Bayram Bilinci

14 Kasım 2004 Pazar, Vakit gazetesi

On bir ayın sultanı mübarek Ramazan ayını geride bırakarak yeni bir Ramazan bayramına girdik. Yüce Allah'ın bu mübarek bayramı da tüm İslam alemi için hayırlara, mutluluklara ve kurtuluşa vesile kılmasını diliyoruz.

Ne yazık ki Müslümanlar olarak bu mübarek bayrama da buruk olarak ve çeşitli sıkıntılar içinde giriyoruz. İslam âleminin değişik bölgelerinde yaşanan krizler, sıkıntılar, baskılar, zulümler, çekilen eziyetler, işkenceler gerçek anlamda bir bayram yaşamamızı, bayramın verdiği huzuru kâmil manada hissetmemizi engelliyor. Bununla birlikte yaşanan gelişmelerin de büyük bir doğuşun ve mutlu günlerin müjdecisi olduğuna inanıyoruz. Belki zulmü ayakta tutmak isteyenlerin gittikçe katılaşmak istemeleri de bu konudaki endişelerinden kaynaklanmaktadır. Ama onların katılaşmaları kendilerine sonlarını hızlandırmaktan başka bir yarar sağlamayacaktır.

İslam toplumlarında resmi, ulusal ve benzeri türden bayramlar ülkeden ülkeye farklılık arz etse de İslami bayramlar her tarafta aynıdır. Bunlar da Ramazan ve Kurban bayramlarıdır. Bunlardan ilki, sabrederek ve zorluğuna katlanarak tutulan bir aylık farz orucun hemen akabinde, ikincisi ise bedeni zorlukların yanı sıra, maddi fedakârlıkların da yapıldığı hac farizasının yerine getirilmesine denk gelen günlerdedir.

Müslüman toplumların tümünde, bütün kitlelere mal olmuş, aynı inancı paylaşan tüm insanların kaynaşmalarına ve aralarındaki sevgi bağlarını güçlendirmelerine vesile olan, devletin ve resmi makamların katkı ve teşviklerine bağlı olmaksızın kutlanan bayramlar sadece bu iki hayırlı bayramdır. Diğer bayramların çoğu genellikle bir sınıfın, bir zümrenin, bir resmi makamın, belli bir kesimin veya devletin resmi kuruluşlarının organize ettiği ve yine bu anılan mercilerin anlayışlarına göre şekillenen kutlama günlerinin ötesine geçememektedir.

Bizim de bu bayram gününü anlam ve hikmetine uygun bir şekilde değerlendirmemiz ve bu vesileyle ümmet bilincini daha canlı ve etkili hale getirmenin yollarını araştırmamız gerekir. Bunu yapabilmenin birinci şartı dünyanın değişik yörelerindeki Müslümanların nasıl bir bayram gerçekleştirdikleri konusunu da gündemimize almamızdır. Özellikle son bir buçuk yüz yılda yürütülen yoğun çalışmalar neticesinde "biz" düşüncesi, bizim irademiz dışında belirlenmiş sınırların içine kapatılmış, bütün mü'minlerin kardeş olduğu ilkesi dillerde tekrar edile dursa da fiiliyatta unutulmuştur.

Bizim bunu hatırlatırken yapmak istediğimiz, sevinç, neşe, sevgi ve umut günleri olan bayram günlerini sıkıntı ve üzüntü günleri haline getirmek değildir. Çünkü böyle bir şey bayramın hikmet ve anlamına aykırıdır. Bayram günlerini anlam ve hikmetine uygun bir şekilde sevinç ve umut günleri olarak kutlamaya, bu vesileyle kaynaşmaya, kardeşlik bağlarını pekiştirmeye devam etmeli hatta bu konudaki gayretlerimizi artırmalıyız. Şu var ki bu konudaki gayretlerimiz de bizim irademiz dışında belirlenmiş sınırların içine kapatılmamalı.

Bayramların zulme ve haksızlığa maruz kalanlar için de gerçek anlamda bayram olabilmesi için neler yapılması gerektiği konusunu bu vesileyle gündemimize almalı, ümmet bilincini, imanda kardeşlik anlayışını bu konuda da aktif hale getirmeliyiz. Eğer bu konuyu gündemimize alabilirsek bu bayramdaki eksiklerimizi bunun hemen ardından yetmiş gün sonra idrak edeceğimiz Kurban bayramında telafi edebiliriz.

Dediğimiz gibi bayramlar aynı zamanda umut ve heyecanın yenilendiği günlerdir. Bu ikisi toplumların canlı ve diri kalmasının iki önemli şartıdır. İslam âleminde yaşanan sıkıntılar sebebiyle karamsar olmamak, Müslümanların başsız olmaları sebebiyle sahipsiz oldukları düşüncesine kapılmamak gerekir. Müslümanların ve Yüce İslam'ın sahibi Yüce Allah'tır. Eğer İslam ve Müslümanlar sahipsiz olsaydı İslam düşmanları onları şimdiye kadar çoktan tarihe gömmüşlerdi. Ama görüldüğü gibi İslam bütün baskılara rağmen sürekli canlı ve güçlü kaldı. Bu açıdan geleceğe umutla bakabilmeli, bayram vesilesiyle umut ve heyecanımızı tazelemeliyiz. Şu var ki umudu kuru bir beklentiye ve amelden uzak bir tevekküle dönüştürmek de yanlıştır. Her şeye rağmen Felluce'de ve Irak'ın diğer bölgelerinde Amerikan vahşetinin kuşatmaya aldığı, sürekli üzerlerine bomba yağdırdığı kardeşlerimizin, Filistin'de Siyonist vahşetin zulmüne maruz kalarak her gün yeni canlar feda eden kardeşlerimizin gerçek anlamda bir bayram yaşayamadıklarını aklımızda tutmak zorundayız. Bu bayram fertlerin, cemaatlerin, sınıfların veya grupların değil tüm ümmetin bayramıdır. O halde tüm ümmet olarak bayram yapabiliyoruz muyuz, onu iyi düşünelim. Gerçek bayramı ümmetin çağdaş emperyalizmin ve zorba güçlerin tasallutundan kurtulup gerçek bağımsızlık ve hürriyetine kavuştuğu zaman idrak edeceğiz.

Yüce Allah'ın bizleri işte o gerçek bayramlara kavuşturması dileğiyle hepinizin Ramazan bayramını gönülden tebrik ediyor, tüm okuyucu kardeşlerimiz ve bütün İslâm âlemi için hayırlara vesile olmasını diliyorum.