacak fiili bir etkisi olmayacaktır. Nitekim halihazırda Batı Yaka'nın el-Halil bölgesinde uluslar arası güç mevcuttur, ama işgal devletinin saldırılarına, baskınlarına, katliamlarına ve insanlık dışı uygulamalarına engel olamamaktadır. Dolayısıyla şu merhalede konuşulması gereken konu uluslar arası güç yerleştirilmesi değil işgal güçlerinin 1967'de işgal edilmiş bölgelerin tamamından çekilmesi konusudur.

Eğer bu gerçekleşirse sonrası için İsrail işgal güçlerine güvenilmemesi tabiidir. Çünkü işgal devleti şimdiye kadar imzaladığı anlaşmaların hiçbirine bağlı kalmamış, zor durumda kaldığı zamanlarda o durumdan çıkmak için bu anlaşmalara imza atmış ama sonrasında kendini yeniden güçlü hissettiğinde bu anlaşmaları çiğneyerek saldırılarını en üst düzeye çıkarmıştır. Dolayısıyla işgal devletine güvenilmemesi, onun askerî gücünün ciddi bir tehdit olduğunun esas alınarak bir strateji geliştirilmesi tabiidir.

Şu var ki işgal devletinden kaynaklanan tehdide karşı gerçek çözüm, kurulacak Filistin devletinin aynı zamanda Filistin vatanını savunacak bir ordusunun oluşturulmasıdır. HAMAS'ın önerisi de bu yöndedir. Zaten HAMAS böyle bir devlet kurulması ve bu devletin Filistin vatanını savunacak güçlü bir ordusunun oluşturulması durumunda kendi askerî kanadını dağıtabileceğini veya bu orduya ilhak edebileceğini vurguluyor.

Sonuç itibariyle Filistin'de çözüme doğru bir adım atılabilmesi için öncelikli olarak işgal devletinin Kudüs dâhil 1967'de işgal ettiği bölgelerin tamamından çekilmesi, askerî saldırıları ve tehditleri sona erdirmesi, vatanı savunacak güçlü bir orduya sahip Filistin devletinin kurulması gerekmektedir. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi merhalesinde uluslar arası güç bulundurulması belki işe yarayabilir, ama asıl çözüm bir Filistin ordusunun oluşturulması olacaktır.

Ahmet bey Sizce bölgede barışın olması için her iki taraf ne gibi işler yapmalıdır. Hem Filistin hem de İsrail tarafı.

Burada barışın önündeki engel işgaldir. Zaten Filistin topraklarında bugün bir sorun yaşanmasının sebebi de işgaldir. Çözüm sebebin ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşir.

Siyonist işgal devleti ve onun arkasında duran ABD, çözüm için Filistinlilerin tüm meşru haklarından, vatanlarından, mültecilerin yurda dönüş haklarından vazgeçmelerini istiyor. Böyle bir çözüm olamaz. İşgal ve Filistinlilerin meşru hakları üzerindeki gasp devam ettiği sürece Filistinlilerin özgürlük ve bağımsızlık mücadeleleri sürecektir. Filistinlilerin vatanlarından ve meşru haklarından vazgeçmelerini hiç kimse beklememelidir.

Sorun işgalden kaynaklandığı için çözüm de işgalin sona ermesindedir. Fakat Filistin'deki direniş örgütleri, işgal güçlerinin Kudüs dâhil olmak üzere 1967'de işgal edilmiş bölgelerin tamamından çekilmeleri ve Filistinlilere yönelik saldırıları durdurmaları halinde işgal devletiyle uzun vadeli ateşkesi kabul edebileceklerini dile getiriyorlar. Ama bu, mültecilerin yurda dönüş haklarından vazgeçme ve Filistin topraklarının kalan bölgesindeki işgali onaylama anlamına gelmez. Uzun vadeli ateşkes, askerî saldırıların sona erdirilmesi için bir çözüm olacaktır.