11 Ocak 2003 Cumartesi, Vakit gazetesi
Bu sıralarda dünya gündeminde yine Irak konusu birinci sırada yer alıyor. Bundan dolayı dünya kamuoyunun bütün dikkatleri bu yöne doğru çekilmiş durumda. Dolayısıyla birçok önemli gelişme, özellikle de Filistin'de siyonistlerin sergilediği vahşet, Çeçenistan'da yaşanan gelişmeler vs. bu konunun gölgesinde kalıyor. Tabii böyle olmasında ABD güdümlü medyanın Irak konusunu sürekli sıcak tutmaya ve psikolojik savaş yürütmeye çalışmasının büyük payı var.
Aynı şey Türkiye için de söz konusu. Bu arada Türkiye medyası son birkaç yıldır bizim "medyatik karartma" adını verdiğimiz bir politika izliyor. Şöyle ki belli bir konuyu öne çıkarıp ağırlıklı olarak o konu üzerinde duruyor. O konuyla ilgili en ince ayrıntıları veriyor. Uzmanların görüşlerinden vatandaşların değerlendirmelerine kadar bütün her şeyi aktarıyor. Hatta şov niteliğindeki bazı açıklamaları ve değerlendirmeleri tekrar tekrar veriyor. Sonuçta diğer bütün gelişmeler bu öne çıkarılan konunun gölgesinde kaynayıp gidiyor. Bu yüzden de hem bütün dikkatler o öne çıkarılan konu üzerinde yoğunlaşıyor, hem de aslında önemsenmesi ve dikkate alınması gereken birtakım gelişmeler gölgede kalıyor. Bu "medyatik karartma" işini en iyi de televizyon kanalları yapıyor. Dolayısıyla okuyucularımıza medyatik karartma politikasının etkisinden kendilerini kurtarabilmeleri için mutlaka Internet'ten yararlanmalarını tavsiye ediyorum. Türk Telekom'un da toplumda Internet'ten istifadenin yaygınlaşması için Internet hizmeti veren telefon hatlarını ucuzlatması gerekiyor. Ayrıca servisçilerin Internet kullanmak isteyenler üzerindeki tahakkümlerinin sona ermesi için 146 numara gibi direkt Internet bağlantısı imkanı veren hatları daha yaygınlaştırması ve bu hatların ücretini de servislere tahsis edilen numaraların ücretine indirmesi gerekmektedir. Artık insanlarımızın bilgilenme haklarına saygı duyulması ve bu konuda gereken kolaylıkların sağlanması zorunludur.
Türkiye'de medya organlarının izlediği medyatik karartma politikası insanlarımızın dış dünyayla, özellikle de İslam dünyasıyla bağlantılarını azaltmaktadır. Çünkü yukarıda sözünü ettiğimiz öne çıkarılan konular genellikle Türkiye sınırları içinde vuku bulan gelişmeler arasından seçilmektedir. Bu yüzden de coğrafi sınırlar aynı zamanda kafalara yerleştirilen düşünce sınırları haline gelmektedir. Oysa düşünce ve ilgi konusunda coğrafi sınırları aşmak hatta sınır tanımayan bir bilgilenme çabası içine girmek gerekmektedir. Medya organlarının bu konudaki eksiklerinin giderilmesi için de gerekli uyarılar yapılmalıdır.
Medyatik karartmanın bir yönünü de yalan ve asılsız haberler oluşturmaktadır. Türkiye içinde yaşanan gelişmelerle ilgili yalan ve asılsız haberlerden olumsuz etkilenenler bu haberleri takip etme imkanına sahip olduklarından itirazda bulunabilmekte ve en azından o haberler hakkında bir şüphenin oluşturulması mümkün olmaktadır. Fakat dış dünyada yaşanan gelişmelerle ilgili yalan ve asılsız haberlerin taraflarının iddialardan haberleri olmamakta dolayısıyla itiraz imkanları da olamamaktadır. Olsa bile itirazları medyaya yansıtılmamaktadır.
Son zamanlarda özellikle İslami oluşumlar hakkında, ABD merkezli olarak yoğun bir şekilde yalan haber piyasaya sürülmektedir. Dolayısıyla bu oluşumlar bir yandan Amerikan emperyalizminin ve onun güdümündeki güçlerin saldırılarıyla karşı karşıya olduklarından hem de haklarında uydurulan asılsız haberler sebebiyle çifte haksızlığa uğratılmaktadırlar. Türkiye'deki İslami duyarlılık sahiplerinin işte bu medya savaşına karşı kendileri gibi İslami hassasiyet sahibi olanların haklarını savunmaları ve kendilerini onların tarafı olarak görmeleri gerekmektedir. Kendini ispat etmiş ve İslami hassasiyeti konusunda hakkında herhangi bir şüphe olmayan bir İslami oluşumu kirletme amacıyla piyasaya sürülen haberlere sürekli şüpheyle yaklaşmak, bu haberlerin aslını araştırmak ve yeri geldiğinde itiraz etmek gerekir. Örneğin biz Ürdün'ün Maan bölgesinde yaşanan gelişmelerin gerçek yönünü birkaç gün süren yazılarımızla Vakit okuyucularına yansıtmaya çalıştık. Oysa o olaylar hakkında medyaya yansıyan haberler oldukça farklıydı. Yine siyonist işgal güçleri HAMAS'ı kendilerinin kurdurduklarını iddia ettiler ve ne yazık ki İslami camiadan bile bazı kişiler buna inanma temayülü gösterdiler. Biz bu iddiaların da ne kadar tutarsız olduğunu HAMAS'ın 15. yılı münasebetiyle yazdığımız yazılarımızda ortaya koyduk.