Hindistan sadece Pakistan'la sorunu olan bir ülke değildir. Bölgedeki zayıf ülkeler arasında bir despotizm kurmuş, güçlü ülkelerle de uzlaşmazlık içinde olan bir çıbanbaşı niteliği taşımaktadır. Sadece bununla yetinmeyerek zaman zaman toplumsal kargaşalara yol açacak fitnelerin organizatörlüğünü de yapmaktadır. Örneğin geçtiğimiz yıllarda Bangladeş'te şiddetli toplumsal tepkilere sebep olan ve ikinci bir Selman Rüşdi olmaya niyetlenen Teslime Nesrin, Bangladeş'i hiç rahat bırakmamış olan Hindistan'ın bu ülke üzerindeki çıkarlarını savunmakla görevli lobiye yani Hindistan lobisine mensuptu. Bu arada İngiliz vatandaşı olan ve yazdığı "Şeytanca Ayetler" adlı kitapla bütün dünya Müslümanlarının tepkisini üzerine çeken Selman Rüşdi'nin de Hindistan kökenli olduğunu hatırlatmakta yarar görüyoruz.
Bangladeş, 14 Ağustos 1947'de Hindistan'dan ayrılarak bağımsız bir devlet sıfatı kazanan Pakistan'ın doğu parçasını oluşturmaktadır. Gerçi aralarında sınır bağlantısı olmasa da 1971 iç savaşına kadar ikisi tek bir ülkeydi ve bugünkü Bangladeş, Doğu Pakistan olarak adlandırılıyordu. Hindistan'ın da etkin bir rol oynadığı 1971 iç savaşından sonra iki ülke ayrıldı ve Doğu Pakistan, Bangladeş adıyla ayrı bir ülke oldu. Hindistan, ayrılmanın gerçekleşmesi ve Pakistan'ın zor durumda kalması için savaşta Bangladeş'in yanında yer aldı. Hatta bazı hinduların ülkesine sığınmasını bahane ederek doğrudan müdahalede bulundu ve Bangladeş tarafına askeri yardım yaptı. Ancak daha önce Hindistan'dan ayrılarak bağımsız olması sebebiyle Pakistan'a karşı izlediği düşmanca politikayı ayrılma sonrasında aynen Bangladeş'e karşı da izlemeye başladı. Hindistan bu düşmanca tavrını çeşitli şekillerde açığa vurmaktan da çekinmedi. Örneğin Bangladeş'in kuzey kesimini sulayan Ganj ırmağının üzerine Farikka barajını yaptırarak ırmağın sularının yarısını kanalla bir başka bölgeye aktarmak suretiyle Kuzey Bangladeş'te kuraklığın baş göstermesine yol açtı. Hepsi bu kadar değil. Bilindiği üzere Bangladeş'te sık sık su baskınları olmaktadır. Bunda Bangladeş'in özellikle Bengal Körfezi'ne bakan güney bölgesinde akarsuların çokluğunun ve bu bölgenin denizden yüksekliği fazla olmayan ovalarla kaplı bulunmasının etkisi olmaktadır. Ancak son yıllardaki su baskınlarında maddi ve beşeri zararın yüksek olmasının sebebi Hindistan'dır. Çünkü daha önce Kuzey Bangladeş bitkilerle kaplı olduğundan kaynağını Himalayalar'dan ve Hindistan sınırları içinde kalan dağlık bölgelerden alan akarsuların ve özellikle Ganj nehrinin suyu yükselmeye başladığında yükselen suyun bir kısmını kuzeydeki bitkiler emiyor, böylece güneydeki maddi ve beşeri zarar daha az oluyordu. Ancak kuzeyde kuraklığın baş göstermesi bu bölgedeki bitkilerin kurumasına ve arazinin çoraklaşmasına yol açtı. Dolayısıyla çorak ve kuru arazi suyu emmeyip olduğu gibi güneye göndermektedir. Bangladeş'teki sel felaketlerinin korkunç zararlara yol açmasının tek sebebi bu değil tabii ki. Hindistan'ın Ganj ırmağının suyunun yarısını başka bir yöne aktarmak için bir baraj yaptığından yukarıda söz etmiştik. Yukarıda zikredilen büyük barajın dışında da bazı küçük barajlar yapmıştır. Hindistan bu barajları suya ihtiyaç olan dönemlerde doldururken suların arttığı dönemlerde de baraj kapaklarını açarak Bangladeş topraklarına doğru akan akarsulardaki su oranının yükselmesine ve büyük sel felaketlerinin meydana gelmesine yol açmaktadır. Örneğin 1988'de Bangladeş tarihinde hiç benzeri görülmemiş bir sel felaketi yaşandı. Bu sel felaketinde 30 milyon insan evsiz kaldı (Bangladeş'in o yılki nüfusunun 110 milyon olduğu tahmin ediliyordu. Yani ülke halkının dörtte birden fazlası evsiz kaldı.) 1500 kişi de hayatını kaybetti. O zamana kadarki su baskınlarında başkent Dakka önemli bir zarar görmezken o yılki sel baskınında Dakka tamamen sular içinde kaldı. Bu şehirde yaşayan 6 milyon kişinin tamamına yakını dışarıda kaldı. Buna ek olarak suların cadde aralarını doldurması ve pisliklerin sulara karışması, bunun sonucunda etrafa mikropların yayılması yüzünden binlerce insan çeşitli hastalıklara yakalandı.
Hindistan, yukarıda sözünü ettiğimiz Teslime Nesrin gibi maddi olarak desteklediği bazı kişiler vasıtasıyla zaman zaman Bangladeş'te siyasi ve sosyal çalkantılara da yol açmaktadır. Bununla da yetinmeyerek Bangladeş'ten Hindistan'a göç olduğu ve Bangladeş hükümetinin bunu önlemeye çalışmadığı iddiasıyla bu ülkeye sürekli siyasi baskı yapmaktadır. Bangladeş'in eski başbakanı Halide Ziya 1992'de yaptığı açıklamada Hindistan'ın bu yöndeki iddialarını yalanladığı halde Hindistan, Bangladeş üzerindeki siyasi ve ekonomik baskılarını sürdürmektedir.
Maldiv Adaları Cumhuriyeti, Güney Asya'da Hint Okyanusu'nun içinde ve Hindistan'ın güneybatısında yaklaşık 2000 kadar adadan meydana gelen, 240.000 nüfusa sahip ve halkının tamamı Müslüman olan bir ülke. Dünya Müslümanlarının pek çoğunun adını bile duymadığı bu İslam ülkesi sürekli Hindistan baskısı altındadır. İslam dünyasının parçalanmışlığı ve İslam ümmetini temsil edecek merkezi bir otoritenin bulunmaması Hindistan'a bu konuda rahat hareket etme fırsatı veriyor.
Hindistan yönetimi Maldiv Adaları'nı sürekli etki altında tutmaya çalışmakta ve bu yüzden zaman zaman içişlerine müdahale etmektedir. Hatta bazen kendi adamlarını ve taraftarlarını yönetimde etkili konuma getirebilmek için doğrudan müdahalede bulunmaktan bile çekinmemektedir. Maldiv'in ordusunun bulunmaması ve askeri bir güce sahip olmaması Hindistan'ın işini kolaylaştırıyor. Hindistan, Maldiv'i karıştırmayı amaçlayan eylemlerinde bazen Sri Lanka hükümetine karşı savaşan Tamil gerillalarını da kullanıyor.
Görünüşte Hindistan'la Maldiv arasındaki ilişkiler iyidir ve sık sık karşılıklı ziyaretler gerçekleştirilir. Ancak bu, Hindistan'ın siyasi baskısından ve Maldiv yönetimini etki altına almasından ileri gelmektedir. Hindistan 1988'de Maldiv'deki Me'mun Abdulkayyum yönetimine karşı düzenlenen bir darbe girişimini bahane ederek bu ülkeye asker gönderdi. Halen de bu ülkede askeri müsteşarlar bulundurmaktadır. Öte yandan Maldiv yönetimine baskı yaparak bu ülkenin Pakistan ve Bangladeş'le diplomatik ilişki kurmasına engel olmaktadır. Hindistan, Maldiv için sürekli bir tehdit unsurudur.
Hindistan komşularından sadece İslam ülkeleriyle değil diğerleriyle de problemli. Örneğin halkının büyük çoğunluğu hindu olmasına rağmen kuzey komşularından Nepal'le çeşitli ekonomik ve siyasi meseleleri var. Kuzeydeki diğer komşusu Butan Krallığı'nı da sürekli siyasi baskı altında ve kendi iradesine mahkum halde tutmaya çalışıyor. Güneyde Hint Okyanusu içinde yer alan komşusu Sri Lanka'yı da kendi siyasi iradesine mahkum halde tutmaya çalışıyor. En çok sorunlu olduğu komşusu ise Çin'dir. Hindistan'ı nükleer silahlanmaya iten en önemli sebeplerden biri de Çin'le problemli olmasıdır.
Aslında, Hindistan'ın elinden gelse Pakistan'ı bir kaşık suda boğmak isteyecektir. Ancak Pakistan'ın da caydırıcı bir unsur olarak nükleer güce sahip olması Hindistan yönetimini dikkatli hareket etmeye zorluyor. Bu yüzden Hint yönetimi bu tür gerginlikleri savaşa dönüştürmekten çekiniyor. Daha önce de iki ülke arasında benzer gerginlikler yaşandı, ama birtakım arabulucuların da müdahalesiyle bu gerginliklerin savaşa dönüşmesi önlendi. Bu sıralarda da arabulucuların devreye girdiklerini ve bir savaş çıkmasının önüne geçmek için çaba sarf ettiklerini görüyoruz. Böyle bir çaba sarf edilmesinde de her iki ülkenin nükleer silah gücüne sahip olmasının önemli etkisi olmaktadır. Bununla birlikte şimdilik kesin bir şey söylemek zor. Temennimiz gerginliğin savaşa dönüşmemesi. İnşallah gelişmelere paralel olarak edindiğimiz bilgileri ve bu bilgiler doğrultusunda yapılabilecek yorumları okuyucularımıza aktarmaya çalışacağız.