Terörün Uluslararası Boyutu

20 Kasım 2003 Perşembe, Vakit gazetesi

Büyük çaplı şiddet eylemlerinin arkasından hemen en sık gündeme gelen konu "terörün uluslararası boyutu" konusudur. Yapılan açıklamalarda sürekli kalıplaşmış, şablon haline gelmiş ifadeleri duyarız. En çok duyduklarımız da işte bu uluslararası boyuta yapılan vurgular ve buna karşı uluslararası işbirliğine yapılan çağrılardır. Evet, terör ve şiddetin uluslararası bir boyutunun olduğu kesin. Ancak neden bu konuda sürekli örgütsel bağlantılara ya da insanlığa kendi politik çıkar hesaplarına göre yön vermeye çalışan çağdaş emperyalizmin gösterdiği adreslere gidilmekle yetiniliyor?

Oysa terörün uluslararası boyutunda emperyalizmin yönlendirme amaçlı faaliyetlerine malzeme oluşturma çabaları da büyük rol oynamaktadır. Gelişmelere bir de bu açıdan bakılması ve saldırganlığı uluslararası arenaya taşımış güçlerin şiddeti kendi hesaplarında, planlarında değerlendirmeleriyle ilgili tutumlarına dikkat edilmesi, bu konuda elde edilen emarelerden yola çıkılarak bazı kombinasyonlar oluşturulması ve buralardan birtakım neticelere varılması gerekmez mi? Bir yerlerin sözcülüğünü yapma gibi görev bağımlılığı olmayan, yani bağımsız düşünebilen yorumcular bunu yapıyorlar. Ama onların kurdukları kombinasyonlar genellikle tüm kamuoyuyla paylaşılan bilgilere dayanır. İsrail'den gelip, sakallarıyla ve kippalarıyla Türkiye'nin en önemli kamusal alanlarından birine üstelik güvenlik çemberine alınmış bir bölgesine rahatça girebilen ZAKA üyeleri gibi delillere ulaşma imkanına sahip değiller. Eğer bu imkana sahip olsalardı kesinlikle ZAKA üyelerinin yaptıklarından çok farklı şeyler yapar, işlerine yarayacak delilleri öne çıkarıp yaramayacakları yok etme yoluna gitmez, buldukları delillerin gösterdiği adresleri iyi tahlil etmeye çalışırlardı. Ama görüşlerini daha müşahhas delillere dayandırma imkanına sahip olmadıklarından iddiaları teoriden ibaret kalıyor, çoğu zaman da "komplo teorisi" olarak değerlendiriliyor. Biz bunu dile getirirken hadisenin güvenlik ve hukukla ilgili boyutuna değil, global arka planına dikkat çekmek istiyoruz.

ABD ve İsrail'in, bir "11 Eylül Çizgisi" diyebileceğimiz ve kesinlikle İslami camiaya yarar sağlamayan, bilakis bütün dünyada bu camianın aleyhine kullanılan tüm şiddet olaylarından azami derecede yararlanmaya çalıştığını müşahede ediyoruz. Bu çaba son İstanbul olayları üzerine de kendini gösterdi. Üstelik bu çabalarda halk kitlelerinin birtakım ayrıntıları yeterince bilmemesinden de istifade ediliyor. Örneğin İsrail, İstanbul'daki şiddet eylemlerinin bir yandan el-Kaide tarafından gerçekleştirildiğini iddia ederken bir yandan da eylemcilerin İran'da eğitim gördüklerini ileri sürdü. Üstelik bu konuda kendilerine Türkiye'den de istihbarat bilgilerinin verildiğini iddia etti. Oysa bildiğimiz kadarıyla Türkiye böyle bir açıklama yapmadı. Üstelik İran'la el-Kaide arasında hiçbir bağlantı yoktur ve bu iki cihet arasında ciddi bir fikri çatışma vardır. Hatta el-Kaide'nin birçok ileri geleni İran'daki sistemin kesinlikle İslami sistem olmadığına inanır, bazen de bu sistemi işbirlikçiliğiyle suçlarlar. Ama kitleler işte bu ayrıntıyı bilmiyor ve siyonistler hadiselerden yararlanarak İran'a da çamur atmayı ihmal etmemek, "şiddet"in zihinlerde oluşturduğu kötü intibayı genel olarak tüm İsrail karşıtlarına dağıtmak istiyorlar.

Siyonistlerin bu olaylardan yararlanma çabalarının hepsi bu kadar değil tabii ki. Ama şimdilik sözü daha fazla uzatmak istemiyor ve bizi izlemeye devam edin diyoruz.

Konuyla ilgili diğer yazılar:

  • Riyad'dan Sonra İstanbul
  • Eylemler Kime Yaradı?
  • Kolaycılık Çözüm Değildir
  • Avrupa'dan Bakış
  • Tırmanan Şiddet ve Müslüman Kamuoyu
  • "Terör" Tuzağındaki Suudi Arabistan
  • ABD Terörle Ayakta Duruyor
  • Tırmanan Şiddet ve Emperyalist Senaryolar
  • İstanbul'daki Şiddet Eylemleri Emperyalist Vahşetin Eseridir