16 Mayıs 2000 Salı
Moro meselesi uzun süreden beridir gündemden düşmüş gibiydi. Ancak son dönemde yaşanan rehine olayı yüzünden yeniden gündeme geldi. Bu arada Moro'da gerçekleşen bazı çatışmalardan da söz edilmeye başlandı. Aslında Moro'da çatışmalar tümüyle durmuş değildi. Geçmişteki kadar yoğun olmasa da zaman zaman çatışmalar oluyordu. Biz de bu gelişmeler münasebetiyle Moro meselesi üzerinde durmak ve son gelişmelerin kısa bir tahlilini yapmak istiyoruz.
Filipinler'in güneyinde bulunan ve Müslümanların yoğun olarak yaşadıkları Moro, Mindanao ve bunlara bağlı bazı adalarda 1970'ten buyana Müslümanlar tarafından bağımsızlık mücadelesi verilmektedir. Müslümanların bağımsızlık mücadelesini koordine etmek üzere ilk ortaya çıkan hareket 1972'de kurulan Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi'dir. Bu cephenin liderliğini kuruluşundan itibaren, en son özerklik anlaşmasına kadar Nur Misvari yapmıştır. Misvari şimdi de belirtilen anlaşma doğrultusunda özerk yönetimin liderliğini yapmaktadır. Hareketin kuruluşunda Misvari'den sonra gelen ve Kahire'de İslâmi ilimler öğrenimi görmüş olan Selâmet Haşim ise MNLF'nin lideri Nur Misvari'nin laik bir anlayışa sahip olduğu gerekçesiyle 1977'de bu hareketten ayrılarak Moro İslâmi Kurtuluş Cephesi (MILF) adında bir başka örgüt kurdu.
Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLF) 22 yıl süren mücadeleden sonra Ekim 1992'de Filipinler hükümetiyle ateşkese gitmişti. 16 Nisan 1993'te de Endonezya'da "barış" görüşmeleri başlatıldı. 7 Kasım 1993'te bir ateşkes anlaşması ve bir de ilkeler anlaşması imzalandı. Sonuçta üç yıldan fazla süren görüşmelerden sonra Moro ve Mindanao adalarının bulunduğu Güney Filipinler'e MNLF öncülüğünde özerklik verilmesi üzere bir anlaşma imzalanması konusunda ittifak sağlandı. Yani bu, bir özerklik anlaşması değil özerklik verilmesi konusunda ittifak mahiyeti taşıyordu. Bu konuda hazırlanan ilk barış anlaşması taslağı da 23 Haziran 1996'da Güney Filipinler'in Davao kentinde parafe edildi. 2 Eylül 1996 tarihinde de bu anlaşma Endonezya'nın başkenti Jakarta'da taraflarca imzalanarak resmen uygulamaya geçirildi.
Anlaşma, Güney Filipinler'deki 14 bölgeye özerklik verilmesini öngörüyordu. Ancak ilk geçiş döneminde MNLF'nin bu 14 bölgenin yönetiminde herhangi bir rolü olmayacaktı. Sadece Barış ve Kalkınma Meclisi adı altında bir meclis oluşturulacak ve başkanlığına da Nur Misvari getirilecekti. Bu meclis bölgedeki yerel yönetimlere sadece bazı tavsiyelerde bulunabilecekti. Bu tavsiyelerin uygulanması zorunluluğu olmayacaktı. Barış ve Kalkınma Meclisi'ne bağlı olarak Müslümanların dini işlerinin koordinasyonuyla ilgilenmek üzere bir Fetvâ Dairesi oluşturulacaktı. Bu dairenin yetkilileri söz konusu meclisin başkanı tarafından atanacaktı.
Barış ve Kalkınma Meclisi'nin görev yapacağı geçiş dönemi üç yıl sürecekti. Bu sürenin bitiminde söz konusu 14 bölgede referanduma gidilerek halktan "özerkliği mi yoksa Manila yönetimine bağlı kalmayı mı" istedikleri sorulacaktı. Bu referandumda halkının çoğunluğu özerkliği isteyen bölgelere tam özerklik verilecekti.
Moro İslâmi Kurtuluş Cephesi (MILF) ve daha radikal görüşleriyle tanınan Ebu Seyyaf grubu Barış ve Kalkınma Meclisi'ne idari ve siyâsi açıdan hiçbir yetkinin verilmemesi ve söz konusu 14 bölgeye özerklik verilmesinin referandum şartına bağlanması dolayısıyla karşı çıktılar. Bölgede 1946'dan buyana uygulanan nüfus kaydırma politikası dolayısıyla özerklik verileceği bildirilen 14 bölgenin çoğunda hıristiyanların oranı artırılmış durumda. Bundan dolayı referandumdan "özerklik" lehine oy çıkacak bölge sayısının 4'ü geçmeyeceği sanılıyordu. Bu sebepten dolayı sözü edilen gruplar özerkliğin referandum şartına bağlanmasına karşı çıktılar. Ancak anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte MNLF gerillaları büyük ölçüde bağımsızlık mücadelesinden tecrit edilmiş oldular. Bu yüzden MILF ve Ebu Seyyaf grubuna mensup milisler hükümet kuvvetleri karşısında yalnız bırakıldılar. Bu durumda hükümet kuvvetleri karşısında biraz daha zorlanmaya başladılar. Bununla birlikte yine de direnişi bırakmadı, kendi talepleri doğrultusunda mücadeleye devam ettiler.
Malezya hükümeti kurulacak özerk Moro yönetimine ekonomik açıdan destek vereceğini açıkladı. Malezya dışişleri bakanı Abdullah Bedevi, Filipinler yönetimiyle MNLF arasında bir barış anlaşması imzalanmasını olumlu bir gelişme olarak gördüklerini ve kurulacak Moro yönetimine yardımcı olacaklarını bildirdi. Malezya başbakanı Dr. Mahatir Muhammed de konuyla ilgili açıklamasında Malezya şirketlerini Güney Filipinler bölgesine yatırım yapmaları için teşvik edeceklerini ifade etti. Mahatir Muhammed, Güney Filipinler bölgesinin doğal zenginlikler açısından Malezya'nın bazı bölgelerinden daha zengin olduğunu ancak güvenlik olmaması yüzünden kimsenin bölgeye yatırım yapma cesareti gösteremediğini de dile getirdi.
Bu arada şunu da belirtelim, Moro'daki bağımsızlık mücadelesinin başladığı tarihten özerklik anlaşmasının imzalandığı tarihe kadar geçen süre içinde taraflardan toplam olarak 125 bin kişinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.
Ebu Seyyaf grubu, yukarıda sözünü ettiğimiz ve tamamen Moro asıllıların oluşturduğu MILF ve MNLF'den ayrı olarak kurulmuştur ve mensuplarını genelde Afganistan'da çarpışmış Arap asıllı milis güçler oluşturmaktadır. Dediğimiz gibi radikal ve kısmen de marjinal bir oluşum olarak tanınır. Son rehine olayında iki şeyi hedeflemiş olabilir: Birincisi: Moro meselesinin gündeme gelmesini sağlamak, ikincisi de dünya ülkelerini özellikle de uluslararası örgütleri bu meseleyle ilgilenmeye zorlamak. Rehineleri Malezya'dan kaçırması ise belki Malezya'nın özerklik anlaşmasına destek vermesine bir tepki olabilir. Sonuçta olayla birlikte Moro meselesi bir kez daha yoğun bir şekilde dünya gündemine geldi. Ama olumsuz bir manzarayla gündeme geldiğinden bu olay Moro'nun bağımsızlık davasına bir yarar sağlamayacaktır. Fakat Moro halkının bağımsızlık mücadelesini bu olayın dışında değerlendirmek gerekir.