Kesintisiz Tutuklamalar ve Baskınlar

8 yıl kesintisiz eğitim tasarısının gündeme geldiği ilk günlerden itibaren, bu tasarıyı kabul etmeyen ve karşı çıkan halk bu ülkede yaşayan her insanın Anayasa'ya göre temel haklarından sayılan ve silah bulundurmamak kaydıyla suç sayılmaması gereken toplantılarla ve basın açıklamalarıyla tepkisini ortaya koymaya çalıştı. Nitekim anayasanın 34. maddesine göre: "Herkes, önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir." Ancak güvenlik güçleri tüm kışkırtmalara ve provokasyonlara karşın olaysız, sağduyulu bir şekilde biten her toplantının ve protestonun ardından onlarca kişiyi haksız yere gözaltına almayı alışkanlık haline getirdiler. Daha sonra bunlarla da yetinmeyerek söz konusu toplantıları ve gösterileri organize ettikleri iddiasıyla bazı kişilerin evlerine baskınlar düzenleyerek, zaman zaman kapılarını kırarak tutuklamalar gerçekleştirdiler.

20 Ağustos 1997'de de bir gece baskınıyla, 8 yıllık kesintisiz eğitimi protesto eylemlerine katıldıkları iddiasıyla 38 kişi tutuklandı. Hiçbir şiddete ve yasadışı eyleme karışmamış olan bu vatandaşlar azılı teröristleri yakalamak için düzenlenen baskınlardakine benzer ani sivil polis baskınlarıyla, evleri ve işyerleri alt üst edilerek gözaltına alındılar. Tutuklanmalarının ardından yakınlarının ve bazı sivil toplum örgütlerinin tüm uğraşlarına rağmen kendilerinden haber alınamayan bu vatandaşların aileleri MAZLUMDER'e müracaat ederek kendilerine yardım edilmesini istediler.

Kayıp ailelerinin ve MAZLUMDER avukatlarının Emniyet Müdürlüğü ve Cumhuriyet savcılıklarına yaptıkları tüm girişimlerde, bu kişilerin kendilerinde bulunmadığı bildirildi. Tüm bu başvuru ve gelişmelerden bir sonuç alamayan kayıp aileleri MAZLUMDER İstanbul şubesinin düzenlediği bir basın toplantısında bir araya geldiler. Basın toplantısında konuşan dernek müdürü Ahmet Mercan, sekiz yıllık kesintisiz eğitime karşı olan insanların gösteri yapma haklarının engellendiğini, tepkilerin dile getirilmesi için düzenlenmesi istenen yasal mitinglere izin verilmediğini ve bunun sonucu olarak da halkın haklı tepkisini ortaya koyamadığını ve tepkilerini ortaya koyanların da örgüt zanlısı olarak gözaltına alındıklarını açıkladı. MAZLUMDER Cezaevleri ve İşkence Takip Komitesi üyesi Av. Necip Kibar da söz konusu basın toplantısında yaptığı konuşmada: "Gerek işyerlerinden ve gerekse ailelerinin yanından hiç bir gerekçe gösterilmeden ve nereye götürüldükleri konusunda bilgi verilmeden alınan bu şahısların akıbetlerinden endişe ediyoruz" dedi. Basın toplantısına katılan aileler de haber alamadıkları yakınlarının akıbetlerinden endişe ettiklerini belirttiler.

Bütün bu tepkilerden sonra Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü gözaltına alınan bu vatandaşlar hakkında açıklamada bulundu. Yapılan açıklamada gözaltına alınan vatandaşlar üniversitelerde bildiri, afiş ve pankart eylemlerine katılmakla, Cuma namazlarından sonra mitingler düzenleyerek "Müslüman Gençlik" adıyla hayali bir örgütün adını duyurmaya çalışmakla itham ediliyorlardı.

Suçlanan vatandaşların evlerinde yapılan aramalarda bulunan, piyasada satılan ve herkesin kolayca ulaşabileceği dergiler, bilgisayarlar, disketler, video kasetleri ve databanklar suç aleti olarak gösterildi.

Ülkemizde sol örgütlerin yasadışı pankartlı, taşlı - sopalı hatta devletin ve özel kişilerin bina ve araçlarına zarar verilen mitinglere göz yumulurken bugüne kadar hiçbir şiddet eylemine girişmemiş toplumun zarar gördüğü hiçbir olaya karışmamış bu üniversiteli gençlerin örgüt üyesi gibi gösterilmeleri tepkiyle karşılandı.

Sekiz gün gözaltında tutulan vatandaşlar daha sonra savcılıkta sorgulamaları yapıldıktan sonra 13 kişi serbest bırakıldı, 5 kişi ise tutuklanma isteğiyle sorgu hakimliğine sevk edildi.

Halkın sesini "kuru gürültü" olarak gören ve tepkilerini dile getirenleri de "yarasa" olarak tanımlayan, ancak kendi karanlık köşelerinden ışığa çıktıklarında gözleri kamaşan yöneticilerin bütün bu baskılara başvurmaları halkın tepkisinden ne derece rahatsız olduklarını ortaya koyuyor.