Tırmanan Şiddet ve Emperyalist Senaryolar

1 Aralık 2003 Pazartesi, Vuslat dergisi

Geçtiğimiz ay içinde Türkiye kamuoyunu en çok meşgul eden konu, İstanbul'da gerçekleştirilen şiddet eylemleriydi. Aslında bundan önce Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'ın el-Mahya sitesinde de önemli bir şiddet eylemi gerçekleştirildi. Fakat bu olay Türkiye kamuoyunun gündemine girmedi. Biz Riyad'daki saldırıyla ilgili muhtelif değerlendirmeler yapmış ve olayın arka planıyla ilgili kanaatlerimizi ve tespitlerimizi kamuoyuna aktarmaya çalışmıştık. Bu olayın sıcaklığı daha geçmeden İstanbul'da gerçekten sarsıcı ve etkili eylemler oldu. Biz bu iki olayın birbirinden bağımsız olmadığını düşünüyoruz. Bu yüzden hadiseyi lokal olarak yani İstanbul'da meydana gelen olaylar olarak değil de global olarak yani uluslararası boyutuyla ele almanın daha isabetli olacağını düşünüyoruz.

Bilindiği üzere, Amerikan emperyalizminin temel çizgisi saldırganlık üzere şekillenmiştir. Ama bu saldırganlığını meşru ve haklı gösterebilmek için birtakım gerekçelere dayandırma ihtiyacı duymaktadır. Bu gerekçeleri yerine göre kendisi oluşturur ki bu, emperyalizmin genel bir stratejisidir. İsrail'in Lübnan'a saldırabilmek için gerekçe oluşturmak amacıyla kendisinin İngiltere'deki büyükelçiliğini bombalatması buna örnektir. Ama ne yazık ki İsrail'in Londra'daki büyükelçiliğine yönelik saldırının bizzat İsrail ajanları tarafından gerçekleştirildiği İngiltere istihbaratı tarafından yıllar sonra ortaya çıkarıldı ve fazla üzerinde durulmadan küllendirildi. Aynı şeyi Rusya istihbaratının son Çeçenistan çıkartması öncesinde gerçekleştirdiği kanlı saldırılarda da görüyoruz. Bu olayların arkasında Rusya istihbaratının olduğu bizzat Rusya medyası tarafından gündeme getirildi, ama Rusya artık Çeçenistan'a çıkartmasını yapmıştı ve insanlar Rusya'nın bu çıkartmayı yaparken söz konusu saldırıları gerekçe olarak kullandığını çoktan unutmuşlardı. Bunun örneklerini çoğaltmak mümkün. Önemli olan örnekleri sıralamak değil emperyalist saldırganlığın bu konuda izlediği stratejiyi tanımak ve artık bu zokayı yutmamaktır.

Dünya, 11 Eylül olayları olarak tarihe geçen ve bugün hala üzerindeki sis kaldırılmamış olan eylemlerle yeni bir döneme girdi. Bu dönemde İslam coğrafyası artık Amerikan saldırganlığıyla siyasi veya ekonomik yönden değil askeri yönden de direkt muhatap olmaya başladı. Amerika, İslam coğrafyasına karşı yeni bir haçlı seferi başlatmış oluyordu. Bush'un ifadesiyle bu haçlı seferi öyle kısa sürmeyecekti ve oldukça kapsamlı, geniş çaplı planlar için düzenleniyordu. Zeka seviyesinin düşük olduğu çeşitli testler ve analizler sonucu ortaya çıkan Bush'un söz konusu saldırı döneminin bir haçlı seferi olduğunu açıkça ilan etmesi belki işin stratejisine uygun değildi ama gerçeğin itirafıydı. İtiraf edilen bu gerçek daha sonra hiç gündeme getirilmedi ve emperyalist saldırganlar bu seferlerini haçlı seferi olarak değil de "teröre karşı savaş" olarak yutturmak için bütün enformatik güçlerini kullandılar. Ama bu enformasyon faaliyetlerinde kullanabilecekleri malzemeye, zaman zaman bütün dünyayı etkileyen, derin sarsıntılara yol açan şiddet eylemlerine ihtiyaç vardı. Nitekim bu süre içinde dünya kamuoyunu ciddi şekilde etkileyen şiddet eylemleri vuku buldu. Bunların birçoğunun aynı çizgi üzere gittiğini görüyoruz. Bu eylemleri iyi tahlil ettiğiniz zaman zihinlerinizde önemli soru işaretleri canlanıyor.

Söz konusu şiddet eylemleriyle ilgili olarak zaman zaman gündeme getirilen bulguların bu eylemlerin Amerikan karşıtları tarafından gerçekleştirildiğine delalet etmesi hadiselerin üzerindeki şüpheleri kaldırmaz. Çünkü heyecana ve yönlendirilmeye müsait birçok kişinin hatta oluşumun kontrollü bir tahrikle veya teşvikle dediğimiz politikaya malzeme teşkil edecek eylemlerin içine itilmesi mümkündür. Eylemlerin öncesinde kamuoyunu psikolojik yönden hazırlama amacı taşıyan açıklamalar söz konusu kontrollü tahrike veya teşvike işaret etmektedir. Örneğin Riyad olayları öncesinde ABD bu ülkedeki büyükelçiliğini kapattı ve tüm görevlilerini çekti. Ama bunun dışında, özellikle eylemin önüne geçilmesi için söze gelir bir tedbir alınmadı. İşin en ilginç yanı da eylemden sadece birkaç gün sonra ABD'nin sefaretini yeniden açması ve görevlilerini tekrar göndermesiydi. Oysa şüpheci bir yaklaşımla bakılması durumunda el-Mahya'da eylem gerçekleştirilmesiyle riskin tamamen sona ermediğini, hatta bu eylemin bir yanıltmaca olabileceğini, asıl vurucu eylemin ardından gelebileceğini düşünmek gerekirdi. Ama ABD durumdan gayet emin bir şekilde artık eylemin olmayacağını hesap ederek diplomatik görevlilerini iade ediyordu. Belli ki daha önce çekmesi de bir tedbirden ziyade dünya kamuoyunu psikolojik yönden yönlendirme ve yapacağı açıklamaların inandırıcı olmasını sağlama amacı taşıyordu. Benzer ilginç gelişmelerin İstanbul'da meydana gelen olayların öncesinde ve sonrasında da cereyan ettiğini görüyoruz.

Burada dikkat çeken bir şey de bütün şiddet eylemlerinin faillerinin adreslerinin önceden belirlenmiş olması ve hemen olayların sıcaklığında da ilan edilmesidir. Aslında bu bir strateji olduğu gibi aynı zamanda bir kolaycılıktır. Strateji derken global hakimiyetlerini güçlendirme amacındaki sömürgecilerin izledikleri stratejiyi kastediyorum. Ancak ne yazık ki şiddet eylemlerine hedef olan ülkeler de söz konusu adresleri şartsız bir şekilde kabullenmek ve onaylamak suretiyle bu stratejiye hizmet ettikleri gibi bir kolaycılığa da kaçmış olmaktadırlar. Oysa onların bu kabullenmeleri eğer perdenin arkasında duranların çıkarlarına ve hesaplarına hizmet ediyorsa -ki biz öyle olduğunu düşünüyoruz- o zaman şiddet eylemleri amacına ulaşmış ve benzerlerinin de önü açılmış oluyor. Ama kolaycılığa kaçılmayıp hadiselerin biraz derinlerine inilse ve hadiselere bağımsız gözle bakabilen yorumcuların şüpheci yaklaşımlarıyla yaklaşılsa en azından yenilerinin önünün kesilmesi için birtakım adımların atılması mümkün olacaktır.

Bu hususu dile getirdikten sonra son dönemde uluslararası boyutunun olduğu sanılan tüm şiddet olaylarının faili olarak ilan edilen el-Kaide etrafında geliştirilen stratejilere temas etmek istiyoruz. İşin gerçeğinde el-Kaide bir vakıa olsa da bu örgütün bütün insanlığı tehdit eden büyük bir güç olarak gösterilmesi ABD'nin savaş ve saldırı politikasının önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Amerika bu örgüt etrafında oluşturduğu intibayı değerlendirerek saldırganlığını haklı ve meşru göstermeye çalışıyor. Dolayısıyla "örgütün" yeni eylemler düzenlemesi Amerika'nın işine yarıyor. Bu durum bazılarının el-Kaide'nin kukla ve taşeron bir örgüt olduğunu iddia etmelerine sebep oluyor. Oysa burada önemli olan el-Kaide'nin taşeronluk yapması değil, insanlığın kesinlikle reddettiği ve reddedeceği eylemlerin bu örgüte mal edilebilmesidir. Nitekim zikrettiğimiz tarzda tüm eylemlerin daha olayların sıcaklığında bu örgüte yüklenmesi bu örgüt etrafında oluşturulan strateji hakkında önemli işaretler taşıyor.

el-Kaide'yle ilgili olarak vurgulanması gereken bir husus da şudur: İslam coğrafyasında bu örgüt, değişik açılardan değerlendiriliyor. Bazılarına göre ne olduğu belirsiz kapalı bir örgüt. Bazılarına görü kukla. Bazılarına göre kullanıldığının farkında olmayan ama yanlış çizgi izlemesinden dolayı Amerika tarafından kullanılan bir şiddet örgütü. Bazılarına göre Amerika'yla savaş halinde olan ama bu savaşında yanlışlar yapan bir oluşum. Bazılarına göre de gayet emin adımlarla Amerika'ya karşı savaşını sürdüren bir örgüt. Bize göre ise bunların hiçbiri. Sadece bir çatı. Hareket imkanları çok kısıtlı ve sırrı çözülememiş bir denklem olarak gösterildiğinden kendisinin değil isminin ve kitlelerde bıraktığı intibanın özellikle terör ve şiddet temelli siyasetlerde kullanılmasına müsait bir üst yapı. Ama nasıl görülürse görülsün İslam coğrafyasında çok fazla sahiplenilmeyen dolayısıyla "bizi temsil etmiyor, bu yüzden de bizi ilgilendirilmiyor" diye bakılıp geçilen, kendisine mal edilen eylemler de reddedilen bir oluşum olarak değerlendiriliyor.

Ama Amerika'nın bu örgütle ilgili siyasi oyunlarının yeterince farkında değiliz. Amerika ve ona yön veren uluslararası siyonizm aslında bu örgütün şahsında tüm Müslümanları ve temelde İslam'ı hedef göstermektedir. Bunu yapabilmek için hedefi dağıtmadan tüm ses getiren şiddet eylemlerini bu örgüte yüklüyor, bu örgütü de İslam'la ve Müslümanlarla özdeşleştirmeye çalışıyor. Bu yüzdendir ki Batı toplumlarının içinde yaşayan Müslüman azınlıkların tümünün, el-Kaide merkezli anti propagandanın oluşturduğu kötü zan ve töhmetin etkisi altına sokulması için yoğun çaba sarf edildiğini görüyoruz. Özellikle uluslararası siyonizm ve emperyalizmle işbirliği içindeki medya organları bunu oldukça sinsi bir şekilde gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla işi "el-Kaide'nin bizimle ne ilgisi var canım!" diyerek kestirip atmak meseleyi çözmüyor. Burada Amerikan emperyalizminin ve İslam'a karşı sinsi bir savaş içindeki siyonizmin politikasını ve stratejisini iyi tanımak, buradan yola çıkarak el-Kaide'ye mal edilen şiddet eylemlerinin bu politikada ve stratejide nasıl kullanıldığını iyi keşfetmek gerekir. İşte o zaman meselenin sırrını çözmeye biraz daha yaklaşmış olacağız.

İslam Dünyasından Değerlendirmeler:

Seçim Ninnileri

İslam dünyası bir yandan işgal ve saldırıdan kaynaklanan sıcak çatışmalara, bir yandan sinsi oyunların malzemesi olarak kullanılan şiddet eylemlerine sahne olurken bazen de seçim ninnilerini duyuyor. Ama ne yazık ki gerçekleştirilen seçimlerin birçoğunda halkın iradesi ve tercihi kesinlikle ortaya çıkmıyor. Bilakis halka sadece hakimiyeti elinde tutan kadroyu onaylaması ve meşrulaştırması için oy kullanma fırsatı veriliyor. Oy kullanma fırsatı veriliyor ama oyunu yani tercihini ortaya koyma fırsatı verilmiyor. "Seçimini yap" denilmiyor, "bizim seçtiklerimizi onayla" deniliyor. İslam coğrafyasındaki birçok kukla rejiminin demokrasi mantığı işte budur. Son dönemde bu tarz seçimlerin birine Azerbaycan'da birine de Moritanya'da şahit olduk. Oldukça hareketli gelişmeleri beraberinde getiren Azerbaycan seçimlerinde oynanan oyunlar neticesinde eski diktatör Haydar Aliyev'in oğlu İlham Aliyev'in cumhurbaşkanlığı halka onaylattırıldı. Moritanya'da ise diktatör Muaviye Veled et-Tayi'in cumhurbaşkanlığı süresinin uzatılması için halktan çeşitli hile ve oyunlara, devletin polis gücüne dayanılarak onay alındı. Muaviye Veled et-Tayi'in halk tarafından istenmediği gibi kendi etrafına toplanmış silahlı elemanların birçoğu tarafından da istenmediği geçtiğimiz Haziran ayında gerçekleştirilen darbe teşebbüsünden anlaşılmıştı. Ancak o gücünü daha çok sırtını uluslararası emperyalizme ve ona yön veren siyonizme dayamış olmaktan almaktadır. Moritanya İslam Cumhuriyeti'ne hükmeden diktatör Muaviye'nin siyonist işgal devletiyle ilişkileri gayet mükemmeldir.

Irak ABD Balonunu Patlatacak

ABD'nin gücünün yarısı şişirmedir. Her ne kadar askeri teknoloji yönünden dünyanın en güçlü devleti olsa da savaş gücü yönünden de zirvede olduğu söylenemez. Nitekim Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de, Calut'un ordusu karşısında korkuya kapılanlara karşı çıkan güçlü iman sahiplerinin dilinden şöyle buyurur: "Nice az topluluk vardır ki, Allah'ın izniyle, kalabalık topluluğa üstün gelmiştir. Allah da sabredenlerle beraberdir." (Bakara, 2/249) İman ve kararlılıktan yoksun çok toplulukların gücünün önemli bir kısmı şişirilmiş bir balondan ibarettir. Sovyet balonunu Afganistan'da kararlılıkla cihad edenler patlattılar. Şimdi Irak'ta Amerikan işgaline karşı kararlı bir mücadele veriliyor. Temenni ediyoruz ki Amerikan balonunu da Irak'taki direnişçiler patlatır.

İşgal güçleri geçtiğimiz ay içinde Irak'taki direniş karşısında önemli kayıplar verdiler. Bu kayıplarının en önemlileri de arka arkaya beş helikopterlerinin düşürülmesi sebebiyle onlarca askerlerinin öldürülmesiydi. Bu arada işgalci ABD'nin yanında yer aldığını sinsi bir şekilde gizlemeye çalışan İtalyan işgal güçleri de ağır darbe aldılar. Fakat işgalci ABD Irak'a uzun vadeli hesaplar ve bilhassa İsrail'in geleceğini garantiye alma amacına yönelik birtakım planlar için Irak'a girdiğinden hemen yenilgiyi kabul etmek ve evine dönmek istemiyor. Bu yüzden direniş karşısındaki kayıplarının acısını çıkarmak amacıyla savunmasız insanların üzerine arka arkaya bombalar yağdırdı. Bu vahşi saldırıda yine birçoğu çocuk olmak üzere onlarca insan hayatını kaybederken yüzlercesi de yaralandı.

ABD bir yandan İsrail işgal devletinin Filistin halkına karşı yürüttüğü saldırılara benzer saldırılarını, ev basma ve tutuklama işlemlerini sürdürürken bir yandan da Irak bataklığından kurtulmak için birtakım çıkış politikaları geliştirmeye çalışıyor. Ancak çıkarken Irak'ı Iraklılara veya kendisine karşı direnenlere teslim etmek niyetinde değil. Çünkü yukarıda da ifade ettiğimiz üzere bu işgalinin önemli amaçları var ve bu amaçlar onun ve özellikle İsrail'in bölgedeki varlığı açısından hayati ehemmiyet arz ediyor. Ama ABD, Afganistan'dakine benzer bir kukla yönetim oluşturmakta ve bu yönetimin geleceğini garantiye almakta zorluk çekiyor.

Kararlılık Timsali Filistin

İsrail işgal devletinin bütün saldırgan tutumuna rağmen Filistin'deki bağımsızlık ve hak mücadelesi devam ediyor. Bu mücadele doğal olarak Filistin halkının büyük fedakarlıklara katlanmasını ve büyük bedeller ödemesini gerektiriyor. Ancak öte taraftan işgalci siyonistlerin de önemli kayıplar vermesine yol açıyor. İşgal devletinin böyle bir noktaya gelmesinin en önemli sebebi Filistinlilerin direniş konusunda gösterdikleri kararlılıktır. Ne var ki işgal devleti Filistin direnişi karşısında geri adım atmasının kendisini riske sokacağını düşündüğünden bütün dünyadaki emperyalist güçleri Filistin direnişini kıskaca almaları için seferber etmeye çalışıyor. Bunun en başında da Filistinlilerin maddi yönden kıskaca alınması gelmektedir. Bu amaçla siyonist saldırılardan zarar gören mağdur Filistinlilere, yetim çocuklara, dul kadınlara ve mülteci kamplarında yaşayan yoksul insanlara yardım eden İslami yardım kuruluşlarının çalışma yapmaları engelleniyor. İşgal devleti Filistinlilerin açlığa mahkum edilmelerinin onların direnişlerinin son bulmasına sebep olacağını düşünüyor. Bu amaçla yürüttüğü faaliyetlerinde de ne yazık ki özerk yönetimin başına geçirildikten hemen sonra İslami hayır kurumlarının hesaplarını donduran Ahmed Kuraya ve Madrid toplantısında Filistin halkına yardım eden İslami hayır kurumlarını teröre destek veren kurumlar olarak ilan eden AB başta olmak üzere birçok siyasi yönetimden ve uluslararası organizasyondan yararlanıyor. Bu durum karşısında dünya Müslümanlarının Filistin halkına, onların varlık mücadelelerine sahip çıkmaları ve Filistin topraklarındaki Müslüman varlığının devam etmesi için yardım ve destek konusunda alternatifler geliştirmeleri gerekir. Bu yolda yapılacak hiçbir iyiliği basite almamalı ve her iyiliğin mutlaka bir açığı kapatacağını unutmamalıyız. Çünkü Filistin davası bütün Müslümanları ilgilendirdiği gibi Filistin topraklarındaki Müslüman varlığı da bütün Müslümanları temsil eden bir varlıktır. Bunun kaybedilmesi ümmet adına bir kayıp olur.

Kısa Notlar

Hedefteki Suriye: ABD'nin Irak'tan sonraki hedefi Suriye'dir. Bu ülkenin hedefe alınmasının asıl amacı ise Filistin'deki direnişin ve Lübnan'da işgal devletini korkutan Hizbullah hareketinin kıskaca alınmasıdır. Ancak Irak bataklığından çıkamaması onun bu konudaki planlarını uygulamasını zorlaştırıyor.

Nükleer Despotizm ve İran: ABD ve İsrail'in bütün insanlığı tehdit eden nükleer silah gücüne sahip olmasına rağmen baskılar nükleer enerji programına sahip olan İran üzerinde yoğunlaşıyor. Bunun nükleer silahlanmayı önlemekten ziyade ABD'nin hesaplarıyla uyuşmayan bir politika izleyen İran'ı zayıflatma amacı taşıdığı apaçık ortada.

Mahatir Muhammed Haklı Çıktı: Mahatir Muhammed yahudilerin az bir nüfusla bütün dünyaya hükmettiklerini söyleyince dünyanın tüm etkili güçleri ayağa kalktı. Oysa ondan daha ağır tenkitleri ABD'ye karşı yapmış olsaydı kimse bu kadar tepki göstermezdi. Bu hadise bile Mahatir Muhammed'in söylediklerinin doğruluğunu ispata yetebilir.

Yasasız Afganistan'a Anayasa: Afganistan hala bir huzur ve istikrara, bir hukuk düzenine kavuşamadı. Buna rağmen ülke için bir Anayasa taslağı hazırlanıp başbakan Karzai'ye törenle teslim edildi. Kısacası yasaların herhangi bir geçerliliğinin olmadığı Afganistan için kağıt üzerinde bir Anayasa hazırlanmış oldu.

Çeçenistan ve Rusya - İsrail İşbirliği: İsrail başbakanı Ariel Şaron'un Rusya'yı ziyareti esnasında bu iki devlet arasında güya teröre karşı işbirliği yapılması kararlaştırdı. Her ikisinin de işgalci oldukları topraklarda kendilerine karşı verilen haklı mücadeleyi terör olarak nitelendirmeleri kendi bakış açılarına göre doğaldır. Ama her ikisi de bu mücadeleler karşısında aciz ve zor durumdadırlar. Böyle bir durumda yapacakları işbirliği kör - topal işbirliği olacaktır.

Turabi Serbest: Sudan'da uzun süreden beridir göz hapsinde tutulan Hasan Abdullah et-Turabi serbest bırakıldı.

ABD Güney Sudan'dan Elini Çekmiyor: Güney Sudan meselesinin çözümü için önemli mesafeler katedildi. Ama ABD yine Dışişleri bakanı Colin Powell'i göndererek işin içine su kattı ve ayrılıkçılar problem çıkarmaya başladılar. ABD güya Powell'i barış sürecini hızlandırmak için göndermişti. Burada karşımıza çıkan durum bile Amerika'nın ne kadar hain ve sinsi şeytan olduğunu anlamamıza yetebilir.

Avrupa İzlenimleri: Bu ayki yazımızın, bir kısmını Hollanda'da bir kısmını da Almanya'da bulunduğumuz esnada yazdık. İnşallah izlenimlerimizi Özel FM'deki Dünya Döndükçe programımızda aktaracağız. İzlenimlerimizle ilgili soruları olanların söz konusu programımıza faksla veya telefonla iletmelerini öneriyoruz.

Konuyla ilgili diğer yazılar:

  • Riyad'dan Sonra İstanbul
  • Terörün Uluslararası Boyutu
  • Eylemler Kime Yaradı?
  • Kolaycılık Çözüm Değildir
  • Avrupa'dan Bakış
  • Tırmanan Şiddet ve Müslüman Kamuoyu
  • "Terör" Tuzağındaki Suudi Arabistan
  • ABD Terörle Ayakta Duruyor
  • İstanbul'daki Şiddet Eylemleri Emperyalist Vahşetin Eseridir