19 Kasım 2003 Çarşamba, Vakit gazetesi
İstanbul'dan ayrıldığımda oldukça güneşli ve sakin bir hava vardı. Uzun süreden beridir de öyle ciddi ve sarsıcı bir şiddet eylemi yaşamamıştık. Düsseldorf havaalanından çıktığımda beni almaya gelen arkadaşlar Beyoğlu ve Şişli'de iki bombalı eylem olduğunu söylediler. Ben önce zaman zaman duyduğumuz küçük çaplı bombalama eylemleri olduğunu sandım ve: "Ben İstanbul'dayken her şey gayet sakindi" diyerek geçtim. Ama biraz sonra arkadaşlar 13 kişinin öldüğüne dair haberler alındığını söyleyince şaşırdım. Demek ki basit bir bombalama değilmiş diye düşündüm. Hemen ardından da sinagogların hedef alındığını söylediklerinde hadiselerin alelade şiddet olayları olmadığını, bu olayların arkasında oldukça önemli hesapların bulunabileceğini düşündüm. Daha sonraki izlenimlerimde bu hadiselerle ilgili gelişmelerin Türkiye'den gelip de Almanya'da yaşayan bütün herkes tarafından ilgiyle takip edildiğini ve hepsinin işin içinden nelerin çıkacağını anlayabilmek için haberleri, yorumları büyük bir merakla izlediklerini gördüm.
Ben şahsen, geçen hafta özellikle Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'ın el-Mahya sitesinde meydana gelen saldırılarla ilgili yorumlar yazmış, bu saldırıların arka planı hakkında zihinlerimizde canlanan soru işaretlerine dikkat çekmiştim. Ayrıca Cuma dergisinin bu haftaki sayısına şiddetin genel çerçevesiyle ilgili ayrıntılı bilgiler içeren bir yazı yazdık. Bu yazılarımızın İstanbul'daki şiddet eylemleri hakkında fikir verici olacağını sanıyorum.
Öncelikle şunu ifade edelim ki İslam, sıcak savaş ortamlarında bile mabedlere saldırı düzenlenmesini yasaklamaktadır. Ayrıca insanların dini mensubiyetleri onların saldırılarda hedef alınmalarının gerekçesi olamaz. Buna ek olarak şunu özellikle vurgulayalım ki, Filistin direnişi yahudilere veya yahudiliğe karşı değil işgale ve bu işgalin temel felsefesini oluşturan siyonist saldırganlığa karşıdır. Bunun yanı sıra Filistin'de haksız bir işgale karşı yürütülen haklı ve meşru direnişin sahası da Filistin'dir. Dolayısıyla bu direnişi yürütenler eylemlerini Filistin sahasının dışına taşırmamışlardır. Bu tespitlerden yola çıkarak diyebiliriz ki, İslam'ın prensipleriyle bağdaşmayacak eylem metotlarına başvuranlar İslam'a, bu tarz eylemleri Filistin'deki meşru mücadeleyle irtibatlandırmaya kalkışanlar da bu mücadeleye zarar vermektedirler.
Bundan önceki şiddet eylemlerinde olduğu gibi İstanbul'da gerçekleştirilen şiddet eylemlerinden sonra da ABD ve İsrail işgal devletinin kendi gayri meşru saldırganlıklarını meşru ve haklı gösterebilmek için yoğun bir diplomatik ve enformatik faaliyete giriştiklerini görüyoruz. Onların bu çabaları söz konusu eylemlerden azami derecede yararlanma çabasıdır. Oysa tam aksine bu eylemlerin ortaya çıkardığı manzaralar onların saldırganlıklarının çirkin yüzünü ortaya koyması açısından ibret vericidir. Çünkü ABD saldırganlığı yüzünden Irak halkı, İsrail saldırganlığı yüzünden de Filistin halkı benzer manzaralara her gün şahit olmakta, hatta o manzaraların yol açtığı ızdırabı bilfiil yaşamaktadır. Buna şimdiye kadar televizyon ekranlarından sürekli şahit oluyor ama ciddiye almıyorduk. Demek ki ateş düştüğü yeri yakıyormuş. Biz: "Bir anlığına bu acıları sizin yaşadığınızı tasavvur edin ve o saldırganlığı bu duyguyla tahlil edin" dediğimizde kimse bunu denemeye kalkışmıyordu. O halde meşru olmayan şiddetin, güç kullanımının ne kadar acı verici yanının olduğunu İstanbul'da karşımıza çıkan manzaralardan anlayalım ve bu manzaraların ortaya çıkmasına sebep olanlara karşı durduğumuz kadar Irak'ta ve Filistin'de kundaktaki bebeklerden yaşlı kadınlara kadar herkesi hedef alabilen şiddete de karşı duralım.
Konuyla ilgili diğer yazılar: