19 Mart 2001 Pazartesi
Arnavut milis güçleriyle Makedonya'nın silahlı güçleri arasında vuku bulan çatışmalara geçen haftaki Akit gazetesi için yazdığımız yazıda kısaca temas etmiştik. Bu yazımızda ise biraz daha ayrıntılı olarak üzerinde durmak istiyoruz.
Öncelikle olayların Türkiye kamuoyuna yansıtılmasında bazı yanlışlıkların yapıldığını bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Çünkü haberlerin yansıtılış tarzından Makedonya yönetiminin masum konumda olduğu, Makedonya'nın Arnavut gerillaların haksız saldırılarıyla karşı karşıya oldukları intibaı edinilmektedir. Fakat ben şahsen hem Makedonya'yı hem de Kosova'yı ziyaret ettim. O bölgede meydana gelen gelişmeleri de yakından takip etmeye çalışıyorum. Kanaatimce Arnavut gençlerin, Kosova'da henüz tam anlamıyla sular durulmamışken Makedonya'da böyle bir direniş başlatma yoluna gitmelerinin arka planında duran önemli sebepler bulunmaktadır. Bu çatışmalarda Makedonya yönetiminin izlediği tutumun önemli rolü olduğunu düşünüyorum. Bunu anlayabilmek için Makedonya'daki hakim yönetimin tutumunu genel hatlarıyla gözden geçirmekte yarar var.
Eski Yugoslavya cumhuriyetlerinden olan Makedonya'nın nüfusu 2 milyon 100 bir civarındadır. Resmi istatistiklere göre bu nüfus içinde Müslümanların sayısı 540 bin kadardır. Ancak gerçek rakamların bundan çok daha fazla olduğu sanılmaktadır. Makedonya yönetimi Müslümanların sayısını az göstermek için sayımlarda sürekli hile yapmakta ve bu uygulama bazı sosyal problemlere yol açmaktadır. Gerçekte Makedonya nüfusunun yarıya yakınının Müslüman olduğu sanılmaktadır. Makedonya Müslümanlarının % 75'i Arnavut, % 13'ü Türk, kalanı da Makedon asıllıdır.
Makedonya'da saltanat genellikle Makedon asıllı hıristiyanların elindedir. Diğer etnik unsurlardan yönetimde ve genel hizmetlerde görev alanlar bulunsa da resmi politikanın belirlenmesinde herhangi bir etkileri yoktur. Normalde Makedonca, Arnavutça ve Türkçe resmi dil olarak kabul edilmektedir. Fakat özellikle Arnavutça eğitim zorlaştırılmakta, Arnavutların yönetimde herhangi bir etki sahibi olmalarına engel olunmaktadır. Oysa yukarıda verdiğimiz oranlardan da anlaşılacağı üzere Arnavutlar ülke nüfusu içinde büyük bir yekun teşkil etmektedirler. Makedonya hükümetinin tutumu yüzünden Arnavutların siyasi ve sosyal bir tecrit uygulamasıyla karşı karşıya olduklarını söyleyebiliriz.
Son gelişmelerin toplumsal ve siyasi arka planını anlamamıza yardımcı olacak önemli bir konu da Balkanlar'ın güney kesiminde yaşayan Arnavutların genel durumu ve bu etnik kitle arasında yaygın olan siyasi görüşlerdir. Bu yüzden bu konuda da bazı bilgileri aktarmakta yarar görüyorum:
Dünyanın değişik yörelerine dağılmış olan Arnavutlar, Balkanlar'ın bazı bölgelerinde kitlesel bir etnik unsur niteliği taşımaktadırlar. Arnavutların en yoğun olarak bulundukları bölgeler ise Arnavutluk, Makedonya ve Kosova'dır. Yaklaşık dört milyon insanın yaşadığı Arnavutluk'ta nüfusun % 95'ini, 2 milyon nüfuslu Kosova'da % 75'e yakın bir kısmını, Makedonya'da ise yaklaşık % 35'ini oluşturmaktadırlar. Arnavutların yoğun olarak bulundukları bu üç bölgede toplam 6 milyon civarında bir nüfus oluşturdukları tahmin edilmektedir.
Balkanlar'daki Arnavut nüfus içinde Müslümanların durumu ise şöyledir: Arnavutluk'taki Arnavutların yaklaşık % 70'i Müslüman, % 30'u hıristiyandır. Bu ülkede Müslümanların % 75-80'i sünni, kalanı bektaşidir. Makedonya ve Kosova'da yaşayan Arnavutların tamamına yakını Müslümandır, ancak buradaki Müslümanlar arasında da çok olmamakla birlikte bektaşiler bulunmaktadır.
Arnavut, Müslümanlar hem Kosova'da hem de Makedonya'da etnik kimliklerinden dolayı haksızlığa uğratıldıklarından dolayı aralarında Arnavut milliyetçiliği ideolojisi yayılmış ve "Büyük Arnavutluk" ideali epey taraftar toplamıştır. Fakat Makedonya Arnavutları arasında İslami duyarlılığın daha iyi olduğunu dolayısıyla bu bölgedeki Arnavutların önemli bir kesiminin İslami kimliklerini öne çıkardıklarını söyleyebiliriz. Ama onlar da, bir Müslüman Arnavut olarak inançlarının gereğini rahatça yerine getirebilecekleri bir "Büyük Arnavutluk"un teşekkül etmesine sıcak bakmakta veya en azından karşı çıkmamaktadırlar. "Büyük Arnavutluk" idealinin özünü ise Güney Balkanlar'da Arnavutların yaşadığı bölgelerin tümünü birleştirerek o bölgede tek bir devlet kurma ve halen bu toprakların dışında yaşayan Arnavut kökenlileri de oraya toplama düşüncesi oluşturmaktadır. Bu ideal Arnavutluk'taki siyasi oluşumların hemen hemen tamamı tarafından ilgi ve destek gören bir idealdir. Kosova Arnavutlar'ı da bu ideali kendileri için bir kurtuluş kapısı olarak görmektedirler. Makedonya Arnavutları ise böyle bir idealin gerçekleşmesi durumunda daha onurlu bir hayata kavuşacaklarına, etnik kimliklerinden dolayı maruz kaldıkları uygulamalardan kurtulacaklarına inanmaktadırlar.
Mevcut Makedonya hükümetinin en büyük korkusu ise işte bu "Büyük Arnavutluk" idealidir. Bu yüzden bölge Arnavutlarının kendi aralarında dayanışma ve işbirliği içine girmelerini engellemek için elinden geleni yapmaktadır. Oysa kendi ülkesindeki Arnavut kökenlilere ikinci sınıf muamelesi yapması, ülke nüfusunun üçte birinden fazlasını oluşturan Arnavut kökenliler arasında söz konusu ideale ilgi gösterenlerin artmasına sebep olmaktadır.
Makedonya hükümeti Kosova'da çatışmaların devam ettiği dönemde görünüşte bazı Kosovalı mültecilere kapılarını açtıysa da normalde Kosovalı mücahitlerin direniş güçlerini kırabilmek için elinden geleni yaptı. Daha Kosova'da çatışmaların başladığı günlerden itibaren, İslam ülkelerinden gelenlerin Kosova'ya geçebileceklerini düşündüğünden birçoğunun Makedonya'ya girmelerini engelledi. Makedonya hükümeti Bosna-Hersek'te çatışmaların devam ettiği sırada da hainlik etmişti. Makedonya topraklarına sığınan Bosna-Hersek'li mültecilere gönderilen uluslararası yardımların bazılarını ya parayla sattı, ya da misyoner teşkilatlarına vererek mültecilere yönelik misyonerlik faaliyetlerinde kullanmalarına yardımcı oldu.
İşte bu gerçekler, son olayların zeminini hazırlayan önemli etkenlerdir. Bu açıdan diyebiliriz ki bu olaylar öyle biri birden ortaya çıkmış çatışmalar değildir.
Son olaylarla birlikte dikkatimizi çeken bazı gelişmelere burada da işaret etmek istiyorum:
Çatışmaların özellikle Arnavut nüfusun yoğun olduğu Kalkandelen bölgesinde vuku bulması dikkat çekicidir. Bununla birlikte ilginçtir ki bölgedeki halk çatışmalardan dolayı Makedonya hükümetine tepki gösterdi ve ona karşı protesto eylemleri gerçekleştirdi. Fakat bu olay haberlere yansıtılırken, Kalkandelen halkının çatışmalara çözüm bulunması isteğiyle bu eylemleri gerçekleştirdiği vurgulandı. Bizim kanaatimize göre bölge halkı, çatışmalar sonrasında maruz kaldıkları uygulamalara tepki göstermişlerdir. Çünkü bölgede Arnavutlar kalabalık olduklarından Makedonya yönetimi onları gerilla güçlerine destek olmakla suçlamakta ve bu yüzden kendilerine baskı yapmaktadır.
Dikkat çekici bir diğer gelişme de Makedonya hükümetinin gerilla güçlerine karşı özellikle Arnavut kökenli polisleri kullanmak istemesidir. Örneğin geçtiğimiz günlerde vuku bulan çatışmalardan birinde Makedonya tarafından 15 polis yaralanmıştı ve bunların 14'ü Arnavut kökenliydi. Kanaatimizce Makedonya yönetimi önce Arnavut gerillalarla, hizmetindeki Arnavut kökenli emniyet güçlerini birbirine kırdırmak istedi. Belki ilk çatışmalarda gerilla güçlerinin başarılı olmasında, karşılarındaki emniyet güçlerinin isteksiz bir şekilde çatışmaya zorlanmalarının etkisi olmuştur. Ancak Makedonya yönetimi daha sonra polis güçleriyle yetinmeyerek bölgeye askeri güç ve teçhizat da gönderdi.
Üzerinde durmak istediğimiz önemli bir husus da son olaylar sebebiyle Yunanistan ile Makedonya arasında gerçekleşen yakınlaşma ve ziyaretleşmedir. Aslında Yunanistan'ın Makedonya ile arası iyi değildir ve Yunanistan bu ülkenin adına bile itiraz ederek "Makedonya Cumhuriyeti" adını kullanmamasını istemektedir. Fakat son gelişmelerden sonra Atina'daki yönetim hemen devreye girerek Makedonya hükümetine destek verdi. Çünkü Arnavutlar arasındaki "Büyük Arnavutluk" idealinden o da rahatsız olmakta, bu ideali kendi açısından bir tehdit olarak görmektedir.
Bu noktalara temas ettikten sonra, dünya ülkelerinin olaylara yaklaşımının bir tahlilini yapmak istiyoruz. Olaylar dünya kamuoyuna Arnavut gerillaların Makedonya topraklarına müdahalesi olarak yansıtıldığından tabii ki uluslararası güçler de Makedonya'nın haksızlığa uğratıldığı hükmünden yola çıkarak bu ülkeye destek vermektedirler. Bu destek Türkiye'nin de politikasını doğal olarak etkilediğinden Türkiye'deki yönetim de Makedonya'ya destek olacağını açıklama gereği duydu.
Fakat bir de bu çatışmaları hazırlayan gelişmelerin, politikaların bir tahlilinin yapılması gerekir. Makedonya hükümeti Arnavut kökenlilerin kurduğu ve Arnavutça eğitim verecek üniversiteyi kapattığında dünyanın pek fazla bir sesi çıkmadı. Aynı şekilde ülkedeki Arnavutların maruz kaldıkları ikinci sınıf vatandaş muameleleri gündeme bile getirilmiyor. Kosova'da çatışmaların sürdüğü sırada, zor durumdaki Kosovalılara kapıların kapatılması, yaralı gençlerin birçoğunun tedavi için Arnavutluk'a gitmeye zorlanması konularıyla hiç ilgilenilmedi. Bugün Kalkandelen halkı Makedonya hükümetini protesto ederken kimse onların ne istediklerini, nasıl bir muameleye maruz kaldıklarını sorma gereği duymuyor.
Türkiye'nin Balkanlar'a yönelik politikalarında global şartların yanı sıra o bölgedeki Müslüman halkların tercihleri de etkili olmalıdır. Bu bölge bugün hala Osmanlı kültürünün köklü ve silinmesi zor izlerini taşımaktadır. Müslüman halk arasında Türklere karşı büyük bir muhabbet var. Hatta, Müslümanların çoğu etnik açıdan Türk olmasalar da kendilerini Türk diye tanıttıklarından bölgedeki halklar arasında Türk ve Müslüman kelimeleri çoğu zaman eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Ben bunu Türkçülük yapmak için değil orada bizzat gördüğüm bir gerçeği aktarmak için söylüyorum. Türkiye'nin bu gerçeği göz önünde bulundurması ve oradaki Müslüman halkların seslerine kulak vermesi gerekir.
Son olarak şunu söyleyeyim ki ben şahsen "Büyük Arnavutluk" idealinin ideolojik olarak Arnavut milliyetçiliği temeline oturtulmasını desteklemiyorum. Ama özellikle Makedonya ve Kosova'da Arnavutların maruz kaldıkları zulümleri gözlerimle gördüğümden dolayı onların seslerine kulak verilmesinin de gerektiğine inanıyorum. Hiç kimse etnik kimliğinden dolayı aşağılanamaz, aşağılanmamalıdır. İnsanların etnik kimliklerinden dolayı aşağılanmaları onlardaki etnik duyarlılığın daha da kabarmasına yol açmakta, bu da o kimliği öne çıkaran ideolojik yapılanmaların alt yapısını hazırlamaktadır. Bu durum ise etnik kimliğe dayalı duyarlılığın inanç temeline dayanan duyarlılığı gölgelemesine sebep olmaktadır. Ben şahsen Kosova'da bunu bilfiil müşahede ettim. Bölgedeki Arnavutların zulmün pençesinden kurtulmaları durumunda inançlarının gereğini öğrenmeye daha çok vakit ayıracaklarını, bunun da bölgedeki Müslüman halkların İslami duyarlılıklarının çok daha güçlenmesine vesile olacağını düşünüyorum. Eğer böyle bir şey gerçekleşirse Balkanlar'ın hemen hemen tamamında yeniden İslam rüzgarı esebilir. Çünkü bölgede gerçekten önemli oranda Müslüman kitle var. Çağdaş sömürgeci güçler de bunun farkında olduklarından Balkanlar'daki Müslüman unsurların uyanmalarına, toparlanmalarına ve aralarında dayanışma içine girmelerine fırsat vermek istememektedirler.