30 Nisan 2004 Cuma, Vakit gazetesi
Emperyalizmin ve onun himayesindeki yönetimlerin saldırgan tutumları sebebiyle İslâm âlemi gerçekten zor ve sancılı bir dönemden geçiyor. Ancak bu arada bazı karanlık olaylar da yaşanıyor. Bu sebeple insanlarımız doğru ile yanlışı, akla karayı, isabetli ile hatalıyı birbirinden ayırmakta zorlanıyorlar. Emperyalist saldırganlarla işbirliği yaparak teslimiyetçi, Müslümanların haklarını ve izzetlerini koruma amacıyla verilen tüm mücadeleleri "terör" çerçevesinin içine sokmaktan çekinmeyen anlayışı "ılımlı İslâm" diye yutturup yeni bir Müslümanlık modeli sunmaya çalışanların kafa karıştırmaları da karanlık olayların arkasındaki karanlık ellerin işlerini kolaylaştırıyor. Çünkü onların bu tutumları zihinlerin bulanmasına, akla karanın iyice birbirine karışmasına sebep oluyor. Dolayısıyla en başta bu zihin bulandıranlara karşı dikkatli ve tedbirli davranılmasını tavsiye ediyorum.
Geçtiğimiz günlerde meydana gelen önemli karanlık olaylardan biri Şam'da BM temsilciliğine yapılan saldırıydı. Bu olayın hemen arkasından Filistin özerk yönetiminin emniyet genel müdürü Gazi el-Cubali'nin evinin önünde oldukça garip bir patlama meydana geldi. Birkaç gün önce de Tayland'da Müslümanların yaşadığı bölgelerde "çatışmalar" olduğu iddiasıyla tam bir Müslüman katliamı gerçekleştirildi. Bu olaylarla birlikte Patani meselesi yeniden dünya gündemine geldi. Biz bunların hepsinin değerlendirmesini bir yazıya sığdıramayacağımız için bugünkü ve müteakip yazımızda bu olaylarla ilgili teşhis ve tespitlerimizi sizlere aktarmak istiyoruz. Fakat önce en son olaydan, yani Gazi el-Cubali'nin evinin önünde bomba patlatılması olayından başlamak istiyoruz.
Gazi el-Cubali'nin İsrail'le şüpheli ilişkilerinin olduğu biliniyor. İşgal devletinin Filistin özerk yönetiminin içinde kendileriyle ilişkili olduğu üç önemli şahıstan biridir. Diğerleri ise Cibril er-Recub ile ABD ve İsrail'in zorlamalarıyla iç işlerinden sorumlu devlet bakanı yapılan Muhammed Dahlan'dır. İlginçtir ki her ikisi de İsrail'le gizli ilişki içinde olan Dahlan ile el-Cubali birbirlerine karşı da ciddi rakip durumundadırlar. Hatta geçtiğimiz Şubat'ta bunların adamları arasında silahlı çatışma olmuş, bir polis ölmüş, 12 polis yaralanmıştı. Buradan yola çıkarak bazıları son bomba eyleminin de bu kavgayla irtibatlı olabileceğini söylediler. Ancak aşağıda vereceğimiz bilgiler senaryo ihtimalini güçlendiriyor.
İşgal devleti Filistin'deki İslâmi direnişi yıpratmak amacıyla bu üç adamdan sürekli istifade etmeye çalışmıştır. Ancak İslâmi hareket, Siyonistlerin fitne oyunlarına gelmemek ve Filistinlilerin birbirlerine düşmelerine sebep olacak ortamı hazırlamamak için adı geçen adamlarla karşı karşıya gelmekten büyük bir özenle kaçınmıştır.
29 Nisan Perşembe sabahı el-Cubali'nin evinin önünde meydana gelen patlamada komplo amaçlı patlamaların bütün özelliklerini görebiliyoruz. el-Cubali'nin evinden çıkmasından sadece birkaç dakika sonra meydana gelmiş. Senaryosu önceden hazırlanmış hesaplar için gerçekleştirilen patlamalar hep böyle olur. Ya hedef alınan kişi ayrıldıktan birkaç dakika sonra ya da tam olay yerine yaklaştığı sırada meydana gelir, ama kendisine hiçbir şey olmaz. Büyük bir patlama olmuş ama sadece evinin giriş kısmı biraz tahrip olmuş. Eylemciler ne kadar dakik ve insaflıymışlar ki son derece etkili bir bombayı sadece evinin giriş kısmı tahrip olacak şekilde yerleştirmişler? Ayrıca el-Cubali'nin evi 24 saat itinayla korunuyor. Geçtiği yolda veya katıldığı bir programda saldırıya hedef olsaydı belki izahı daha kolay olurdu da, evinin önüne bomba yerleştirmek bu kadar kolay mı? Biz bu işte bir hinlik görüyoruz ve bu hinliğin sadece el-Cubali'nin ve arkadaşlarının kafasından çıktığını da sanmıyoruz. Siyonistlerin Filistin direnişini yıpratmak için bu sıralarda bu türden komplolara ihtiyacı var. el-Cubali'nin de özerk yönetim içindeki üç ayağından biri olduğunu söylemiştik.
01 Mayıs 2004 Cumartesi, Vakit gazetesi
Son günlerde meydana gelen karanlık olaylardan biri de Suriye'nin başkenti Şam'da BM temsilciliğini hedef alan saldırıydı. Burada öncelikle ilginç bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Söz konusu olaydan sonra İsrail gazeteleri adeta zevkten uçuyor gibiydiler. Yaptıkları yorumlarda bu eylemi Suriye'nin ABD ve BM ile işbirliğine karşı çıkan teröristlerin gerçekleştirdiklerini, eylemle Suriye yönetimine önemli bir mesaj verdiklerini iddia etmelerine rağmen yine de sevinçlerini gizleyemiyorlardı. Bu ne iştir? Suriye'nin özellikle ABD ile işbirliği yapması İsrail'in işine gelir. Hal böyleyken Suriye'ye "ABD ve BM ile işbirliği yapma!" mesajı verilmesi Siyonistleri neden sevindiriyor? Demek ki işin içinde bazı karanlık ve kaypak noktalar var.
BM, teşkilat olarak emperyalizmle işbirliği içindedir. Hatta emperyalizm tarafından kullanılmaktadır. Ancak yaptığı her şeyin kötü olduğunu söylemek de mümkün değildir. Özellikle Suriye'de Filistinli mültecilere yardım ve destek amaçlı muhtelif faaliyetleri var. Şam'daki Yermük mülteci kampında bulunan BM bürosu sırf mültecilerin sorunlarıyla ilgilenilmesi için açılmış. Bu büroda çalışan personelin de çoğu Filistinli mültecilerden seçilmiş. Her ne kadar hedef alınan büro burası olmasa da mevcut şartlarda, Şam'daki BM bürosunun hedef alınmasının kime ne yararı olacak?
Bu arada ABD'nin, Irak'ta bataklığa saplandığından dolayı işgal edemediği Suriye'yi başka yönlerden kıskaca almak için yoğun çaba sarf ettiğini dikkate almak gerekiyor.
İlginç bir gelişme de olayda tutuklananların, hiçbir mukavemet göstermeden bülbül gibi konuşmaları ve büyük bir silah deposunun yerini göstermeleri oldu.
Olayların gelişme tarzı da ilginç. BM binasının hedef alındığı söyleniyor ama binaya herhangi bir zarar verilmiyor. Hatta bazıları bu binanın hedef alınmadığını bile söylüyorlar. Polisle eylemciler arasında çatışma çıkıyor ve iki eylemci hayatını kaybediyor. Yoksa birileri birilerini gaza getirip de yanlış yönlendirmeler yaparak ortalığı karıştırmaya mı kalkıştı? Bu sıralarda Suriye'nin karıştırılması sadece ABD'nin ve Siyonist işgal devletinin işine yarar. Suriye'nin yanı sıra Irak'taki ve Filistin'deki haklı mücadelenin de aleyhine olur.
Önemli bir karanlık gelişme de Tayland'ın Müslümanların yoğun olduğu Yala, Pattani ve Naratwihat bölgelerinde meydana geldi. Buralar genel olarak Patani bölgesi diye tanınmaktadır. Tayland hükümeti olayları ayrılıkçı Müslümanlarla hükümet güçleri arasında çatışma olarak verdi. Ancak ortaya çıkan manzara bir çatışmanın değil tam anlamıyla bir katliamın gerçekleştiğini gösteriyor. Çünkü çatışma olsaydı polis ve asker tarafında da göze batar birtakım kayıpların olması gerekirdi. Ama polislerden sadece iki kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. Bu kaybın da gerçekten çatışmadan mı kaynaklandığı net değil. Hükümet güçleri Müslümanların camilerine roketlerle saldırarak tam anlamıyla katliamlar gerçekleştirdiler.
Bu olaylarla birlikte uzun süredir gündemden düşmüş olan Patani meselesi bir kez daha gündeme gelmiş oldu. Biz de inşallah müteakip yazımızda bu meselenin tarihi süreci ve bugünü hakkında biraz bilgi vermek istiyoruz.