"Terör" Tuzağındaki Suudi Arabistan

1 Aralık 2003 Pazartesi, Ribat dergisi

Terör Olgusu ve İslam Alemi

"Terör" kavramı son zamanlarda gündemi oldukça fazla meşgul etmeye başladı. Aslında "terör" gerek kavram gerekse vakıa olarak İslam alemine yabancıdır. Ancak aşağıda da üzerinde duracağımız sebeplerden dolayı özellikle son dönemde genelde İslam alemine, özelde İslam alemindeki bilinçlenmeye karşı bir savaş yürütülmesi hedeflendiğinden bu savaşın bir gerekçesinin oluşturulmasına ihtiyaç duyuldu. Aslında bu savaşın gerekçesinin hazırlanması için altyapı oluşturulması çalışmaları bundan çok önce başlatılmıştı. Son dönemde ise sıcak bir savaş ve saldırı merhalesi başladığından terör kavramıyla İslam alemini bütünleştirme çabaları daha bir hız kazandı. Bu konudaki çabalar da iki koldan yürütülmektedir. Birinci kol yürütülecek medyatik faaliyetlere ve senaryolara uygun şiddet olaylarının zemininin hazırlanması, ikinci kol da bu olaylardan yola çıkarak anti-propaganda ve medyatik faaliyetler yürütülmesidir. Tabii bu medyatik faaliyetlerde hakla batıl, haklıyla haksız birbirine karıştırılmaktadır. Çünkü gayri meşru bir işgale ve gaspa karşı verilecek meşru istiklal mücadelesiyle, haklı gerekçesi olmayan şiddet olayları aynı kefeye konulamaz. Ancak çağdaş emperyalizmin hizmetindeki medya organları meşru olmayan işgallere meşruiyet kazandırmak amacıyla bu tür işgallere karşı verilen mücadeleleri de "terör" kategorisine sokabilmek için yoğun faaliyet yürütmektedirler. Irak'taki ve Filistin'deki işgale karşı verilen haklı ve meşru mücadelenin terör olarak gösterilmesi böyledir. Dolayısıyla bu tür medya yanıltmalarına karşı dikkatli olunması, haklı mücadeleleri haksız töhmet altına sokma yanılgısına düşülmemesi gerekir.

Şiddeti Hazırlayan Şiddet

Yukarıda "terör" etrafında koparılan fırtınada iki koldan faaliyet yürütüldüğüne, bunların birincisinin yürütülecek enformasyon faaliyetlerine malzeme çıkarılması için şiddet olaylarına zemin oluşturulması olduğuna işaret etmiştik. Bu ise bazen doğrudan şiddet olaylarının senaryosunun önceden hazırlanması ve karanlık güçler tarafından ona uygun eylemler gerçekleştirilmesi, bazen de tahrik amaçlı şiddet politikalarının uygulanması suretiyle olmaktadır. Bunlardan tahrikçi şiddet politikasına başvurulması ve bu suretle karşıt şiddete yatkın oluşumların kontrollü eylemlere itilmesi daha çok tercih edilmektedir. Çünkü bu tür eylemlerin enformasyon faaliyetlerinde kullanılması daha kolay ve daha ikna edici olmaktadır. Özellikle son dönemde tahrik amaçlı resmi terörün ve şiddet uygulamalarının biraz da bu amaca matuf olduğunu söyleyebiliriz.

ABD Saldırganlığının Gerekçesi Terör

ABD, emperyalist ve saldırgan bir devlettir. Dünya üzerindeki gücü ve hakimiyeti büyük ölçüde silaha ve şiddete dayanmaktadır. Silahın gücünü kullanarak hakimiyet kuran devletler mutlaka karşılarında bir düşman olmasını isterler. Sıkça gündeme getirildiği üzere komünist düşmanın çökmesinden sonra ABD kendisine İslam alemini hedef seçti. Ancak bu kez saldırganlığına gerekçe olarak "terör"ü öne çıkardı. Bu yüzden "terör" aslında tümüyle bir vakıa değildir. Belki kısmen bir vakıadır. Ama önemli bir kısmını da senaryolar ve yukarıda ifade ettiğimiz üzere zemin hazırlama çabaları oluşturmaktadır. Terör etrafında koparılan fırtına ise tümüyle bir politikadır ve emperyalist saldırganlığı meşrulaştırma çabasıdır.

Suudi Arabistan'a Terör Baskısı

Suudi Arabistan uzun süreden beridir ABD'nin "terör" kıskacına alınmış durumdadır. Şimdiye kadar sürekli ABD'nin yanında yer alan, ona her yönden destek veren, Irak'a karşı açılan bundan önceki Körfez Savaşı'nda da karadan en büyük lojistik desteği sağlayan Suudi Arabistan'ın özellikle 11 Eylül olaylarından sonra böyle bir kıskaca alınması ABD dostluğunun ne anlama geldiğini anlamak isteyenler için büyük ibretler taşımaktadır. ABD, önce bu ülkeyi terörü desteklemekle özellikle de el-Kaide örgütüne para aktarmakla suçladı. Aslında bu suçlamanın amacı bu ülkenin ve vatandaşlarının Amerikan bankalarındaki paralarının bloke edilmesine gerekçe sağlamaktı. Çünkü bu paraların çekilmesi Amerikan ekonomisini tehdit etmeye başlamıştı ve ABD yönetiminin bu gidişin önüne geçebilmesi için bir yalan uydurması gerekiyordu. ABD, daha sonra Suudi Arabistan'ın peşini bırakmadı ve "terör" gerekçesine dayalı baskı politikasını sürdürdü. Bu ülkenin yönetimi iddiaların ispatı için gerekçelerin ortaya konmasını istedi ama ABD, soruşturmaların gidişatına zarar vereceğini iddia ederek bu talebi yerine getirmedi. Buna rağmen her şey kesinleşmiş gibi iddialarını sürekli gündeme getirerek diplomatik baskı yapmaya devam etti.

"Terör" Baskısının Doğurduğu Terör

Aslında, Suud yönetiminin ABD baskısı karşısında tavır koyması ve: "Eğer delilleri ortaya koyamıyorsan bu senin bilfiil terörün içinde olduğunu gösterir. Çünkü sonuçlanmamış ve herhangi bir açıklama yapılması durumunda olumsuz etkileneceğini söylediğin bir soruşturmadan yola çıkarak Afganistan ve Irak'ın altını üstüne getirdin. Bu bir terör değil midir?" demesi gerekirdi. Ama Amerika'ya tavır koyamayan Suud yönetimi kılıcı kendi halkına çevirdi ve hakkındaki iddiaların doğru olmadığını ispat edebilmek için kendi vatandaşları üzerindeki polis baskısını artırdı. Yani Amerika'nın "terör" baskısı Suud yönetimini devlet terörüne itti. Tabii bu terör de bir karşıt şiddeti doğurdu ve bu ülkede daha önce görülmemiş bir şekilde şiddet olayları artmaya başladı.

Riyad Olayları Henüz Bir Sır

Suudi Arabistan'da polis şiddetinin ve buna karşılık karşıt şiddetin belirgin bir şekilde artış gösterdiği ve bu yüzden ülkenin çalkantılar yaşamaya başladığı sırada başkent Riyad'ın kenar semtlerinden el-Mahya sitesinde bir bombalı eylem gerçekleştirildi. Eylemin bir intihar saldırısı olduğu söylendi. Saldırıda 17 kişi ölmüş, 100'den fazla şahıs da yaralanmıştı. Ölenlerin 13'ü Müslüman ve Araptı. Olayın hemen ardından, zihinlerde sıcaklığının devam ettiği sırada yapılan açıklamada saldırının el-Kaide örgütü tarafından gerçekleştirildiğinin kuvvetli bir ihtimal olduğu ileri sürüldü. Genellikle bu sıcak saatlerde yapılan açıklamalar zihinlerde kalmaktadır. Çünkü kitleler daha sonraki gidişatla ve arka planla pek ilgilenmezler. Ancak gerçekte saldırı önemli soru işaretleri taşıyordu.

Kazablanka ve Bali'den Sonra Riyad

Riyad'ın el-Mahya sitesinde gerçekleştirilen saldırının kurgusu daha önce Fas'ın Kazablanka şehrinde ve Endonezya'nın Bali adasında gerçekleştirilen eylemlerin kurgusuna çok benzemektedir. Ayrıca Riyad'daki saldırının bir senaryo eseri olması ihtimaline işaret eden bazı ek emareler bulunmaktadır. Her şeyden önce ABD bu olaydan hemen önce, bir saldırı olabileceğine dair bilgi alındığını ileri sürerek Riyad'daki büyükelçiliğini geçici olarak kapattığını açıkladı. Buna gerçekten bir bilgi alınması sebebiyle ihtiyaç duyulması muhtemeldir. Ama dünya kamuoyunun kurguya hazırlanması amacıyla böyle bir yola başvurulması da kuvvetli bir ihtimaldir. Hemen eylemin gerçekleştirildiği gün, olayların sıcaklığında birtakım pazarlıklar için ABD Dışişleri bakan yardımcısı Richard Armitage'ın Suudi Arabistan'a gitmesi de bazı karanlık işlere işaret etmektedir. Ayrıca bu saldırıda hedef seçilenlerin kimlikleri tereddütlere yol açmaktadır. Aşağıda vereceğimiz bilgiler de bu konuda düşündürücüdür.

Devletlerin Terörize Edilmesi

Terör kavramının gündemimize iyice girmesi onunla bağlantılı birtakım kavramlarının üretilmesine de sebep oldu. "Terörize olmak, terörize etmek veya edilmek" de bunlardandır. Fakat terörize edilenler sadece örgütler ya da kişiler değildir. Devletlerin de terörize edilmesi mümkündür ve fiilen de olmaktadır. Amerikan emperyalizmi "terör"ü saldırganlıkta gerekçe olarak kullandığı gibi aynı zamanda bir metot olarak kullanmaktadır. Bunun yanı sıra kendisiyle paralel çalışacaklarına, çıkarlarına hizmet edeceklerine inandığı devletlerin terör ve şiddeti metot olarak kullanmaları için gerekçe oluşturmaktan çekinmemektedir. İşte bu gerekçelerin oluşturulması ve bu gerekçelere binaen devletlerin şiddet uygulamalarını artırmalarının sağlanması devletlerin terörize edilmesidir. Nitekim Kazablanka olayları Fas'ın, Bali adası patlamaları Endonezya'nın terörize edilmesinde kullanılmıştır. Şimdi de Riyad'ın el-Mahya sitesinde gerçekleştirilen saldırı, Suudi Arabistan'ın daha fazla terörize edilmesi için değerlendirilmektedir.

"Terör Destekçisi" Suudi Arabistan'la Teröre Karşı İşbirliği

Ne kadar ilginçtir ki düne kadar Suudi Arabistan'ı teröre destek vermekle suçlayan ABD, Riyad'daki saldırının gerçekleştirilmesinin hemen ardından, aynı gün, bu ülkeye "teröre karşı savaşta" işbirliği teklif etti. ABD bu teklifiyle hem kendiyle tenakuza düşüyor, hem de Riyad olaylarının arka planında duran kirli ellerini kısmen açığa çıkarmış oluyordu. İşin bir ilginç yanı da düne kadar Suudi Arabistan'ın el-Kaide'ye destek verdiğini ve para transferi yaptığını ileri süren ABD'nin Riyad saldırısını el-Kaide'nin gerçekleştirmiş olduğunu iddia etmesiydi. Yine sürekli Suudi Arabistan'ı teröre destek vermekle suçlayan ve bu konudaki iddialarının delillerini açıklamamakta ısrarlı davranan Bush'un, bu kez teröre karşı savaş konusunda Suud yönetimine güvendiğini söylemesi de hadisenin bir başka düşündürücü cihetini oluşturuyordu. Bütün bu açıklamalar, ABD emperyalizminin Suud yönetimini bir şeylere hazırlama çabası içinde olduğunu gösteren işaretlerdi. Bu işaretler aynı zamanda Riyad olaylarının üzerindeki sır perdesini kısmen aralıyordu.

Islahatçıların Teklifine Kılıçlı Cevap

Aslında ABD'nin Suudi Arabistan'ı iki kanattan terörize etmeye çalışması bu ülkeyi bir çıkmaza doğru sürüklemektedir. İşte bu çıkmazda devlet şiddetinin artırılması kuvvetli bir ihtimalle karşıt şiddetin de artmasına sebep olacaktır. Buna binaen ülkedeki muhalif hareketi oluşturan Islahatçılar, yönetimin şiddete yatkın gençlerle diyalog içine geçmesini ve böylece şiddetin altyapısının ortadan kaldırılmasını teklif ettiler. Ancak, İçişleri bakanı Nayif ibnu Abdülaziz'in bu teklife: "Bizim onlarla diyalogumuz ancak kılıçla ve silahla olur" diyerek cevap verdi.

Diyalog Kiminle?

Nayif ibnu Abdülaziz ülkesinin terörize edilmesinden dolayı devlet şiddetine itilmesinin doğuracağı riskleri göremezken, arka planda duran kirli ellerin sahibi ABD ile diyalogu güçlendirmek için yoğun bir çaba sarf ediyordu. Bakan Nayif ve onun temsil ettiği kraliyet rejimi, ABD ile dostluk ve diyalogun nelere mal olduğunu çok iyi tecrübe etmesine rağmen yine de kendi ülkesinin insanlarıyla değil, karanlık güçleriyle, kirli elleriyle kirli işler çeviren ABD ile diyalogu tercih ediyordu.

Şiddet Çözüm Getirecek mi?

Görüldüğü kadarıyla Suud yönetimi, Riyad olaylarının sırlarını çözmek için çaba sarf etmek yerine kendinden istendiği şekilde devlet şiddetini artırmayı tercih etmektedir. Fas'ın ve Endonezya'nın terörize edilmesi, bu ülkelerde şiddete bulaşmamış ve kesinlikle şiddete sıcak bakmayan oluşumların da devlet teröründen pay almalarına sebep oldu. ABD'nin Suudi Arabistan'dan da istediği budur. Teröre karşı işbirliği teklif ederken yaptırmak istediği de budur. Ancak devlet şiddeti hiçbir zaman çözüm getirmeyecek, ülke yönetiminin biraz daha çıkmaza sürüklenmesine sebep olacaktır.

Irak Direnişi ve Suudi Arabistan'daki Potansiyel

ABD, Irak'ta çıkılması zor bir bataklığa saplanmıştır. Bu bataklıktan ancak kuyruğunu toplayıp çekilmek suretiyle çıkabilir. Ama bu durumda özellikle İsrail'in güvenliğiyle ve geleceğiyle ilgili hesapları suya düşeceği gibi kendisinin balonu da sönecektir. Buna ek olarak savaş için yaptığı yatırımların ekonomisine yüklediği yükleri hafifletmesine yarayacak kaynaklardan da vazgeçmesi gerekecektir. Suudi Arabistan'daki gençliğin ise Irak'taki direnişe önemli destek verdiği tahmin edilmektedir. Suud yönetiminin terörize edilmek istenmesinin amaçlarından biri de işte bu gençliğin dizginlenmesi ve Irak direnişinin kaynaklarının kurutulmasıdır.

"Demokrasi İhracı" Yerine Devlet Şiddeti İhracı

Bir zamanlar Colin Powell, ABD'nin Ortadoğu ülkelerine askeri çıkartma yapmasını gerekçelendirmek amacıyla "demokrasi ihracı" adını verdiği bir teoriden söz ediyordu. Ancak görüldüğü üzere demokrasi yerine devlet terörü, polis şiddeti ve karanlık senaryolar ihraç etmektedir.

Suudi Arabistan ABD'nin "Terör" Tuzağında

Sonuç olarak Suudi Arabistan'ın ABD'nin "terör" tuzağına düştüğünü görüyoruz. Bu tuzağa düşmekle belki ABD'nin çıkarlarına hizmet edecektir, ama kendisini çıkmaza, bataklığa doğru sürüklemektedir.

Konuyla ilgili diğer yazılar:

  • Riyad'dan Sonra İstanbul
  • Terörün Uluslararası Boyutu
  • Eylemler Kime Yaradı?
  • Kolaycılık Çözüm Değildir
  • Avrupa'dan Bakış
  • Tırmanan Şiddet ve Müslüman Kamuoyu
  • ABD Terörle Ayakta Duruyor
  • Tırmanan Şiddet ve Emperyalist Senaryolar
  • İstanbul'daki Şiddet Eylemleri Emperyalist Vahşetin Eseridir