Krizlerden Kriz Beğenmek

9 Nisan 2008 Çarşamba, Vakit gazetesi

Bu günlerde İslâm coğrafyasında siyasi veya sosyal krizlerle uğraşan tek ülke Türkiye değil. Belki Türkiye'de yaşanan kriz veya sorun son dönemde öne çıkanların en hafifi.

Mısır'da yeniden çalkantılar başladı ve bayağı sürecek gibi görünüyor. Yemen'de hiç beklenmedik bir dönemde bir kuzey - güney çalkantısı baş gösterdi. Uzun süreden beri Yemen yönetiminin başını ağrıtan Husi hareketinden ve ABD'nin bu ülkeye baskıda malzeme olarak kullandığı el-Kaide meselesinden sonra böyle kuzey - güney çalkantısının baş göstermesinin yönetimi sıkıntıya sokacağı anlaşılıyor.

Irak'ta bayağı kan dökülmesine sebep olan çatışmalar şimdilik durmuş görünse de fitnenin kökü kurutulmuş değil. Pakistan'da hükümetin değişmesi gidişatı değiştirmedi ve yine zaman zaman çatışmalar yaşanıyor. Yeni başbakanın "silah bırakanları affedeceğiz" çağrısı sonuç vermedi. Bu tür çağrıların eskidiğini, böyle çağrılara genellikle "kim kimi affedecek?" karşılığı verildiğini Pakistan'ın yeni başbakanının tahmin edebilmesi gerekirdi.

Lübnan'da cumhurbaşkanı sorunu henüz çözüme kavuşturulamadı. "Çözüm adamı" ve tarafların ittifak noktası gibi görülen Genelkurmay Başkanı Mişel Süleyman isminin pazarlık aracı yapılmasından rahatsız olduğunu ortaya koydu. İçerde çözüm üretemeyen Lübnanlılar Arap ülkelerine çözüm turuna çıkmaya karar verdiler. Böylece Meclis Başkanı Nebih Berri ile Başbakan Fuad Sinyora, çözüm arayışı turuna Suriye'den başladı.

Sudan'da seçim hazırlıklarının hız kazanmasıyla birlikte iktidar - muhalefet gerginliği de arttı. Muhalif oluşumlar iktidarın gücünü kırmak amacıyla aralarında Birleşik Ulusal Güçler Dayanışması adıyla bir ittifak oluşturdular.

Bunların hepsinden önce gelen sorun ise yine işgalci Siyonist devletin tehdit politikalarından ve saldırı hazırlıklarından kaynaklanıyor.

Bütün bu krizler ve gerginlikler hakkında bilgi vermek, gelişmeleri tahlil etmek istiyoruz. Ondan dolayı bu haftaki yazılarımızda inşallah yukarıda listesini verdiğimiz gelişmeleri tahlil etmeye çalışacağız. Öncelikle de işgal devletinin yeni saldırı hazırlıklarından ve psikolojik savaş faaliyetlerini fiilen başlatmasından kaynaklanan sorunu ele almak gerektiğini düşünüyoruz.

İşgal devleti Gazze'ye geniş çaplı bir saldırı düzenleyerek bölgede yeniden kontrolü ele geçirmenin, ardından askeri şiddet yoluyla Abbas'a ve Dahlan çetesine hâkimiyeti vermenin planını uzun süreden beri yapıyordu. Geçtiğimiz Şubat sonunda başlatılan, "Sıcak Kış Operasyonu" adının verildiği ve altı gün süren saldırı bazılarına göre işte bu planlanan saldırıydı, ama başarılı olamayacağı anlaşılınca erken bitirildi. Bazılarına göre ise bu bir provaydı. İşgal devleti bu provayla hem kendi askerinin direncini, hem de karşısındaki İslâmî hareketin direniş gücünü ölçmek istedi.

İster planlanan geniş çaplı operasyonun kendisi, isterse provası olsun işgal devleti gerçekleştirdiği saldırıdan arzuladığı ve umduğu sonucu elde edemedi. Bunu bizzat Siyonist medya da işgal devletinin ileri gelen yetkilileri ve siyasileri de itiraf etme ihtiyacı duydular. Başta da İç Güvenlik Bakanı Avi Dichter'in itiraflarını zikretmek mümkündür.

"Sıcak Kış Operasyonu" adı verilen insanlık dışı saldırıdan istenen sonucun elde edilememesi Siyonist işgalcileri kendi aralarında ihtilafa ve sert tartışmalara yöneltti. Bazıları ordunun zayıf kaldığını ileri sürerek, özelde HAMAS'a, genelde Filistin direnişine dişini göstermesi ve Gazze'den direnişin izini silecek geniş çaplı operasyon gerçekleştirmesi gerektiği görüşünü savundu. Dışişleri Bakanı Tzipi Livni bu görüşü savunanların başında yer alıyor. Bayan Livni'nin aynı zamanda sözde "barış" görüşmeleri için Abbas'ın adamlarıyla masaya oturan Siyonist heyetin başkanlığını yaptığını hatırlatalım.

Bazıları ise İsrail'in planladığı geniş çaplı operasyonu gerçekleştirmesinin kendi açısından da ağıra mal olacağını söyleyerek HAMAS'la ateşkese gitmekten başka seçeneğinin olmadığı görüşünü savundu. İşgal devletinin eski Savaş Bakanı Amir Peretz bu görüşü savunanların arasında öne çıkan isimlerden biridir. Peretz'in de işgal devletinin savaş gücü konusunda tecrübeli olduğunu, 2006 yazında 33 gün süren Hizbullah'la savaşta Siyonist devletin Savaş bakanı görevini yürüttüğünü ve o savaştaki yenilgi sebebiyle istifaya zorlanan kişi olduğunu hatırlatalım. Siyonistlerin o savaşta anlamak istemedikleri bir gerçeğe burada parmak basmayı faydalı görüyoruz: O savaşta yenilen Amir Peretz değil Siyonist işgal ordusuydu.

Siyonist Devlet Saldırı Hazırlığında

10 Nisan 2008 Perşembe, Vakit gazetesi

Bundan önceki yazımızda, askerî operasyon konusunda işgal devletinin siyasileri arasında meydana gelen ihtilaflara kısaca temas etmiştik. Bu ihtilaflar sütten ağızları yanmış olanların biraz daha ihtiyatlı davranılmasını tavsiye ettiklerini gösteriyor. Fakat uluslar arası Siyonizmin hizmetindeki medya organlarının işgalci Siyonist devleti ciddi bir tehdit gücü olarak kabul ettirmek amacıyla dünya kamuoyuna gösterdikleri balona kendileri de inanmış olan Siyonistler Filistin direnişinin sadece birkaç günlük işinin olduğunu sanıyorlar. Oysa düşünemiyorlar ki o birkaç günlük denemeyi zaten yaptılar. O dönemde işgal devletinin çocuk yaşlı ayrımı yapmadan insanları rasgele katletmeleri sebebiyle Filistinlilerden önemli sayıda can kaybı olduysa da işgal devletinin karşısına çıkan güçlü ve kararlı bir direniş de oldu. O direniş sebebiyle psikolojik krize giren işgalci askerleri ve sözde sivil göçmenleri hastanelerin yoğun bakımlarına taşımak için ambulans yetiştiremediler.

Hal böyle olmakla birlikte işgal devletinin şu anki Savaş Bakanı Ehud Barak sürekli Gazze'ye geniş çaplı operasyon konusunda ısrarlı oldukları intibaı vermeye çalışıyor. Oysa selefinin tecrübelerinden yararlanması ve nasihatlerini dinlemesi onun belki yararına olacaktır.

İşgal devleti, saldırı ve geniş çaplı operasyon konusunda ısrarlı olduğunu göstermek amacıyla son günlerde kapsamlı askerî tatbikat gerçekleştiriyor. Hatta bazı yorumlarda tarihinin en geniş çaplı askerî tatbikatı olduğu söyleniyor. Ayrıca el altından piyasaya sürdüğü haberler vasıtasıyla birtakım senaryoları gündeme getirmeye çalışıyor. Doğrudan Siyonist medyanın gündeme taşıdığı senaryolarda, Gazze'ye Arap ülkelerinin ortak askeri birliklerinin yerleştirilmesi, HAMAS'ın ileri gelenlerinin öldürülmesi, Abbas'ın adamlarının yeniden Gazze'ye yerleştirilmesi vs. gibi çok farklı kurgular var.

Siyonist devlet bundan önceki savaşlarda saldırı hazırlıklarını bu kadar açıktan yürütmezdi. Böyle açıktan bir hazırlık yürütmesinin sebebi psikolojik tehdide ve yıldırmaya bu kez daha çok ihtiyaç duymasıdır. Çünkü bundan önceki yazımızda da belirttiğimiz üzere "Sıcak Kış Operasyonu" adını verdiği saldırıda askerinin direnç gücünü ölçmeye çalıştı ve eksi puanla karşılaştı.

Fakat son askerî tatbikatında özellikle Suriye ve Lübnan tarafından gelebilecek saldırıya karşı savunma ve operasyon provaları yapılması dikkat çekiyor. Oysa Suriye ve Lübnan'dan herhangi bir askerî tehdit gelmemesine rağmen bu iki ülkeye yönelik saldırı tehditlerinde bulunan yine Siyonist işgal devleti oldu.

İşgal devletinin bu iki ülkeyi korkutma amaçlı açıklamaları, tatbikatları ve tehditleri de psikolojik savaşının önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Böyle bir psikolojik savaşa ihtiyaç duymasının sebebi ise 2006 yazında yaşadığı tecrübedir. Gazze'ye herhangi bir saldırı düzenlemesi durumunda kuzeyi sağlama almak ve bu taraftan saldırı olmayacağından emin olmak istiyor. Onun için kuzeyden gelebilecek saldırılara karşı hazırlığının tam olduğu ve saldırı gelmesi durumunda çok sert karşılık vereceği mesajı göndermeye çalışıyor. Bu arada Hizbullah saldırılarından Suriye'yi de sorumlu tutacağını ve ona da sert karşılık vereceğini ifade etmeye çalışıyor.

İşgal devletinin abartılan gücünün bir balon olduğu ve üç cephede savaşa girişmeyi göze alamayacağı artık kesindir. Ama ortaya çıkan hareketliliğe sessiz kalınması da söz konusu olamaz elbette. Bu sebeple Lübnan ve Suriye'de ister istemez alarm durumuna geçilmesine ihtiyaç duyulmuştur.

İşgal devleti her ne kadar psikolojik tehdit stratejisine başvursa da Lübnan direnişi Siyonist saldırganlık karşısında eli kolu bağlı kalmayacaktır. Askeri kanadının lideri Imad Muğniye'nin şehit edilmesinin intikamını almakta kararlı olduğunu değişik vesilelerle ifade eden Hizbullah işgalci Siyonistlerin Gazze'ye yönelik operasyona girişmesine bigane kalmayacağını da gösterebilir.

Lübnan'dan Hizbullah, işgalci Siyonist devletin Gazze'ye yönelik saldırı hazırlığına karşı gözünü korkuturken ne yazık ki "Filistin tarafı" sıfatıyla masalara oturan Mahmud Abbas cesaret veriyor, hatta işbirliği içine giriyor. Bu konuda Ahmed Cibril'in açıklamaları gerçekten ibret vericiydi. Cibril, işgal devletinin Gazze'ye saldırı hazırlığında Abbas'la işbirliği içinde olduğunu ve Abbas'ın İsrail tanklarının sırtında Gazze'ye dönme hayalleri kurduğunu dile getirmişti. Siyonist devletin askerî tatbikatlar yaptığı ve saldırı hazırlığını iyice açığa çıkardığı sırada Abbas'ın Kudüs'e gidip Olmert'le masaya oturması da Cibril'in sözlerini doğruluyordu.