Mısır yönetimi, ABD'nin demokrasi ödülüne lâyık görülmüş bir ülkedir. Aslında bu ödül "Amerika'ya iyi hizmet ödülü" olarak adlandırılsaydı, makul görülebilirdi. Ama "demokrasi ödülü" olarak adlandırılması Mısır'ı tanıyanlar nezdinde Amerika'yı oldukça gülünç duruma düşürmektedir. Mısır'da yıllardan beridir tek parti diktatörlüğü hâkimdir. Bu ülkede dizginleri elinde tutan ve sürekli, parlamentodaki sandalyelerin üçte ikiden fazlasını ele geçiren siyâsi parti Ulusal Demokratik Parti'dir. Bu partinin sürekli söz konusu çoğunluğu elde etmesi de halkın desteğinden değil uygulamadaki sistemden kaynaklanmaktadır. Bunun dışındaki siyâsi partiler ise, çoğunluğu yine Batı yanlısı ve İslâmi anlayıştan uzak olmasına rağmen demokratik dekoru tamamlayan birer figüran parti olmanın dışında herhangi bir rol oynayamamaktadırlar. İslâmi anlayış sahiplerinin ise parti kurmalarına bile fırsat verilmemektedir. el-Vasat Partisi'nin kuruluşu için müracaatta bulunulmasıyla birlikte yaşanan gelişmeler ve zulümler Mısır'ın demokrasiden ne anladığını açık bir şekilde ortaya koyan tipik bir olaydır.
10 Ocak 1996 tarihinde bazı Mısır vatandaşları el-Vasat (Orta Yol) Partisi adıyla bir siyâsi parti kurmak için Siyâsi Partiler Konseyi'ne müracaatta bulundular. Müracaatta bulunanların çoğunu İslâmi anlayış sahipleri oluşturuyordu, onların da birçoğu Müslüman Kardeşler cemaatindendi. Fakat müracaat edenlerin arasında Dr. Refik Samuel Habib gibi kıpti asıllı hıristiyanlar da vardı. Bu müracaatla birlikte ortalık bir anda karışıverdi. Aradan fazla zaman geçmeden 4 Nisan 1996 tarihinde kurucular kurulu vekili, Ebu'l-Alâ Mâdi başta olmak üzere kurucular arasında yer alanların büyük bir çoğunluğu ve onlarla yakın ilişki içinde olduklarından şüphelenilen bazı kişiler tutuklandılar. Tutuklananlar arasında Müslüman Kardeşler cemaatinin ileri gelenlerinden Muhammed Mehdi Akif, Abdulhamid el-Gazali, Cemâl Abdulhadi, Mahmud el-Ureyni, Mahmud Ebu Reyye, Hasan Cevde, Reşâd el-Beyumi gibi şahıslar da vardı. Tutuklanmalarıyla ilgili gerekçeler hep el-Vasat Partisi'yle veya kurucularıyla olan ilişkilerinin etrafında dolaşıyordu. Mısır'daki hâkim rejime ve onun sözcüsü durumundaki yayın organlarına göre adı geçen partiyi Müslüman Kardeşler cemaati kurdurmak istiyordu ve söz konusu cemaat bu yolla "legalleşmeyi" amaçlıyordu. "Mısır rejiminin adaleti (?)" bu iddiasından hareketle el-Vasat kurucularını ve onlarla yakın ilişki içinde olduklarından şüphelenilen kişileri "parti kurmak için hile yoluna başvurmak" la suçluyordu. Oysa birinci olarak Müslüman Kardeşler cemaatinin ileri gelenleri el-Vasat Partisi'ni kendilerinin kurdurmadıkları ve bu partinin siyâsi platformda kendilerini temsil etme yetkisinin olmayacağını açıklamışlardı. İkinci olarak bütün siyâsi oluşumlar legal yani kanuni çerçeve içinde siyâsi faaliyetler yürütme hakkına sahip olurken Müslüman Kardeşler'e mensup bazı kişilerin bu haklarını kullanmak istemeleriyle neden fırtınalar koparılıyordu? Ama bilindiği üzere pek çok İslâm ülkesinde olduğu gibi Mısır'da da demokratik haklar sadece totaliter dikta rejiminden "olur" almış kişiler için geçerliydi. "Parti kurmak için hile yoluna başvurma" ithamı ise saçmalığı gözlerinden okunan bir ithamdı. Çünkü yürürlükteki kanunların gösterdiği kurallar çerçevesinde parti kurmaya kalkışılmasının hile olarak değerlendirilmesi bizzat kanunların "hile kanunları" olarak nitelenmesi anlamına geliyordu. Çünkü bu yolu onlara kanun gösteriyordu.
Tutuklananlar önce soruşturma için on beş gün gözetim altında tutuldular. Daha sonra yukarıda belirtilen ithamla hepsinin hapse atılmasına karar verildi. Ardından devlet başkanı Hüsni Mübarek bu insanların davalarının askeri mahkemeye sevk edilmesini istedi. Mısır kanunları normalde siyâsi tutukluların veya genel anlamda sivillerin sivil mahkemelerde yargılanmalarını öngörmektedir. Devlet başkanı Mübarek, haklarında verilecek kararların temyiz edilmesini engellemek amacıyla kendisinin "kanunlar üstü" yetkisini ve inisiyatifini kullanarak bu insanların davalarının askeri mahkemeye sevk edilmesini istedi. Mübarek geçtiğimiz yıl da Müslüman Kardeşler'den 83 kişinin yargılandığı üç ayrı davayı askeri mahkemeye sevk etmiş ve bu davalarda 55 kişi üç ile beş yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmışlardı. Bu insanların yargılanmalarının sebebi de 1995 seçimlerinde parlamentoya girmek için bağımsız olarak aday olmaları veya Müslüman Kardeşler'in seçim çalışmalarında görev almalarıydı. Hüsni Mübarek, onların da yürürlükteki kanunlara göre mahkum edilmelerini gerektirecek herhangi bir dayanak bulunamayacağını bildiğinden haklarında kanunsuz yargı yapılabilmesi ve verilen kararların da temyiz edilmesine fırsat bırakılmaması için davalarına askeri mahkemelerin bakmasını istemişti. İşte, eski İsrail başbakanı İzak Rabin'in İslâmi hareketlerle ilgili özel müsteşarı Emanuel Sewen'in Batı'ya: "Köktenci İslâmi hareketler tehlikesinin atlatılması konusunda örnek tavır sergileyen bir ülke" olarak tanıttığı Mısır'dan manzaralar. Siyonistlere yaranmak, onların övgüsüne lâyık olabilmek o kadar kolay olmuyormuş demek ki!