Suudi Arabistan - ABD Gerginliği

20 Ağustos 2002 Salı, Cuma dergisi

Giriş

Bu sıralarda İslam coğrafyasında gündemin iki temel konusu var: Filistin'de yaşanan gelişmeler ve ABD'nin Irak'a yönelik operasyon planları.

Filistin'de İsrail işgal devletinin zulüm uygulamaları bütün şiddetiyle devam ediyor. Filistinlilerin bu zulme karşı direnişleri de. "Önce Gazze ve Beytlahm" başlığı altında imzalanan ve İsrail işgal güçlerinin Batı Yaka'daki bazı bölgelerden ve Gazze'den çekileceğine dair anlaşma ise sadece bir yutturmacadır. Siyonist zulmü azaltma yönünde sağlayacağı bir şey olmadığı gibi Filistin özerk yönetiminin direnişe karşı daha aktif bir şekilde devreye sokulmasını hedeflemektedir.

Ancak ne yazık ki Filistin topraklarında yaşanan gelişmeler rutin hale geldiğinden, bazı olaylar adeta "güncel"olarak algılanmakta, çok fazla dikkat çekmemektedir. Bu itibarla, zaman zaman hadiselerin ateşinin yükselmesiyle irtibatlı olarak belki ilgi artıyor. Dikkatler Filistin üzerinde yoğunlaşıyor. Diğer zamanlarda yaşanan olaylara ise rutin ve güncel gelişmeler olarak bakılıyor. Bu, işgalci siyonistler açısından bir başarıdır. Ne yazık ki işgalci saldırganlar, beş yaşındaki bir çocuğun kafasına kurşun sıkıp öldürmeyi, insanların evlerine gece yarısından sonra baskınlar düzenleyerek onları kendi öz yurtlarındaki evlerinden alıp toplama kamplarına götürmeyi, ekin tarlalarını tahrip etmeyi vs. normal, mutat işler gibi kabul ettirebilmiştir. Ama İslami ve insani duyarlılık sahiplerinin bütün bu saldırılara karşı duyarlılıklarını korumaları, gelişmeleri ilgiyle takip etmeleri ve gerektiğinde tepkilerini ortaya koymaları, duygularını fiiliyata yansıtmaları gerekmektedir. Aynı şey Çeçenistan için de söz konusudur. Çeçenistan'da devam eden zulüm uygulamalarını rutin gelişmeler gibi algılama hatasına düşmemeliyiz.

İslam dünyasının ve hatta bütün dünyanın gündeminde baş sıralarda yer alan "Irak operasyonu" konusunun da Filistin meselesiyle bağlantısı bulunmaktadır. ABD, Irak konusunu sürekli gündemde tutmak suretiyle İsrail işgal devletinin terör saldırılarını ve vahşi uygulamalarını gölgede bırakmayı hedeflemektedir. Tabii Irak operasyonu konusunda istediğini gerçekleştirebilirse, İsrail işgal devletinin bazı planlarının da önü açılmış olacak.

Ön planda bunlar konuşulurken geri planda, dikkatlerden nispeten uzak kalan önemli birtakım gelişmeler olmaktadır. Bu gelişmelerin en önemli yanını ise ABD'nin gittikçe yalnızlığa itilmesi oluşturmaktadır. ABD'nin tehditçi politikası bir yandan da onu yalnızlığa itiyor. Irak operasyonu konusunda İngiltere ve İsrail dışında hiçbir devletten destek alamaması bu konuda dikkati calip bir durumdur. Bu gidişat zamanla Amerika'yı daha da zayıflatacak ve çöküşe doğru yöneltecektir. Biz bu durumdan geçtiğimiz Pazar günü Vakit gazetesinde yayınlanan yazımızda söz etmiştik. Bu yazımızda ise biraz daha özel bir konudan Suudi Arabistan - ABD ilişkilerindeki gerginlikten söz etmek istiyoruz. Ancak önce Suudi Arabistan'ı genel bir şekilde tanıtmak ve bu ülkeye hakim anlayışın özlü bir tahlilini yapmak istiyoruz.

Dünden Bugüne Suudi Arabistan

Bütün dünya Müslümanlarının harem beldesi Mekke-i Mükerreme ile Hz. Peygamber (s.a.s.)'in hicret beldesi ve ilk İslam devletinin beşiği Medine'yi de içinde bulunduran Arap Yarımadası'nın önemli bir kesimi üzerinde kurulmuş olan Suudi Arabistan'ın temeli Osmanlı devletine karşı isyanlarla atılmıştır. Ne yazık ki, bugünkü Suud devletini ve Ürdün devletini kuranların o dönemlerde gerçekleştirdikleri isyanlar haksız bir şekilde Filistinlilere mal edilmekte ve Filistinlilerin Osmanlı'ya ihanet ettikleri dolayısıyla bugün başlarına gelenlerin de bu yüzden olduğu (!) iddiası ortaya atılmaktadır.

Suud devletinin temelinin atılmasında isyanların yanı sıra o zamanlar Kahire'ye üs kurarak Arap dünyasının her tarafına ellerini uzatmaya çalışan İngiliz sömürgecilerin desteklerinin de önemli rolü olmuştur. Bu destek beraberinde bir mahkumiyeti de getirdi. Sömürgecilerin destekleriyle ve onların gölgesinde kurulan Suudi Arabistan sonraki dönemlerde de sömürgecilere eli mahkum olmuş, onların çıkarlarına hizmet etme ihtiyacı duymuştur.

Bugünkü Suudi Arabistan Krallığı'nın devletleşme süreci 1924'te başlamıştır. Şu anki kral Fehd ibnu Abdülaziz ile onun veliahtı durumundaki Abdullah'ın babası olan Abdülaziz ibnu Suud 5 Aralık 1924'te Necd ve Hicaz kralı ilan edildi. 27 Mayıs 1927'de İngilizlerle yapılan anlaşmayla "Necd ve Hicaz Krallığı" bağımsız bir devlet statüsü kazandı. 1932'de devletin adı "Suudi Arabistan Krallığı" olarak değiştirildi. Abdülaziz ibnu Suud'un krallığı 9 Kasım 1953'e kadar sürdü. Onun arkasından oğlu Suud ibnu Abdülaziz kral oldu. Onun 2 Kasım 1964'te ölümünden sonra yerine kardeşi Faysal ibnu Abdülaziz geçti. Onun 25 Mart 1975'te yeğeni tarafından öldürülmesi üzerine yerine kardeşi Hâlid ibnu Abdilaziz geçti. Onun 13 Haziran 1982'de ölümünden sonra da yerine kardeşi Fehd ibnu Abdilaziz geçti. Fehd ibnu Abdülaziz kardeşleriyle arasındaki saltanat rekabetinde ABD'den destek gördü ve krallığa geçmesinden sonra da ülkeyi tamamen ABD güdümüne soktu. 17 Ocak 1991'de başlayan Körfez Savaşı'nda da ABD'nin öncülüğündeki müttefik kuvvetlere en büyük lojistik desteği Suudi Arabistan verdi.

Fehd ibnu Abdilaziz

Hasta olmasına ve devlet işlerinden tamamen uzak kalmasına rağmen Suudi Arabistan'ın halen resmiyetteki kralı Fehd ibnu Abdülaziz'dir. Biz biraz onun kimlik ve kişiliği hakkında da bilgi vermek istiyoruz.

Kral Fehd'in adı Türkiye'de umumiyetle Fahd olarak biliniyor. Oysa kralın ismi olan Fehd kelimesi ile bu kelime arasında anlam farklılığı bulunmaktadır. Fehd kelimesi Fehd ibnu Abdilaziz'in tabiatına da muvafık olarak sırtlan anlamına gelir. Onun Suudi Arabistan krallığına getirilmesi şaibeli bir şekilde oldu. O zaman İslam dünyasının birliği ve güçlendirilmesi konusunda bazı güzel emeller taşıyan Faysal ibnu Abdilaziz'in yine kendi ailesinden bir kişi tarafından öldürülmesi sonrasında kardeşi Halid krallığa getirildi, Fehd de onun veliahtı tayin edildi. Böylece Fehd'e krallık yolu açılmış oldu. Fehd'in içeride izlediği politikayı incelediğimiz zaman ilk etapta karşımıza çıkacak hususlar şunlardır: O, lüksüne ve safahatına oldukça düşkün biridir. Suudi Arabistan'ın belli başlı şehirlerinin hepsinde ona özel bir saray bulunmaktadır. Bu sarayların bazılarında sadece senenin birkaç gününü geçirir. Hacc ve umre ziyareti yapanlar onun Ka'be'ye tepeden bakan sarayını görmüşlerdir. Kralın ve adamlarının resmi uygulamalarının şeriata uygunluğunu ispat için bir resmi fetva çevresi oluşturulmuştur. Kral ve adamları bir işe girişmeden önce tasarladıkları işin şeriata uygun olup olmadığını araştırmazlar. Ama o işe girişildikten sonra resmi fetva memurları bu uygulamaların şeriata uygunluğunu ispat etmek için seferber edilirler. Bu yüzden bazen yapılan uygulama ile hiçbir ilgisi bulunmayan yahut o uygulamaların şeriata uygunluğu açısından kesinlikle delil sayılamayacak birtakım ayet ve hadisler delil olarak gösterilebilmektedir. Mesela, Körfez savaşı öncesinde ABD askerlerinin Suudi Arabistan topraklarına doldurulmalarının şeriata aykırı olmadığını ispat için "Tedbirinizi alın" ve "Onlara karşı gücünüzün yettiğince kuvvet hazırlayın" mealindeki ayeti kerimeler delil olarak gösterildi. Bu uygulama esasta kralın ve çevresinin şeriata aykırı düşmeme gayretinden kaynaklanan bir uygulama değildir. Öyle olsaydı kral ve adamları yapacakları işlerin şeriata uygun olup olmadığını baştan araştırırlardı. Kral Fehd ibnu Abdilaziz ve çevresinin yaptıkları işlere ayet ve hadislerden delil bulma ihtiyaçları halkın ikna edilmesi ve direkt bir tepki göstermesine engel olunması amacını taşıyordu. Kral Fehd, iktidarını devam ettirmede baskı ve zulüm metodundan da büyük ölçüde yararlanmıştır.

Suudi Arabistan ve ABD

Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Suudi Arabistan'ın kuruluşunda sömürgeci güçlerin rolü olduğundan, izlediği politikada, özellikle uluslararası platformda takındığı tavırda da önemli etkileri olmuştur. İngiliz sömürgecilerin güçlü olduğu dönemlerde daha çok onların güdümündeydi. ABD'nin öne çıkmasından sonra ise onunla ilişkilerini geliştirdi ve bir bakıma onun uzak karakolu gibi rol oynamaya başladı. Bu politika sebebiyle Amerika, OPEC ülkeleri arasında petrol üretiminde birinci sırada yer alan Suudi Arabistan'ın petrol kaynaklarını ARAMCO adlı şirket vasıtasıyla sürekli sömürmüştür. Suud petrollerine hakim durumdaki ARAMCO'nun hisseleri ise ABD'deki siyonist lobinin başını çeken ünlü yahudi Rockefeller ailesine ait dört şirket arasında paylaştırılmıştır. Bunlar da Texaco, New Jersey Oil, Socony Vacum ve California Standart Oil şirketleridir. Bu dört şirket 1944'te bir araya gelerek ARAMCO'yu kurmuşlardır. Suudi Arabistan, ARAMCO vasıtasıyla, Allah'ın kendisi için büyük bir nimeti olan petrolü insanlığı sömüren Amerikan emperyalizmine ve İslam'ın en büyük düşmanı durumundaki siyonist lobilerin şirketlerine peşkeş çekmiştir.

Suudi Arabistan, ABD ekonomisine sadece petrol vasıtasıyla değil başka yollardan da katkıda bulunmuştur. Örneğin ham petrol satışından elde ettiği paraları Amerikan bankalarına yatırmak suretiyle bu ülkenin bankalarına büyük bir finans kaynağı sağlamıştır. Ayrıca ihtiyaç duyduğu askeri teçhizatı tamamen Amerika'dan satın alarak dünyaya ateş kusan silah üreticilerinin ceplerini şişirmiştir. Bazen bu firmaların kasalarına para aktarabilmek için hiç ihtiyaç duymadığı askeri malzemeler ve teçhizat da satın aldığı olmuştur. Körfez Savaşı vesilesiyle ise ABD, Suudi Arabistan topraklarına askeri üs kurdu ve bu üssü halen kullanmaktadır.

Gerginleşen ABD-Suud İlişkileri

Amerika'ya her türlü desteği sağlayan Kral Fehd şimdi hasta. Onun işlerini kardeşi Veliaht Prens Abdullah yürütüyor. Abdullah'ın tutumu ağabeyi Fehd'in tutumundan biraz farklı. O, Amerika'nın her istediğini yerine getirmek yerine ulusal çıkarları ve İslam dünyasıyla ilişkileri de göz önünde bulundurmak gerektiğini düşünüyor. Bu yüzden özellikle son dönemde, Irak aleyhtarı planlara destek vermedi. Aylardan beridir gündemde yer alan operasyon planına ise karşı çıkıyor. Bu arada ABD'nin İsrail işgal devletine her konuda destek vermesine ve yardımcı olmasına tepki gösteriyor.

Veliaht Abdullah, Amerika'ya karşı siyasi tepkilerini son zamanlarda ekonomik ilişkilerine de yansıtmaya başladı. Onun bu tutumundan cesaret alan, kraliyet ailesi mensubu zenginler veya onların dışında kalan Suud zenginleri Amerikan bankalarındaki paralarını çekmeye başladılar. Bu para çekme işlemi ABD bankalarını sarsmaya başlayınca Amerikan yönetimi birtakım bahaneler ileri sürerek onların hesaplarını dondurma kararı aldı. İleri sürdüğü bahane ise Suud kraliyet ailesine mensup kişilerin Usame bin Ladin'e ve örgütüne para desteği sağladıklarına dair iddialar. ABD bu iddialarını haklı çıkarmak için son zamanlarda birtakım uyduruk senaryolar gündeme getirmeye başladı. Bir yandan da emrindeki medya organları vasıtasıyla Suud yönetimi aleyhine propaganda yapmaya başladı. Bu propagandada Suudi Arabistan'ın terörle (!) özellikle de el-Kaide örgütüyle bağlantısına dair iddialar gündeme getiriliyor. Amerika yıpratma politikasında bu kadarla da kalmayarak Suud ailesinden bazı prenslerin uyuşturucu kaçakçılığı yaptıklarını ileri sürüyor. Bu arada üç prensin esrarengiz bir şekilde birbirleri ardından hayatlarını kaybetmesi Amerikan emperyalizminin mafya bir diğer isimlendirmeyle eşkıya tipi bir gözdağı verme operasyonu niteliği taşıyordu.

Amerika'dan Dost

Ayıdan post, gavurdan dost olmazmış. İşte Amerika'nın dostluğu! Her şey menfaatlenmeye bağlı. Menfaatlerin biraz zarar görmeye başlamasıyla birlikte bütün dostluklar bitiyor ve en çirkin iftiralarla karalama operasyonları başlıyor. Aynı şeylerin yarın Türkiye için olmayacağına dair kim garanti verebilir?

ABD Tükeniyor

ABD, bir yandan yıldırma amaçlı siyasi, psikolojik ve askeri saldırılar gerçekleştirirken bir yandan da kendini yalnızlığa itiyor. Bu gidişat aslında bir tükenişin sinyalleridir. Biz bu konuyu Ribat dergisinin Eylül 2002 sayısı için yazdık. (Bkz. ABD Yalnızlığa Sürükleniyor)