1 Ağustos 2000
Moro meselesi bizim gençlik zamanımızın en çok konuşulan meselelerinden biriydi. Sonunda bu mesele de zaman aşımının yıprattığı meseleler listesine girdi. Tabii bu arada Filipinler hükümetiyle Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLF) arasında imzalanan bazı anlaşmalar sebebiyle bu meselenin bir sonuca bağlandığı ve bittiği kanaati de hakim oldu. Öte yandan Ebu Seyyaf grubu diye bilinen bir grubun gerçekleştirdiği birtakım rehin alma olaylarıyla bağlantılı olarak zaman zaman Moro meselesi gündeme geliyorsa da bu yüzden oluşan olumsuz hava Moro cephesinin prestijine dünya kamuoyu nezdinde zarar vermektedir. Çünkü çağdaş sömürgeci güçlerin hizmetindeki basın yayın organları bu Ebu Seyyaf grubunun adını terörle özdeşleştirmeye çalıştıklarından insanların zihinlerinde Moro'da bir bağımsızlık mücadelesi değil terör olduğu kanaati oluşmaktadır. Tabii dünya kamuoyu nezdinde oluşan bu olumsuz kanaat Filipinler hükümetinin Moro'daki Müslüman varlığının tümüyle kökünü kurutmak için yürüttüğü devlet terörünün işini kolaylaştırmaktadır. Çünkü dünya kamuoyu "terörist" nitelemesinde işe yarayacak eylemleri şu veya bu grup ayrımı yapmadan Moro'daki direnişe mal etmektedir. Bu yüzden oluşan hava ise Filipinler hükümetinin insanlık dışı saldırılarına şemsiye olmaktadır. Çünkü Filipinler hükümetinin saldırıları bir soykırım veya masum halka yönelik devlet terörü olarak değil, teröre karşı mücadele olarak lanse edilmektedir. Ne yazık ki Müslüman azınlıklara veya bağımsızlık yanlısı İslami oluşumlara karşı hep aynı oyun oynanmaktadır.
Bir yandan bu oyun oynanırken bir yandan da ifade ettiğimiz üzere Moro meselesinin zaman aşımının yıprattığı meseleler arasına girmiş olması Filipinler hükümetinin işini kolaylaştırmaktadır. Bu arada daha önce MNLF (Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi) arasında imzalanan bazı anlaşmaların uygulamaya geçirildiği intibaı verilmesi için bazı vitrin süsü uygulamalara da başvuruluyor. Bu uygulamalarla da gözlerin yanıltılmasına ve asıl gerçeklerin gözlerden saklanılmasına çalışılıyor.
Bu gerçeklerden yola çıkarak biz de bu haftaki yazımızda Moro meselesinin bugün karşı karşıya olduğu durumdan biraz söz etmek istiyoruz. Ancak ondan önce tarihi süreç ve MNLF ile Filipinler arasında imzalanmış olan anlaşmaların mahiyeti hakkında bazı özet bilgiler vermenin yararlı olacağını düşünüyoruz.
Güneydoğu Asya'da Güney Çin Denizi'yle Büyük Okyanus arasında kalan takımadaların oluşturduğu Filipinler'de 4 milyona yakın Müslüman vardır ve ülke nüfusunun % 5.4'ünü oluşturmaktadırlar. Filipinler Müslümanları değişik etnik unsurlardan oluşmakta ve çoğunluğu Moro ve Mindanao adalarında yaşamaktadır. Moro Müslümanlarının yaşadığı adalar asıl Filipin adalarından ayrı bir grup teşkil etmektedir ve bu adalar, Filipinler tarafından ABD'nin de yardımıyla 1946'da işgal edilmiştir.
Filipinler'in güneyinde bulunan ve Müslümanların yoğun olarak yaşadıkları Moro, Mindanao ve bunlara bağlı bazı adalarda 1970'ten buyana Müslümanlar tarafından bağımsızlık mücadelesi verilmektedir. Müslümanların bağımsızlık mücadelesini koordine etmek üzere ilk ortaya çıkan hareket 1972'de kurulan Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi'dir. Bu cephenin liderliğini kuruluşundan buyana Nur Misvari yapmaktadır. Hareketin kuruluşunda Misvari'den sonra gelen ve Kahire'de İslâmi ilimler öğrenimi görmüş olan Selâmet Haşim ise MNLF'nin lideri Nur Misvari'nin laik bir anlayışa sahip olduğu gerekçesiyle 1977'de bu hareketten ayrılarak Moro İslâmi Kurtuluş Cephesi adında bir başka örgüt kurdu. Bu ayrılma olayında MNLF'nin 1976'da Filipinler hükümetiyle Libya'nın Trablus kentinde bir ateşkes anlaşması imzalamasının da önemli etkisi oldu.
Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLF) 12 yıl süren mücadeleden sonra Ekim 1992'de Filipinler hükümetiyle ateşkese gitti. 16 Nisan 1993'te de Endonezya'da "barış" görüşmeleri başlatıldı. 7 Kasım 1993'te bir ateşkes anlaşması ve bir de İlkeler Anlaşması imzalandı.
Sonuçta üç yıldan fazla süren görüşmelerden sonra Moro ve Mindanao adalarının bulunduğu Güney Filipinler'e MNLF öncülüğünde özerklik verilmesi üzere bir anlaşma imzalanması konusunda ittifak sağlandı. Bu konuda hazırlanan ilk barış anlaşması taslağı da 23 Haziran 1996'da Güney Filipinler'in Davao kentinde parafe edildi. 2 Eylül 1996 tarihinde de bu anlaşma Endonezya'nın başkenti Jakarta'da taraflarca imzalanarak resmen uygulamaya geçirildi.
Anlaşma, Güney Filipinler'deki 14 bölgeye özerklik verilmesini öngörüyordu. Ancak ilk geçiş döneminde MNLF'nin bu 14 bölgenin yönetiminde herhangi bir rolü olmayacaktı. Sadece Barış ve Kalkınma Meclisi adı altında bir meclis oluşturulacak ve başkanlığına da Nur Misvari getirilecekti. Bu meclis bölgedeki yerel yönetimlere sadece bazı tavsiyelerde bulunabilecekti. Bu tavsiyelerin uygulanması zorunluluğu olmayacaktı. Barış ve Kalkınma Meclisi'ne bağlı olarak Müslümanların dini işlerinin koordinasyonuyla ilgilenmek üzere bir Fetvâ Dairesi oluşturulacaktı. Bu dairenin yetkilileri söz konusu meclisin başkanı tarafından atanacaktı.
Barış ve Kalkınma Meclisi'nin görev yapacağı geçiş dönemi üç yıl sürecekti. Bu sürenin bitiminde söz konusu 14 bölgede referanduma gidilerek halktan "özerkliği mi yoksa Manila yönetimine bağlı kalmayı mı" istedikleri sorulacaktı. Bu referandumda halkının çoğunluğu özerkliği isteyen bölgelere tam özerklik verilecekti.
Moro İslâmi Kurtuluş Cephesi (MILF) ve radikal görüşleriyle tanınan Ebu Seyyaf grubu Barış ve Kalkınma Meclisi'ne idari ve siyâsi açıdan hiçbir yetkinin verilmemesi ve söz konusu 14 bölgeye özerklik verilmesinin referandum şartına bağlanması dolayısıyla karşı çıktılar. Bölgede 1946'dan buyana uygulanan nüfus kaydırma politikası dolayısıyla özerklik verileceği bildirilen 14 bölgenin çoğunda hıristiyanların oranı artırılmış durumdaydı. Bundan dolayı anlaşmanın imzalandığı tarihteki yorumlarda referandumdan "özerklik" lehine oy çıkacak bölge sayısının 4'ü geçmeyeceğine dikkat çekiliyordu. Bu sebepten dolayı sözü edilen gruplar özerkliğin referandum şartına bağlanmasına karşı çıkıyorlardı. Ancak anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte MNLF gerillaları büyük ölçüde bağımsızlık mücadelesinden tecrit edilmiş oldular. Bu yüzden MILF ve Ebu Seyyaf grubuna mensup mücâhitler hükümet kuvvetleri karşısında yalnız bırakıldılar. Bu durumda bağımsızlık mücadelesini sürdürmeleri zorlaştı. Dolayısıyla MILF de 17 Temmuz 1997 tarihinde Filipinler hükümetiyle bir ateşkes anlaşması imzaladı. Bu anlaşmaya göre Filipinler hükümeti MILF'nin gerilla kamplarına yönelik saldırılarını durduracak, MILF de silahlı eylemlerine ara verecekti.
Malezya hükümeti kurulacak özerk Moro yönetimine ekonomik açıdan destek vereceğini açıkladı. O zamanki Malezya Dışişleri bakanı Abdullah Bedevi, Filipinler yönetimiyle MNLF arasında bir barış anlaşması imzalanmasını olumlu bir gelişme olarak gördüklerini ve kurulacak Moro yönetimine yardımcı olacaklarını bildirdi. Malezya başbakanı Dr. Mahatir Muhammed de konuyla ilgili açıklamasında Malezya şirketlerini Güney Filipinler bölgesine yatırım yapmaları için teşvik edeceklerini ifade etti. Mahatir Muhammed, Güney Filipinler bölgesinin doğal zenginlikler açısından Malezya'nın bazı bölgelerinden daha zengin olduğunu ancak güvenlik olmaması yüzünden kimsenin bölgeye yatırım yapma cesareti gösteremediğini de dile getirdi.
Anlaşmanın imzalandığı tarihte böyle bir havanın oluşturulmasına rağmen Filipinler hükümeti taahhütlerine sadık kalmadı. Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLF) anlaşmayla bir bakıma kendini Filipinler hükümetine teslim ettiğinden bugün onun anlaşmaya uymayan tavırları karşısında fazla bir şey yapamamaktadır. Anlaşmanın uygulamaya geçirilmesi konusunda herhangi bir uluslararası gözetim olmadığından da Filipinler hükümeti kendini rahat hissetmektedir.
Filipinler hükümeti bundan birkaç hafta önce Moro İslami Kurtuluş Cephesi (MILF)'nin Ebu Bekri Sıddık kampı adı verilen askeri kampına bir askeri operasyon düzenledi. Bu kamp adı geçen hareketin merkezi gerilla kampı olarak biliniyor. Filipinler yönetimi bu saldırıyla aynı zamanda yukarıda sözünü ettiğimiz ateşkes anlaşmasını da ihlal etmiş oluyordu. MILF'nin lideri Selamet Haşim yaptığı açıklamada Filipinler hükümetinin imzaladığı hiçbir anlaşmaya bağlı kalmadığına dikkat çekti ve Bangsamoro bölgesinde devam eden çatışmaların tek sorumlusunun Filipinler yönetimi olduğunu dile getirdi. Selamet Haşim, Filipinler hükümetinin Moro ve Mindanao'daki Müslüman halkın kendi kendini yönetme haklarını kabul etmeyerek ve silahlı saldırı yolunu seçerek çatışmaların devam etmesine sebep olduğunu ifade etti.
Selamet Haşim, insanları rehin alarak bir şeyler yapma metodunu asla kabul etmediklerini ve buna kesinlikle karşı olduklarını da ifade etti. Yukarıda da dile getirdiğimiz üzere bu gibi metotlar ne yazık ki Moro'daki direnişe zarar vermekte, dünya kamuoyunun bu direnişe olumsuz bakmasına sebep olurken Filipinler hükümetinin saldırgan tutumuna da perde olmaktadır.
Bu arada MILF'nin bugün Mindanao adasına özerklik verilmesi için BM gözetiminde, hileden uzak bir referanduma gidilmesini savunduğunu da hatırlatalım.
Moro'daki bağımsızlık mücadelesinin başladığı tarihten buyana taraflardan toplam olarak 125 binden fazla insanın hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.
Moro meselesinin geçmişi ve bugünü hakkında bu özet bilgileri verdikten sonra dünyaya yön vermeye kalkışan ülkelerin ve onların güdümündeki uluslararası kuruluşların izledikleri tutumun da bir değerlendirmesini yapmak istiyoruz. Bu ülkelerin ve kuruluşların daha yakın geçmişte Endonezya'daki Doğu Timor meselesiyle nasıl yakından ilgilendiklerini gördük. Burada hıristiyan azınlığın bağımsızlık davasına büyük bir hararetle sahip çıkan BM ve ona yön veren ülkeler bu bölgede referandum yapılması için her türlü baskı yolunu kullandılar. Referanduma herhangi bir hile karıştırılmasını önleyebilmek için gözlemciler ve askeri güçler gönderdiler. Referandumda hıristiyan halkın bağımsızlığı tercih etmesi üzerine de bu doğrultuda imzalanan anlaşmanın uygulamaya geçirilmesi konusunda çıkacak pürüzlerin önlenmesi amacıyla da hala bölgede asker bulunduruyorlar. Ama yine aynı bölgede yaşanan Bangsamoro meselesi karşısında hiçbir olumlu adım atmaya yanaşmıyorlar. Oysa Doğu Timor'daki hıristiyan nüfus sömürgeciler tarafından oluşturulmuş yapay bir nüfustur. Moro ve Mindanao adalarındaki Müslümanlar ise buraların asıl sahipleri oldukları gibi toprakları da 1946'da ABD'nin yardımıyla Filipinler hükümeti tarafından haksız bir şekilde işgal edilmiştir. Buna rağmen BM ve ona yön veren devletler Manila'daki hükümetin bizzat kendisinin imzaladığı anlaşmaların tam olarak uygulamaya geçirilmesi konusunda bile bir şey yapmıyorlar. Bölgedeki Müslüman nüfusun ya katliam ya da göçe zorlama yoluyla ortadan kaldırılması için yürütülen insanlık dışı uygulamalara hep sessiz kaldılar ve halen de sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Manila'daki hükümetin bu yöndeki uygulamalarını da "teröre karşı mücadele" şemsiyesinin altında gizlemeye çalışıyorlar. Bunun için de onların işlerine gelen ama Moro'daki direnişi olumsuz yönde etkileyen birtakım eylemlerden istifade ediyorlar. Bu eylemlerden istifade ederken de hizmetlerindeki bütün medya organlarını kullanıyorlar.
Sonuç olarak şunu söyleyelim ki Moro'daki direniş ve bağımsızlık mücadelesi sona ermemiştir. MNLF ile Manila hükümeti arasında imzalanan anlaşmalar da Bangsamoro meselesinin çözümü konusunda müşahhas olarak bir şey kazandırmadı.