D-8 Kahire Zirvesi

27 Şubat 2001 Salı

Çağımızın en önemli konularından biri globalleşme konusudur. Bazen kamuoyunda dünyadaki globalleşmelere karşı tepkiler olmakta, protesto gösterileri düzenlenmektedir. Aslında globalleşmenin temel amacı dayanışma ve işbirliğini güçlendirmek olsa bundan kimsenin zarar görmesi söz konusu olmaz. Ancak günümüzün bu alanda yaşadığı problemin sebebi global yapılanmalarla ezilenlerin daha çok ezilmesinin, güçlülerin sultasının ise daha da sağlamlaştırılmasının amaçlanmasıdır.

Bugün dünyada tüm insanlığa mal edildiği söylenen global teşkilatların yanı sıra muhtelif bölgesel global teşkilatlar da oluşturuldu. Ancak ne yazık ki bu teşkilatların çoğunun üzerinde ABD'nin tüm dünya üzerinde saltanat kurma hedefinin fikri temelini oluşturan "Yeni Dünya Düzeni" teorisinin etkisini hissetmek mümkündür. Bunu siyasi amaçlı global teşkilatların yanı sıra ekonomik amaçlı global teşkilatlarda da görmek mümkündür. İşte globalleşmeye tepki gösteren kitleleri harekete geçiren sebep bu gelişmedir. Yani işin gerçeğinde insanları birbirine yaklaştıran ve kenetleyen globalleşme değil, tüm insanlık üzerinde global bir baskı düzeni, sömürgeci saltanat kurulması için çaba sarf edilmektedir. "Yeni Dünya Düzeni" teorisinin temel felsefesini ve amacını da bu cümleyle özetlemek mümkündür.

Buna karşılık zaman zaman dayanışma ve yardımlaşma anlayışına göre şekillenen birtakım bölgesel global oluşumların ortaya çıkarılması için de çaba harcandığı olmaktadır. D-8 olarak adlandırılan teşkilatı böyle bir çabanın ürünü olarak görebiliriz.

Bilindiği üzere D-8 Türkiye'deki Refahyol hükümeti döneminde zamanın başbakanı Necmettin Erbakan'ın öncülüğünde başlatılan bir dayanışma hareketidir ve İslam dünyasını Avrupa Birliği benzeri bir birleşmeye götürecek örgütlenmenin hamurunu oluşturması için kurulmuştur. Ancak, Türkiye'de 28 Şubat sürecinin araya girmesiyle bu hareket de güdükleşti ve fonksiyonel hale gelmesi için ciddi bir adım atılamadı. Bununla birlikte tümüyle de yok olmadı. Zaman zaman teşkilatın daha aktif hale getirilmesi için toplantılar düzenlenmektedir.

Teşkilatın bundan önceki zirve toplantısında daha çok teorik konular gündeme gelmişti. Fakat son Kahire Zirvesi'nde pratiğe dönük konuların daha çok gündemi oluşturduğunu gördük. Özellikle üye ülkelerin kendi aralarındaki dayanışmalarının artırılması yönünde birtakım kararlar alınması önemli bir gelişme oldu. Bu kararların uygulamaya geçirilmesi amacıyla da bazı komisyonlar oluşturuldu. Gördüğümüz kadarıyla Kahire Zirvesi'nde D-8 biraz daha önem ve ciddiyet kazanmış oldu.

Şu bir gerçek ki İslam ülkelerinin kendi aralarında ekonomik işbirliği içine girmeye büyük ihtiyaçları var. Bugüne kadar bu işbirliği ve dayanışmanın gerçekleşmemiş olması başta Türkiye olmak üzere bütün İslam ülkelerini IMF, Dünya Bankası gibi kefen soyucu global teşkilatlara mahkum etmektedir. Eğer ki İslam Kalkınma Bankası, Dünya Bankası'na alternatif bir dayanışma kuruluşu ve kredi kaynağı haline getirilmiş olsaydı, İslam ülkeleri için daha iyi olmaz mıydı? Türkiye, ihtiyaç duyduğu kredileri IMF ve Dünya Bankası gibi İslam ülkelerine yönelik "fakirleştirme politikaları"nın gözlemcileri olarak kullanılan kuruluşlardan talep etme yerine onurla borç alıp yine onurla borcunu ödeyebileceği bir bölgesel dayanışma kuruluşundan temin etseydi daha yararlı olmaz mıydı?

Eğer ki D-8 ve İslam Kalkınma Bankası gibi kuruluşlar güçlü hale getirilirse Türkiye bu kuruluşlardan bir talepte bulunduğu zaman "zor durumdaki muhtaç" ve "eli mahkum" olarak değil bir "ortak" olarak görülecek ve ihtiyacını onurunu koruyarak karşılayabilecektir. Oysa IMF'nin gönderdiği alelade bir şefi durumundaki Cotarelli'nin Türkiye'de neredeyse sömürge valisi gibi hareket etmeye kalkıştığını hepimiz görüyoruz.

D-8'in temelinin Refahyol hükümeti döneminde ve Erbakan tarafından atılmış olması sebebiyle Türkiye'deki malum medya organlarının bu kuruluşa karşı hala soğuk davrandıklarını görüyoruz. Oysa bu tutum Türkiye'nin gerçeklerine son derece aykırıdır. Türkiye'nin bugün içine düştüğü durumu görenlerin artık bu gerçekleri de görmeleri ve İslam ülkeleri arasındaki işbirliğinin zaruretini anlamaları gerekir. Fakat bunu anlayabilmek halkın meselelerine sahip çıkma konusunda samimiyeti gerektirir.