Nusayri asıllı ve baasçı Hafız el-Esed meslek hayatına Suriye ordusunda başladı ve hava kuvvetlerinde generallik rütbesine kadar yükseldi. Suriye'deki askeri darbe geleneği Hafız el-Esed'in saltanat hayallerini gerçekleştirmesine imkan sağladı denilebilir. Özellikle 1936 Baas darbesi ve bu darbede Nusayri asıllıların etkinliği el-Esed açısından son derece ümit verici bir gelişme oldu. el-Esed'in iktidara gelmesine zemin hazırlayan 1966 darbesi Baas'ın bağımsız askeri kanadı için bir zafer demekti.
Hafız el-Esed, gerekli şartları hazırladıktan sonra 1968 yılında bir darbe teşebbüsünde bulundu ama başaramadı. 23 Kasım 1970'de ikinci bir darbe ile iktidarı ele geçirdi.
1967 Arap-İsrail savaşında Hafız el-Esed, Suriye'nin hava kuvvetleri komutanlığı ve Savunma bakanlığı görevlerini yürütüyordu. Bu savaşta Suriye'nin büyük yenilgi ile çıkmasının ve Golan tepelerini kaybetmesinin baş sorumlusu Hafız el-Esed'dir. Hafız el-Esed, savaşın ilk 22 saatinde Suriye ordusunun herhangi bir harekette bulunmasına engel oldu. Oysa bu sırada İsrail birlikleri güneyde Mısır ve Ürdün'e karşı toplandığı için Suriye ordusunun kuzeyden yapacağı saldırı İsrail'i son derece güç durumda bırakacak ve savaşı Arapların lehine çevirebilecekti. Daha sonra İsrail uçaklarının Suriye birliklerine karşı hava saldırıları düzenlemeleri üzerine de el-Esed, Suriye birliklerini Şam'a ağırdı.
1967 savaşında Kunaytıra şehri İsrail'in eline geçmeden 17 saat önce Hafız el-Esed'in imzasını taşıyan bir bildiri ile bu şehrin İsrail işgaline geçtiği duyuruldu. Bu açıklama Suriye'nin Kunaytıra'yı İsrail'e teslim etmek niyetinde olduğunu ortaya koydu ve Suriye birliklerinin moral gücünü kırdı. Kunaytıra şehriyle ilgili olarak Suriye ve İsrail'in BM'deki temsilcileri arasında tartışma çıkmıştı. Suriye temsilcisi İsrail'in bu şehri işgal ettiğini ileri sürerken İsrail temsilcisi kendilerinin henüz bu şehri işgal etmedikleri iddiasında bulunuyordu. Bu tartışma Suriye ve o zamanki Suriye genelkurmay başkanı Hafız el-Esed açısından son derece yüz kızartıcı bir olay olmuştu.
Hafız el-Esed'in 1976 Lübnan müdahalesi de İsrail'in işine yaradı. 1976 Suriye müdahalesinden sonra İsrail, başkent Beyrut da dahil Lübnan'ın bütün bölgelerine istediği zaman saldırma imkanı bulmuştur. el-Esed'in Lübnan'daki birlikleri İsrail saldırılarına hiçbir şekilde karşı koymadıkları gibi karşı koymak isteyenlerin hareket imkanlarını da kısıtlamışlardır.
Hafız el-Esed kendini hiçbir zaman halka karşı borçlu ve yaptıklarından dolayı sorumlu hissetmemiştir. Onun gücü de halk desteğine değil silahlı kuvvetlere, gizli polis teşkilatına ve devletin icra organları üzerindeki sıkı kontrolüne dayanmaktadır.
Sovyetler Birliği'nin kendi iç problemleri ile başının derde girmesine kadar bu ülkeden sürekli destek gören el-Esed, izlediği politikada ABD ve Batı karlarını gözettiğinden dolayı Batı blokunun da tasvibini kazanmıştır. Amerikan yönetimince hazırlattırılan Suriye Rehberi adlı kitapta şöyle denilmektedir: "Görünüşteki radikalliğine ve tartışma götürmez katılığına rağmen el-Esed rejimi dış politika konusunda ılımlı olduğunu göstermiştir."
Hafız el-Esed'in ABD'deki yahudi teşkilatları ile gizli ilişkiler içinde olduğuna dair bir belge Sudan'da çıkan el-Kabas gazetesinin 1 Temmuz 1988 tarihli sayısında yayınlandı.
Suriye'de baasçıların yönetimi ele geçirmeleri ile birlikte Müslümanlar zerinde ağır bir zulüm ve baskı uygulamaları başlatıldı. Hafız el-Esed Müslümanlar üzerindeki bu zulüm ve baskıyı daha da artırdı. el-Esed iktidarından sonra çok sayıda Müslüman zindanlara doldurularak her türlü işkenceye maruz bırakıldı. Hafız el-Esed döneminde Suriye cezaevlerinde uygulanan işkence metotlarından bazılarını zikredersek yapılan zulüm hakkında fikir edinilebilir:
Kazığa oturtma,
Kaynar su ile haşlama,
Ayaklarından tavana asma,
Ölünceye kadar dövme, (Dr. Mustafa Abid, Halepli Şeyh Ahmed Faysal, Şeyh Kahirullah ve Humuslu Şeyh Fazıl Zekeriyya bu şekilde öldürülmüşlerdir).
Tutuklu Müslüman kadınlara tecavüz,
Tutukluların hanımlarına, kızlarına ve bacılarına tecavüz,
Bunlar uygulanan zulümlerden sadece birkaç görüntü. Bunların yanı sıra daha pek çok işkence metotları da uygulanmaktadır. Ayrıca bazı cezaevlerinde tutuklular topluca katledilmişlerdir. Mesela Resten cezaevinde 120 kadın, Tedmur cezaevinde de 700 (yedi yüz) kişi bu şekilde katledilmiştir.
Baas rejiminin ayakta durmasında en önemli güç olan özel çeteler zaman zaman evlere baskınlar düzenlemekte, insanlara saldırmakta, kadınlara tecavüz etmektedirler. Bunlar camilere de baskınlar düzenleyerek Müslümanlara hakaret etmekte ve Kur'an-ı kerim'leri ayaklar altına almaktadırlar.
Hama İslami hareketin en güçlü olduğu şehirlerden biridir. bu özelliği dolayısıyla Hama şehri 1982 yılında büyük bir katliama şahit oldu. Hafız el- Esed'in kardeşi ve zamanın genelkurmay başkanı Rıf'at el-Esed, Şubat 1982'de bir gece vakti Hama'ya havadan ve karadan saldırı düzenledi. Saldırıya katılmak istemeyen askerlerin çoğu anında idam edildiler. Bazıları da Müslümanlar tarafına geçtiler. Birkaç gün devam eden Hama katliamında yaklaşık kırk bin Müslüman şehit oldu. Şehir adeta bir harabeye döndü.