Türkiye'de Hükümet Bitkisel Hayata Girdi

Türkiye'de basın yayın organlarının Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde yapılan yolsuzluklarla, gizli yollardan yapılan özel ödemelerle uğraştığı bir sırada Anayasa Mahkemesi iktidardaki koalisyonun aldığı güvenoyunu geçersiz sayan bir karar aldı. İktidardaki Anavatan Partisi Doğru Yol Partisi (ANAP DYP) koalisyonu sadece bu iki partinin oylarıyla değil ayrıca eski başbakanlardan Bülent Ecevit'in liderliğindeki Demokratik Sol Parti'nin "renksiz" desteğiyle iktidara gelmişti. Demokratik Sol Parti'ye mensup milletvekillerinin "renksiz" destekleri güven oylamasında "çekimser" yani "tarafsız" oy kullanmaları suretiyle gerçekleşmişti. Bu durumda "kabul" oyu kullananların sayısı "red" oyu kullananların sayısından daha fazla olmuştu. Ancak yine de kabul oylarının sayısı parlamento üyelerinin salt çoğunluğunu (yani yarısından bir fazlasını) oluşturmuyordu. Fakat siyâsi teamüle göre "çekimser" oylar hiç kullanılmamış gibi yani yok sayılarak "kabul" oylarının sayısının "red" oylarının sayısından fazla olması hükümetin güvenoyu alması için yeterli görülmüştü. (Bu konuyu biz es-Sebil'in eski sayılarında yazmıştık. Arzu edenler bu hükümetin kuruluşuyla ilgili yazımızı bir kez daha gözden geçirebilirler.) Fakat Refah Partisi bunun anayasaya aykırı olduğunu ileri sürerek hükümetin güvenoyunun iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi de uzun süren bir incelemeden sonra mevcut ANAP DYP koalisyonunun aldığı güvenoyunun geçersiz sayılmasına karar verdi. Anayasa Mahkemesi'nin bu kararında dayandığı gerekçe ise şu: Bir kimsenin hiç oy kullanmamış sayılması için güven oylaması esnasında tamamen salon dışında olması gerekir. Eğer o sırada salonda bulunuyorsa çekimser oy kullansa bile dikkate alınmaz ve hükümetin oy kullanan parlamenterlerin salt çoğunluğundan kabul oyu alması gerekir. Örneğin oylama esnasında salonda 400 parlamenter varsa hükümetin 201 kabul oyu alması zorunludur. 200 kişi "kabul" 199 kişi "red" bir kişi de "çekimser (tarafsız)" oy kullansa hükümet güvenoyu almış sayılamaz. Bu esasa göre iktidardaki ANAP DYP koalisyonu güven oylaması esnasında meclis salonunda bulunan parlamenterlerin salt çoğunluğundan "kabul" oyu alamadığından Anayasa Mahkemesi'ne göre güven oyu alamamış sayılıyor.

Peki şimdi ne olacak? Hükümet istifa edip çekilecek mi? Yoksa yeniden parlamentodan güvenoyu mu isteyecek? Güvenoyu isterse alabilecek mi? İsrail dostu solcu lider Ecevit ikinci güven oylamasında nasıl bir tutum sergileyecek? Gene çekimser oy mu kullanacak yoksa adamlarıyla birlikte salonu terk ederek içerde oy kullananların sayısının azalmasına böylece oylama esnasında salonda bulunanlar arasında hükümetin lehine oy kullananların oranlarının artmasına mı yardımcı olacak? Hükümet istifa ederse yerine nasıl bir hükümet kurulacak? Şimdilik bu soruların hiçbirine açık ve net bir cevap verme imkânımız yok. Sadece bazı gelişmelere işaret etme ve birtakım tahminlerde bulunma imkânımız olabilir.

es-Sebil okuyucularının daha önceden de bildikleri üzere bu hükümet aslında Refah Partisi'nin iktidara gelmesinin önlenmesi amacıyla zoraki kurdurulmuş bir hükümetti. Bundan dolayıdır ki daha üç ayını doldurmadan kendi içinden sallanmaya başlamıştı. Tansu Çiller döneminde yapılan yolsuzlukların soruşturmasıyla ilgili olarak Refah Partisi'nin sunduğu tekliflere Anavatan Partisi milletvekillerinin olumlu oy vermeleri hükümetin iki kanadını karşı karşıya getirmiş ve bu yüzden Çiller, şu anki başbakan Mesut Yılmaz'a taş yağdırmaya başlamıştı. Mesut Yılmaz da zaten "yetkileri kısıtlanmış bir başbakan" olarak, Tansu Çiller döneminden kalma problemlerle uğraşmaktan iyice sıkılmış görünüyor. Mevcut durum Yılmaz'ın kendisinin ve partisinin siyâsi geleceğini tehdit etmektedir. Çünkü böyle zor bir dönemde "yetkisiz başbakan" sıfatıyla görevde kalmak Mesut Yılmaz'a ve partisine olan halk desteğini azaltıyor. Dolayısıyla Yılmaz'ın iktidarda kalmak için çok ısrarlı olmadığı hissediliyor. Nitekim Anavatan Partisi'nin bazı milletvekilleri de hükümetin derhal istifa etmesi gerektiğini dile getirdiler. Öte yandan bayan Tansu Çiller, mevcut koalisyona bir yıl sonra yeniden başbakanlığa gelebilmek için destek vermişti. Fakat siyâsi gelişmeler, hakkında hazırlanan soruşturma dosyaları, başbakanlığı döneminde yapılan yolsuzluklarla ilgili haberlerin basın yayın organlarına yansıması onun 1997 başında başbakanlığa gelmesini tehlikeye sokmaktadır. Zaten Çiller, Anavatan Partisi milletvekillerinin kendisiyle ilgili soruşturma tekliflerine olumlu oy vermelerinin 1997 başından itibaren başbakanlık görevini teslim almasını önlemek amacıyla hazırlanmış bir komplo olduğunu ileri sürmüştü. Bu yüzden mevcut hükümete karşı cephe almış görünüyor. Hatta Anayasa Mahkemesi'nin son kararını açıklamasından sonra hükümetin yeniden güvenoyu istemesinin zorunlu olduğunu dile getirdi. Bu açıklama kendisinin mevcut hükümete destek vermeme ihtimalinin olduğu intibaını vermektedir. ANAP DYP koalisyonuna "renksiz" destek veren Ecevit'in ne yapacağı ise belli değil. Bu durumda mevcut hükümetin geleceği hiç parlak görünmüyor. Dağılması ihtimali ise kuvvetli. Bu şekilde bitkisel hayata girmiş bir hükümetin uzun süre ayakta kalması beklenemez. Kısacası zoraki gerçekleştirilen bir birlikteliğin ömrü tahmin edilenden daha kısa sürdü.

Bu durumda "mevcut hükümet dağılırsa yeni hükümeti kim kuracak?" sorusu soruluyor ve ilk akla gelen de Refah Partisi oluyor. Fakat biz Refah Partisi'nin bu şartlarda hükümet kurmasının, böyle zor bir dönemde iktidara gelmesinin ve bayan Çiller'in miras bıraktığı Mesut Yılmaz'ın da ikiye katladığı problemleri sırtına yüklenmesinin kendi geleceği açısından iyi olmayacağını düşünüyoruz. Refah Partisi bu problemlerin altından ancak tek başına iktidara geldiği ve ikinci bir partinin desteğine ihtiyaç duymadığı zaman kalkabilir.