Cezayir Katliamları

Cezayir'den sürekli katliam ve kan haberleri geliyor. Bunun yanı sıra olaylar dünya kamuoyuna oldukça farklı bir şekilde ve İslamcı grupların gerçekleştirdiği eylemler şeklinde yansıtılıyor. Cezayir'deki cunta rejimi bu yolla bir taşla iki kuş vurmaya çalışıyor. Hem bu tür katliamlarla halkın gözünü korkutmaya, hem de bu olayları İslami gruplara yüklemek suretiyle onların dünya kamuoyu nezdinde itibar kaybetmesini sağlamaya çalışıyor. Olaylar bu şekilde yansıtıldığından dolayı dünya kamuoyunda Cezayir cuntasına yönelik tepki ve baskılar istenilen düzeyde olmuyor.

Öncelikle şunu ifade edelim ki, Cezayir'deki İslami grupların halkla hiçbir meselesi yoktur. İslami hareket Fransız işgaline karşı, 1830 - 1962 yılları arasında tam 132 yıl cihad etti. Bu cihadda kendi halkının canını ve namusunu savunmak için bir milyon civarında şehid verdi. O gün uğrunda bir milyon can verdiği halkının boğazını bugün kesecek ve o gün savunduğu namusu bugün kendisi kirletecek değil.

İkinci olarak katliamların özellikle İslami hareketin güçlü olduğu yörelerde gerçekleştirilmesi dikkat çekici. Buralarda İslami hareket kendi tabanıyla, kendisini destekleyen halk kitlesiyle karşı karşıya gelmeyi neden tercih etsin. İslami hareketin halk desteğine, kitle tabanına ihtiyacı var. O halkla karşı karşıya değil ki, halkı baskıcı yöntemlerle ve silah gücüyle yönetmeye çalışan cuntayla karşı karşıya. Bu durumda İslami hareketin değil kendisini destekleyen halk tabanıyla karşı karşıya gelmesi, kendisini desteklemeyen kitlelerle karşı karşıya gelmeyi bile arzulamaz.

Üçüncü olarak İslami hareketin içine bazı sızmalar olsa bile yine de hareketin geneline belli bir disiplinin hakim olacağı kesindir. İslam'ın hükümleri, kuralları ortada. Birilerinin kalkıp, İslam'ın kesinlikle reddettiği fiilleri işledikten sonra bunu İslam adına, İslami hareket adına yaptığını söylemesi kadar saçma bir şey olamaz. Çünkü bu hareketi ona hiçbir şey kazandıramayacağı gibi bizzat kendi çevresince dışlanır ve özellikle hareketli ortamlarda bu gibilerin karşı tarafın hesabına çalışıyor olacağından şüphelenilir. Kendi öz vatanlarında inançlarına göre yaşayan, savaşa herhangi bir şekilde iştirak etmeyen veya destek vermeyen insanların öldürülmesi İslam'ın reddettiği bir fiildir. Kaldı ki Cezayir'de yaşananlar bir savaş değil yönetimi haksız bir şekilde ele geçiren bir cuntaya karşı direniştir. Hal böyleyken insanların boğazlarının kesilmesi, kadınların kaçırılıp namuslarının kirletilmesi gibi vahşice fiilleri birilerinin İslami hareket adına yapması mümkün değildir.

Dördüncü olarak, Cezayir'deki İslami hareket bugüne kadar bu katliamlardan hiçbirine sahip çıkmadı ve bütün bu katliamlardan dolayı cunta rejimine yönelik tepkilerini dile getirdi. Eğer ki İslami hareket bunu bir strateji olarak benimsese kabullenmekten de çekinmez.

Beşinci olarak, katliamları yüzlerini saklayan birileri gerçekleştiriyor. Daha sonra bu katliamlardan dolayı hiç kimse sorumlu tutulmuyor. Cunta sadece "İslamcılar geldi, filancayı yeri bastı, şu kadar insanın boğazını keserek öldürdü, sonra gittiler" diye açıklama yapıyor. Olayın soruşturmasını bile yapma gereği duymuyor. Öncelikle şunu belirtelim ki, cuntanın saldırgan silahlı güçleri olarak bilinen ninjalar böyle yüzlerini saklayarak insanların arasına dalıp çeşitli saldırılar gerçekleştiriyorlar. Olayların arka planının soruşturulmaması da cuntanın rolü hakkında işaret taşıyor. Zaten bu tür vahşi katliamlar da ancak Allah korkusuna ve ahiret inancına sahip olmayan, insani değerlerden soyutlanmış saldırgan güçlere yakışır.

Altıncı olarak, çeşitli basın yayın organlarında söz konusu katliamları gerçekleştirenlerden bazılarının Cezayir asıllı olmadıklarına dair haberler çıktı. Bu haberlere göre, katliamlardan sağ kurtulanlar saldırıyı gerçekleştirenlerden bazılarının aralarında yabancı dille konuştuklarına şahit olduklarını söylemişler. Nitekim Cezayir cuntasının İslami harekete karşı istihdam ettiği saldırgan güçlerin arasında görevlendirmek üzere bazı ülkelerden adam getirttiği de söyleniyor. Bu yönde haberler Batılı yayın organlarına da yansıdı.

Kısacası Cezayir'de sık sık tekrarlanan bu vahşi katliamların sorumlusu cuntadır. Geçtiğimiz günlerde Fransa ve İngiltere'de yayınlanan bazı basın yayın organları da bu noktaya parmak basarak bir objektiflik örneği sergilediler. Ama bizim ülkemizdeki kartel medya iç gelişmeler karşısında objektif olamadığı gibi dış gelişmeler karşısında da objektif olamıyor. İslami oluşumlara çamur atabilmek için her fırsatı değerlendirmeye çalışıyor.

***

Cezayir halkı bu yılın Ramazan ayına büyük acı ve ızdırapla girdi. Bizler de oradaki Müslüman halkla aynı inancı taşıyan insanlar olarak onların acı ve ızdıraplarını yüreğimizde hissettik. Çünkü Resulullah (s.a.s.) Müslümanları bir organı rahatsızlandığında diğer organları da acı ve uykusuzlukla ona katılan bir bedene benzetmektedir

Türkiye'deki laik basın yayın organları katliamları hala kendi tanımlamalarıyla "aşırı dinci"lerin işlediğine okuyucularını inandırmaya çalışıyorlar. Oysa bu katliamların cunta tarafından işlendiği artık gün gibi aşikar. Batı'daki bazı basın yayın organlarına yansıyan haberler, cuntadan kaçan yetkililerin itirafları bunun birinci delili.

İkinci ve en önemli delil ise cuntanın, gerek BM'e bağlı kuruluşların ve gerekse bağımsız insan hakları kuruluşlarının katliamların arka planının soruşturulması için yaptıkları müracaatları geri çevirmesi ve böyle bir şeye kesinlikle izin vermemesi. Cunta eğer ki iddialarının doğru olduğuna kendisi inanıyor olsaydı bu katliamların arka planlarının soruşturulmasını seve seve kabul eder, hatta insan hakları kuruluşlarının müracaat etmesini beklemeden bizzat kendi bu kuruluşlardan böyle bir şey için istekte bulunurdu. Cuntanın böyle bir şey izin vermemekte ısrar etmesinin sebebi gizli tuttuğu gerçeklerin gün yüzüne çıkmasından çekinmesidir.

Üçüncü delil katliamların genellikle askeri karargahların yakınındaki yerleşim bölgelerinde gerçekleştirilmesidir. Buralarda İslamcılar böyle bir şeye girişecek olsa askerlerin derhal onları kıskaca almaları mümkündür. Hatta cunta rejimi bir kere bile olsa onları kıskaca alıp yakalasa basına teşhir ederek: "Bakın katliamı gerçekleştirenleri suç üstü yakaladık" demekten büyük bir zevk alır.

Dördüncü delil katliamların çok uzun süre devam etmesine rağmen askerlerin müdahalede bulunmamasıdır. Üstelik yukarıda da ifade ettiğimiz üzere askeri karargahların çok yakınında işlenmesine rağmen. Örneğin 412 kişinin öldürüldüğü son katliamın yedi saat sürdüğü haber verildi. Cezayir askerleri eğer yedi saat içinde böyle önemli bir olaya müdahale edemiyorlarsa, devletin parasını boşuna yiyorlar. Çünkü asıl görevleri vatanı dış saldırılara karşı korumak olan askerler önemli bir olaya yedi saat içinde müdahale edemezlerse günümüz şartlarında Cezayir'e dışarıdan bir saldırı olacak olsa bütün ülkeyi teslim etmek zorunda kalacaklardır. Yedi saat içinde harekete geçemeyen bir ordunun vatanı koruması mümkün değildir. Çağımızda bir karşı hareket olmadığı sürece, yedi saatlik süre içinde bir ülkenin bütün hava üslerinin imha edilmesi mümkündür.

Beşinci delil katliamlarda bizzat halk unsurlarının hedef alınması ve ortaya çıkan manzaraların cunta tarafından sürekli propaganda malzemesi olarak kullanılmasıdır. Oysa İslami hareketin halkla hiçbir kavgası yok. Kavgası tamamen cuntayla. Halkla kavga içinde olan ise cuntadır.

Karşımıza çıkan vahşet ise bu konuda oldukça önemli ve yeterli delildir. Çünkü İslami anlayış sahiplerini, İslam'ı devlete ve topluma hakim kılma bilincine sahip olanları bir yana bırakın şöyle birazcık İslam ahlakından nasip alanların bile bu derece vahşi olmaları mümkün değildir.

Bu konuda daha pek çok delil sıralanabilir. Ancak Türkiye'deki laik basın cuntadan fazla cuntacı olduğundan gerçekleri görme gibi bir gayret içine girmekten ziyade toplumu manipüle etmek için kendine malzeme arıyor. Dolayısıyla Cezayir cuntasının kullandığı argümanları aynen Türkiye kamuoyuna yansıtmak için elinden gelen gayreti gösteriyor.