Uzaktan Kumandalı Terör

8 Şubat 2000

İslam coğrafyasının "terör"le tanışması Batılı sömürgeci güçlerin bu coğrafyayı kirletmeye başlamasıyla birlikte olmuştur. Gerçi ondan önce de çeşitli insan öldürme olayları, isyan hareketleri vs. gibi olaylar olmuştu. Ancak bugünkü anlamda organize terör hareketlerine pek rastlanmazdı. Özellikle siyasi ve ideolojik kimliklere büründürülen terör hareketlerinin yaygınlık kazanması belirttiğimiz hadiseden sonraki dönemlerde olmuştur.

Bugün İslam coğrafyasında ortaya çıkmış devletlerin hemen hemen tamamının terörle başı derttedir. Bu terör hareketlerinde bazen etnik kimlikler, bazen siyasi ve ideolojik değişim talepleri, bazen ekonomik problemler, bazen hürriyetlerin kısıtlanması, bazen insanların dini kimliklerine yönelik baskılar, bazen genel siyasi baskılar, bazen de daha başka şeyler besleyici unsur olmaktadır. Fakat ilginçtir ki bunların çoğunun söz konusu unsurları kitlesel taban kazanmak için kullandıkları, aslında o fikri altyapıyı pek temsil etmedikleri görülür. Örneğin etnik bir unsura yönelik baskılardan kaynaklanan problemleri besleyici unsur olarak kullanan örgütlerin en başta o etnik unsuru hedef alan terör eylemleri gerçekleştirmeleri bu açıdan dikkat çekicidir. Yine bazı örgütlerin dini bir kimlikle ortaya çıkmalarına rağmen en başta kendilerine rakip olarak gördükleri dini oluşumları hedef alan terör eylemleri gerçekleştirmeleri, öncelikle onların üstünde bir tehdit unsuru olmaları da üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır.

Bu arada şuna da işaret edelim ki, terör aynı zamanda çağdaş sömürgeci güçlerin geri kalmış ülkelere karşı kullandıkları demir sopalardan biridir. Bu yüzden terör örgütlerinin çoğu söz konusu güçlerin maşası durumundadırlar. Ancak bu örgütlerin kitlesel tabanını oluşturanlar bunun farkında değildirler. Onlar genellikle önlerine konulan ve çoğu zaman da kutsal olarak gösterilen gayelere hizmet ettiklerine inanırlar. Bazen örgütlerin lider kadrosunu oluşturanlar da bunun farkında olmazlar veya geç fark ederler. Fark ettikleri zaman da işin işten geçmiş olduğunu, kollarının, bacaklarının sıkı sıkıya bağlandığını yahut boyunlarına bir ip geçirildiğini, cendereden çıkmaya çabalamaları durumunda o ipin çekileceğini anlarlar.

Müslüman toplumların huzurlarını kaçırmak için ortaya çıkarılan terör örgütlerinin iplerini ellerinde tutan çağdaş sömürgeci güçlerin terör kavramını en çok İslami bilinçlenmeyi karalamak için kullanmaları da son derece ilgi çekicidir. Ben şahsen bundan birkaç yıl önce Macaristan'ı ziyaret ettiğimde oradaki halkın İslam hakkındaki düşüncelerini sormuştum ve bana verilen cevapta: "Buradaki halkın İslam hakkında bildiği iki şey var: Çok evlilik ve terör" denmişti. Ne yazık ki günümüz dünyasında önemli bir yönlendirici güç haline gelen medyayı ellerinde tutan çağdaş sömürgeci güçler ve onların uzantıları bizzat kendilerinin yön verdikleri terörü yine bu terörden birinci derecede zarar görenleri karalamakta, hatta onlara karşı kamuoyunda yaygın bir kanaat oluşmasını sağlamak için kullanmaktadırlar.

Terörün kavram olarak da çoğu zaman saptırıldığına şahit oluyoruz. Dünya kamuoyunda teröre karşı bir tepki oluştuğundan herhangi bir fiili mücadelenin terör olarak nitelendirilmesi çoğu zaman, onun kitlelerin nazarında mahkum edilmesi için yeterli olmaktadır. Örneğin Rusya, haksız bir şekilde Çeçenistan'ı işgal etmesine karşı verilen haklı mücadeleyi terör olarak niteleyerek dünya kamuoyunun nazarında kendini haklı çıkarmaya çalışıyor. Gerçi Rusya bu konuda başarılı olabilmiş değildir. Ama ne yazık ki siyonist İsrail, hizmetindeki medya organlarının gücünden yararlanarak bunu büyük ölçüde başarabilmiştir. Oysa Filistin'de verilen mücadelenin esas itibariyle Çeçenistan'da verilen mücadeleden, Kosova'daki hak mücadelesinden hiçbir farkı yoktur. Siyonistler o topraklara, işgal, gasp ve şiddet yoluyla girmişlerdir. İsrail işgal devleti de çeşitli terör örgütleri tarafından katliamlarla kurulmuştur. Siyonistler terör yoluyla bu devleti kurduktan sonra da aynen Nazilerin metotlarını kullanarak milyonlarca Filistinliyi öz yurtlarını terk etmeye zorladılar. Filistin'de verilen mücadele de bugün ortaya çıkmış bir mücadele değildir. Siyonist terör örgütlerinin ortaya çıktığı, bu örgütlerin insanları katletmeye başladıkları tarihten buyana devam emektedir. Yani teröre karşı bir hak mücadelesi olarak ortaya çıkmıştır ve öyle devam etmektedir. Netice itibariyle Filistin'deki mücadele bütün yönleriyle incelendiği zaman Türkiye'deki İstiklal savaşından, Çeçenistan'daki, Bosna-Hersek'teki ve Kosova'daki mücadeleden hiçbir farkının olmadığı görülecektir.

Sonuç itibariyle bütün kavramlar gibi terör kavramını da çok iyi tahlil etmek ve yerli yerine oturtmak gerekmektedir. Özellikle Müslüman toplumların başını ağrıtan terör örgütlerinin de kimler tarafından yönlendirildiklerinin iyi tespit edilmesine ihtiyaç var.