5 Aralık 2003 Cuma
Amerikan emperyalizmi saldırganlık stratejisiyle ayakta duran bir güçtür. Doğu blokunun ayakta olduğu dönemlerde bu saldırganlık stratejisini anti-komünizm felsefesine dayandırmıştı ve bunun için komünizm karşıtlığını bir gerekçe olarak kullanabilmek için sürekli malzeme üretmeye çalışıyordu. Şimdi ise saldırganlığına "terör"ü gerekçe olarak kullanmaya çalışıyor. Bir yandan da bu "terör"e bir sahip bulmak istiyor. Son dönemde özellikle hedef seçtiği ve sömürmek istediği geri kalmış toplumların büyük çoğunluğunu Müslüman halklar oluşturduğundan bu halkları sıkı kontrol altına almak amacıyla yürüttüğü anti-terör merkezli propaganda çalışmalarında İslam'la terörü özdeşleştirmeye çalışıyor. Bu yöndeki çabalarında inandırıcı olabilmek için de sürekli yeni malzemeler üretmeye gayret ediyor. İstanbul'daki şiddet eylemleri de bu gayretin bir parçasıdır.
Bu eylemlerde infazcının kimler olduğu o kadar önemli değildir. Çünkü "İslamcı" kimliğiyle piyasaya sürülen ama, ya kontrollü tahrike müsait bir heyecana yenilmiş olmaları ya da bellerine bağlanan ipleri tutan elleri görmeden kahramanlık macerasına kapılmaları sebebiyle senaryoları başkaları tarafından hazırlanmış şiddet eylemlerinde kullanılmaya müsait birçok kişi bulunmaktadır. Bunların yaptıklarının "İslam"la özdeşleştirilmesi ne yazık ki Amerikan emperyalizminin son dönemde geliştirdiği stratejilere malzeme çıkarılmasından başka bir yarar sağlamamaktadır.
Ne kadar ilginçtir ki İstanbul'daki şiddet eylemlerinde hedef alınan halk kitleleriyle bu eylemlerden yola çıkılarak aleyhlerine strateji geliştirilen halk kitleleri aynıdır. İşte bu sinsiliği, elindeki silah ve sermaye gücünü bütün dünyayı hakimiyetine almak için kullanmak isteyen Amerikan emperyalizmi ve onun kanatları arasında varlığını sürdürüp Filistin topraklarında sürekli kan akıtan Siyonizm gösterebilmektedir.
Amerikan emperyalizmi ve onun himayesindeki Siyonizm bu tür şiddet olaylarından değişik amaçlar için yararlanmak istemektedir. Bunları sıralayabilmemiz için sözü çok uzatmamız gerekir. Ancak ikisine özellikle vurgu yapmakta yarar görüyoruz: Bunların birincisi, kendisinin meşru olmayan kuvvet kullanımını meşrulaştırma, ikincisi de meşru ve haklı mücadeleleri "terör"le, halk kitlelerinin nefretini çeken insanlık dışı şiddet eylemleriyle aynı kefeye koymak suretiyle karalamak. Örneğin Irak'ta ve Filistin'de işgale karşı verilen haklı mücadelelerin kötülenmesi, buna karşılık oralardaki meşru olmayan işgallerin doğal ve meşru gösterilmesi için işte bu şiddet eylemlerinin zihinlerde oluşturduğu imajlardan yararlanılmak istenmektedir. Oysa gerçekte insanlarımızın emperyalizmin ve siyonizmin hizmetindeki medya organlarının etkisinde kalmadan gerçekleri görmeleri ve Amerikan işgal güçlerinin Irak halkına karşı, İsrail işgal güçlerinin de Filistin halkına karşı icra ettikleri terörün İstanbul'da icra edilen terörden farklı olmadığını, Filistin'deki ve Irak'taki halkların karşı karşıya oldukları vahşet sebebiyle bu manzaraları her gün yaşadıklarını düşünmeleri gerekir.
Konuyla ilgili diğer yazılar: