Bağdat'taki Patlama

21 Ağustos 2003 Perşembe, Vakit gazetesi

Bağdat'ta, BM temsilciliğinin faaliyet merkezi olarak kullandığı el-Kanat oteline yönelik bombalı saldırı neticesinde büyük bir patlama meydana geldi. Biz bu yazıyı hazırladığımızda ölü sayısı 20'ye yaralı sayısı da 60'a ulaşmıştı. Ölenlerden biri de BM Genel Sekreteri'nin Irak özel temsilcisi Sergio de Mello idi.

Saldırı etrafında muhtelif tartışmalar olacağını tahmin ediyoruz. Henüz hadisenin arka planıyla ilgili herhangi bir bilgi ortaya çıkmış değil. Ancak biz bazı hususlara parmak basmakta yarar görüyoruz.

En başta şunu ifade edelim ki biz bu yazıyı yazarken henüz saldırıyı üstlenen olmamıştı. İlk günlerde basın yayın organlarına yansıyacak "üstlenme" açıklamalarına da şüpheyle yaklaşmak gerekir. Çünkü olayın sıcaklığında yapılan açıklamalar genellikle zihinlerde kaldığından birilerinin kamuoyunu yönlendirme amacıyla "üstlenme" iddialarını gündeme getirmeleri mümkündür. İşgale karşı ortaya çıkan direniş örgütlerinden Irak Ulusal İslami Direniş Hareketi adına yapılan açıklamada Irak direnişinin bu saldırıyla herhangi bir ilgisinin olmadığı ve bu saldırının Irak direnişinin imajının yıpratılması amacıyla gerçekleştirildiği vurgulandı. Bu örgüt aynı zamanda saldırıyı kınadığını ve kesinlikle kabul etmediğini bildirdi ki bu, Irak direnişi adına yapılan ilk kınama açıklaması niteliği taşıyordu.

Şunu hepimiz biliyoruz ki Irak'taki Amerikan işgaline karşı bağımsızlık mücadelesi veren direniş örgütlerinin BM temsilciliğiyle herhangi bir problemleri bulunmamaktadır. BM temsilciliğine yönelik bir saldırının kendilerine yarar değil zarar getireceğini de hepsi bilir. Dolayısıyla BM temsilciliğini hedef seçmeleri stratejik olarak mantıklı değildir.

İkinci olarak BM temsilciliğinin bulunduğu otelin askeri yönden çok iyi korunduğu haberlerde vurgulanıyor. Böyle iyi korunan bir otele ve BM özel temsilcisinin bürosuna yönelik olarak bu derece büyük ve etkili bir saldırı gerçekleştirilmesi düşündürücüdür. Saldırının oldukça planlı, başarılı ve etkili olması zihinlerdeki soru işaretinin daha da belirgin hale gelmesine sebep olmaktadır.

Öte tarafta Amerikan işgal güçleri son zamanlarda Irak direnişi karşısında ciddi şekilde zorlanmaya başlamıştır. Bu direnişin ABD işgal güçlerini hedef alan saldırıları dünya kamuoyunda kimseyi rahatsız etmiyor ve kimse bu eylemleri "terör" olarak görmüyor. Direniş örgütlerinin eylemleri ise günden güne yayılıyor. Bu eylemler karşısında 600 Amerikan askerinin firar ettiği bizzat Amerikalı yetkililer tarafından itiraf edildi. Bağımsızlık mücadelesine karşı Amerikan işgal güçlerine destek verilmesini amaçlayan asker taleplerinin kabul ettirilmesinde zorluk çekiliyor. Bu durum karşısında Amerika'nın Irak direnişinin imajını yıpratmaya ve bu direniş hakkında da "terör" nitelemesinin kullanılmasını sağlamaya ihtiyacı var.

Bunlar şimdilik zihnimizde oluşan fikirler ve soru işaretleri. Ancak henüz hüküm vermemize yetecek kadar bir bilgiye ulaşabilmiş değiliz.