![]() |
| Siyonistler Mescidi Aksa'yı yıkarak yerine Siyon Mabedi'ni inşa etmek istiyorlar |
![]() |
| Siyonistlerin Mescidi Aksa'nın yanındaki alana Siyon Mabedi inşa etmek için hazırlık çalışmaları |
![]() |
| Siyonist işgalciler 1969'da Mescidi Aksa'yı yakmaya teşebbüs etmişlerdi |
Mescidi Aksa, Kubbetu's-Sahra ve bunlara bağlı binaların bulunduğu alan haremi şerif olarak adlandırılır. Haremi Şerif yaklaşık 141 dönümlük bir alanı kapsamaktadır. 13 Eylül 1993 Oslo İlkeler Anlaşması'nın imzalanmasından on gün sonra yani 23 Eylül 1993'te İsrail Yüksek Mahkemesi "Haremi Şerif" alanının İsrail topraklarından bir parça olduğuna ve Süleyman Heykeli Bekçileri Cemiyeti'nin vesayeti altında bulunduğuna dair bir karar çıkardı. Mahkeme kararında ayrıca Mescidi Aksa'nın üzerinde bulunduğu tepenin yahudi halkı açısından daha kutsal ve daha önemli olduğu, yahudilerin burayı üç bin yıldan beridir kutsal saydıkları ve bu kutsallığın sonsuza kadar da süreceği; Müslümanlar açısından ise buranın sadece 1300 yıldan beridir kutsal sayıldığı ileri sürülüyordu. Kararda bunun yanı sıra Müslümanların Mescidi Aksa'yı, Mekke ve Medine'den sonra üçüncü sırada kutsal saydıkları dolayısıyla Müslümanların bu yerle ilgili takdislerinin yahudilerin takdislerinden daha zayıf olduğu iddiasına yer veriliyordu. Bilindiği üzere bu şekilde birtakım mantık oyunlarına ve yanıltmalara başvurarak üste çıkmaya çalışmak siyonistlerin genel karakteridir. Oysa yahudilerin iddiaları dini değerler açısından da tarihi gerçekler açısından da tutarsızdır.
Bütün Arap yöneticilerin sözde "barış (!)" anlaşmasının verdiği sarhoşlukla çarpıldığı ve Müslüman halkların bu barış hikayeleriyle uyutulmaya çalışıldığı bir dönemde böyle bir mahkeme kararının çıkarılması oldukça ilginçti. Aslında karar son derece tehlikeli ve Mescidi Aksa'nın yıkılarak yerine Süleyman Heykeli veya Siyon mabedi diye adlandırılan yahudi mabedinin inşa edilebilmesi için yürütülen çalışmalara hukuki gerekçe oluşturma amacına yönelik sinsi bir karardı. Ancak daha on gün önce kendilerine "barış (!)" hapı verilerek uyuşturulmuş yöneticilerin hiçbiri bu karar karşısında herhangi bir tepki göstermedi. "Filistin tarafı" sıfatıyla Oslo anlaşmasına imza atanlar da karar karşısında sessiz kalmayı tercih ettiler.
İsrail Yüksek Mahkemesi'nin söz konusu kararının hemen arkasından İsrail parlamentosu Knesset tarafından, İsrail hükümetinin parlamentonun üçte ikisinin onayı olmadan Kudüs'ün mevcut konumunda herhangi bir değişiklik yapmasını engelleyen bir kanun çıkarıldı. Böyle bir kanun çıkarılmasındaki amaç ise İsrail Yüksek Mahkemesi'nin sözünü ettiğimiz kararına süreklilik kazandırmaktı. Çünkü hükümetin bu kararın geçerliliğini ortadan kaldıracak bir değişiklik yapmaya kalkışması halinde İsrail parlamentosunun üçte ikisinin onayını alması imkansızdı. Aslında bu kanun olayı da işgalcilerin dünya kamuoyuna karşı sözde demokrasi oyunlarını kullanarak hazırladıkları bir senaryonun yansımasıydı. Yoksa söz konusu kanunun çıkarılmasına ihtiyaç duyulmasının sebebi, İsrail hükümetinin Kudüs'ün statüsünü Filistinlilerin lehine değiştirebileceği endişesi değildi.
İsrail Yüksek Mahkemesi'nin söz konusu kararıyla Mescidi Aksa'nın yıkılması için yürütülen çalışmalara hukuki bir zemin hazırlama yolunda adım atmanın yanı sıra şunlar da amaçlanmıştı:
Siyonist işgalciler İsrail Yüksek Mahkemesi'nin kararına gerekçe gösterilen çarpıtmaları ve yanıltmaları sürekli değerlendirmeye çalışarak dünya kamuoyunu yanıltmak istiyorlar. Müslümanların bu iddialar karşısında gerçekleri daha gür bir sesle ortaya koymaları ve işgalcilerin hedeflerine ulaşmalarını engellemeleri gerekir.