![]() |
![]() |
Filistin özerk yönetimi kutsal şehirde yoğun bir şekilde sürdürülen bu yahudileştirme çalışmalarını sadece zevahiri kurtarmayı amaçlayan birtakım önemsiz açıklamalarla geçiştiriyor. İşgalcilerle görüşmeleri ise her şeye rağmen sürdürüyor. Özerk yönetimin bu tutumu tabii ki işgalcilere daha da cesaret kazandırıyor ve onları oldukça memnun ediyor. Rabin bu memnuniyetini bir bakanlar kurulu toplantısında dile getirmiş ve Arafat'ın Doğu Kudüs'teki arazilerin kamulaştırılmasına karşı çıkmasına rağmen İsrail'le görüşmeleri sürdüreceğini açıkça söyleme cesareti gösterebildiğine işaret etmişti. Tabii ki bu cesaret Filistin halkının muhalefetine rağmen İsrail'in Kudüs'teki yahudileştirme planlarına çanak tutabilme cesaretiydi ve sadece siyonistlerin övgülerine layık bir cesaretti. Kudüs'teki yahudileştirme çalışmalarıyla ilgili raporlara göre özerklik anlaşmalarının imzalanmasından sonra Doğu Kudüs'teki arazi gaspında büyük oranda artış kaydedilmişti. Aynı şekilde Müslümanlara ait evlerin yıkımı da % 56 oranında artmıştı. Bu durum, Rabin'in övgüsüne mazhar olan cesaretin hangi cesaret olduğunu gözler önüne sermektedir.
Arafat yönetimi sözde özerklik anlaşmalarına imza atarken Kudüs'e yaptığı ihaneti daha sonra başka şekillerde sürdürdü. Bunların belki en önemlisi de 20 Ocak 1996 tarihinde gerçekleştirilen göstermelik seçimlerde yapılan sinsi ihanettir. Bu ihanet ise Doğu Kudüs'teki Filistinlilerin ancak oylarını postayla göndermek suretiyle seçime katılabileceklerini kabullenmesidir. Bunu kabullenmesi Doğu Kudüs'te yaşayan Filistinlilerin bir azınlık statüsünde görülmelerini kabullenmesi anlamına geliyordu. Bu da İsrail işgal yönetiminin Doğu Kudüs üzerindeki bütün iddialarına "evet" demek oluyordu. Nitekim o zamanki İsrail başbakanı Şimon Peres'e bazı aşırı siyonistlerin : "Neden Doğu Kudüs'te yaşayan Arapların oy kullanmalarına izin verdin?" şeklindeki itirazlarına Perez'in cevabı şu olmuştu: "Ben onların normal bir vatandaş şeklinde değil bir azınlık kimliğiyle oy kullanmalarına izin verdim. Oyunu postayla göndermek ancak bir ülkedeki yabancı azınlığa tanınabilecek haktır. Bizim yaptığımız da işte bundan ibarettir." Bu uygulama yüzünden Doğu Kudüs'te seçime katılım oranı çok düşük oldu. Çünkü Doğu Kudüs halkı bu muameleyi kabullenmeleri halinde kendi öz vatanlarında azınlık statüsünde görülmeyi kabullenmiş olacaklarını biliyordu. Ama sözde özerk yönetim bunu bile bile bu ihaneti yaptı. Sözde özerk yönetimin bu tutumu nihai anlaşma merhalesinde nasıl bir tavır sergileyeceğini de ortaya koyuyordu.
Arafat yönetiminin, Doğu Kudüs'teki yahudileştirme politikasına çanak tutan ve bu şehrin tam anlamıyla İsrail hakimiyetine verilmesi için zemin hazırlamayı amaçlayan uygulamalarından biri de şehirdeki, FKÖ'yle bağlantılı üç önemli büroyu Netanyahu'nun isteğiyle kapatmasıdır. Arafat buraları kapattıktan sonra aynı zamanda Netanyahu'ya Kudüs de yeni bir büro açmama sözü de verdi. Onun bu tutumu Kudüs üzerindeki siyonist hakimiyeti kabullenmeye hazır olduğu mesajı taşıyordu.