Papa'dan Diyalog (!) Çağrısı

Ekim 2006, Ribat dergisi

Siz Onlara Tâbi Olmadıkça

Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:

"Onların dinlerine uymadıkça yahudiler ve hıristiyanlar senden memnun olmazlar. De ki: "Gerçek hidayet Allah'ın hidayetidir." Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyarsan Allah'tan sana ne bir koruyucu ne de bir yardımcı bulabilirsin." (Bakara, 2/120)

Bu âyeti kerimenin birinci bölümü sıkça tekrar edilir. Âyetin bu bölümü önemli bir gerçeğe, Resûlullah (s.a.s.)'ın şahsında tüm mü'minlerin dikkatini çekmektedir. Dikkat çekilen bu gerçek tarih boyunca değişmemiştir. Âyette özellikle gelecek sığasının kullanılması da zaten bu gerçeğin değişmeyeceğine delalet etmektedir. Bu gerçeği göremeyip de asırlar boyunca değişmeyen haçlı zihniyetinin yirmi birinci yüzyılda değişebileceğini zannedenler zaman zaman bu zihniyetin dışa yansıması niteliğindeki çıkışlarla yanıldıklarını görmektedirler. Tabii bunu kabul ederlerse.

Fakat âyetin sadece baş tarafının değil ikinci kısmının üzerinde de düşünmek gerekir. Yüce Allah burada yine Resûlullah (s.a.s.)'in şahsında tüm mü'minlerden onların yani hıristiyan ve yahudilerin arzularına uymamalarını istemektedir. Burada özellikle "sana gelen ilimden sonra…" hatırlatması yapılıyor. Çünkü bu ilim Allah katında geçerli olan doğruları öğretmiştir. Dolayısıyla doğruyu onların nezdinde, onların kitaplarında, rivayetlerinde, kıssalarında aramak için hiçbir gerekçe kalmamıştır. Allah katından vahiy yoluyla gelen ilim, O'nun katında geçerli olan hakkı bulmanızda size yardımcı olmuştur. İşte bu ilim size geldikten sonra artık onların arzularına uyarsanız, artık herhangi bir koruyucunuz ve yardımcınız olmayacaktır.

Buradan anlıyoruz ki onların size yönelik, sizi kendi taraflarına çekme amaçlı birtakım arzuları olacaktır. Bu arzularını gerçekleştirme amacıyla bazen size sevimli görünmeye de çalışabilirler. Siz de bunu onların diyaloga açık olmaları şeklinde yorumlayabilirsiniz. Oysa asıl amaçları sizinle ilgili arzularını gerçekleştirmektir.

Onları Dost Edinmeyin

Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:

"Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost (veli) edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez." (Maide, 5/51)

Bu âyet onlarla hiçbir şekilde ilişki kurmayın, arkadaşlık etmeyin anlamında değildir. Onları dost, veli edinmeyin anlamındadır.

Bu âyetin nüzûl sebebi anlaşılmasında bize yardımcı olacaktır.

İbnu İshak, İbnu Cerir ve daha başkalarının Ubade ibnu Samit (r.a.)`ten rivayet ettiklerine göre, yahudilerden Kaynuka oğulları Resûlullah (a.s.)'a karşı savaşa girişince Abdullah ibnu Ubeyy ibnu Selul onlara yardımcı olma teşebbüsünde bulundu. Abdullah ibnu Ubeyy ile Kaynuka oğulları arasında bir dostluk anlaşması (hilf) vardı. Öte yandan yine Kaynuka oğulları ile dostluk anlaşması (hilfi) olan Ubade ibnu Samit (r.a.) ise Resûlullah (a.s.)'a gelerek bu anlaşmayı kaldırdığını ve Kaynuka oğullarından beri olduğunu bildirdi. Bu ayeti kerime de bu gelişmelerle ilgili olarak indirildi.

Hilf yani dostluk anlaşması Peygamber (s.a.s.)'in yaşadığı dönemde Arap yarımadasındaki kabileler arasında uygulanan bir tür diplomatik anlaşma ve işbirliği tarzıydı. Bu tür işbirliği anlaşmalarını Peygamber (s.a.s.) de gerçekleştirmiştir. Bu anlaşmaların muhtelif dereceleri olurdu. En üst derecesi anlaşan taraflardan birinin saldırıya uğraması durumunda diğerinin onu kendine yapılmış saldırı kabul ederek en üst kademede yardım ve destek sağlamasını zorunlu kılan anlaşmalardı.

Kaynuka oğulları Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Medine'de kurduğu yönetime ihanet edince onların cezalandırılması konusunda mü'minlerin harekete geçmeleri istendi. Fakat bu sırada iki olay ortaya çıkıyor. Biri münâfıkların başı olarak tarihe geçen Abdullah ibnu Ubeyy'in Kaynuka oğullarıyla hilfini gerekçe göstererek onları kurtarmaya çalışması. Diğeri ise Ubade ibnu Sâmit (r.a.)'in böyle bir anlaşmayı tamamen iptal ederek her bakımdan Resûlullah (s.a.s.)'ın emrine tâbi olması.

Gerek zikrettiğimiz olaylar ve gerekse Resûlullah (s.a.s.)'ın uygulamaları Müslümanların diğer topluluklarla ve devletlerle anlaşmalar yapmalarının mümkün olduğunu ancak bunun İslâm'ın, Müslümanların ve İslâmî yönetimin aleyhine bir sonuç doğurmaması ve bir de bunun veli, dost edinme derecesine çıkmaması gerekir.

Günümüzde ne yazık ki Müslüman toplumların başındaki yönetimlerin birçoğunun İslâmî duyarlılığı olmadığından, küfür güçleriyle Müslümanlar aleyhine sonuçlar doğurabilecek dostluk ve işbirliği anlaşmaları imzalanabilmektedir.

Esbâb-ı nüzûl yani nüzul sebepleri âyetleri anlamamıza yardımcı olsa da onlardan hüküm çıkarma konusunda sınırlayıcı değildir. Dolayısıyla nüzûl sebebi ne olursa olsun âyetin ortaya koyduğu hüküm umumi ve mutlaktır. Yukarıda verdiğimiz âyeti kerimenin hükmü de bu niteliktedir.

Kalplerinin Gizlediği Daha Büyüktür

"Ey iman edenler! Kendinizden olmayanı sırdaş edinmeyin. Onlar aranızda fesat çıkarmaktan geri durmazlar. Size sıkıntı verecek şeylerden hoşlanırlar. Kinleri ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinin gizlediğiyse daha büyüktür. Eğer akıl ediyorsanız size ayetleri açıkladık." (Ali İmrân, 3/118)

İbnu Cerir ve İbnu İshak`ın Abdullah ibnu Abbas (r.a.)'tan rivayet ettiklerine göre Müslümanlardan bazıları cahiliye dönemindeki dostlukları ve komşulukları dolayısıyla yahudilerden bazı kimselerle içli dışlı oluyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.

Bu âyeti kerime onların gerçek kin ve düşmanlıklarının ağızlarından taşan çirkin sözlerin ortaya koyduğu boyutla kalmadığını, bu boyutu bayağı aştığını, kalplerinde sakladıkları düşmanlıkların daha büyük olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla onları aslında ağızlarından çıkan kelimelerle değil Kur'an-ı Kerim'in verdiği bilgilerle tanımak gerekir. Bu bilgiler onların diyalog anlayışlarını anlamamızda da bize yardımcı olacaktır.

Sözleri yerine göre bize hoş gelen cilalı kelimeler olabilir. Bazen de kalplerindeki kini ağızlarından taşan çirkin kelimelerle dışa vururlar. Cilalı kelimeler söylediklerinde bize karşı samimi ve dostça hareket ettiklerini zannedebiliriz. Çirkin kelimeler sarf ettiklerinde ise ölçüyü kaçırdıklarını düşünerek "Özür dile Papa!" diye seslenebiliriz. Ama gerçekte onların asıl niyetlerini, kimliklerini ve Müslümanlara yaklaşımlarını kalplerinde saklı tuttukları düşünceleri belirlemektedir. İşte bu düşünceleri hakkında da Kur'an-ı Kerim bizi bilgilendiriyor.

Onlar Sizi Dininizden Döndürmek İsterler

Yüce Allah, bir başka âyeti kerimede şöyle buyurur:

"Kitap ehlinin çoğu, kendilerine gerçek bütün açıklığıyla belli olduktan sonra sırf kalplerinde size karşı besledikleri kıskançlık duyguları yüzünden sizi iman etmenizden sonra küfre döndürmek istediler. Siz onlara aldırmayın ve Allah'ın hükmü gelinceye kadar kendi hallerinde bırakın. Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir." (Bakara, 2/109)

Bu âyeti kerime onların bazılarının özellikle de bilginlerinin Müslümanlara gelen ilahî vahyin hak olduğunu anlamalarına rağmen sırf kıskançlıktan dolayı inkâra devam ettiklerine ve yine aynı sebepten dolayı mü'minleri imandan sonra küfre düşürme çabası sarf ettiklerine delalet etmektedir. Böyle bir şeyi kendileri için gaye edinmiş olanlarla, davet ve tebliğ temelli olmayan, dostluğu güçlendirme amacına yönelik bir diyalogdan çıkacak sonuç sadece saptırma ve yanıltma faaliyetleri olacaktır. Nitekim yaşanan tecrübeler de bu gerçeği gözler önüne sermiştir.

Yine bir âyeti kerimede de şöyle buyrulur:

"Kitap ehlinden bir topluluk sizi saptırmayı arzuladı. Oysa onlar sadece kendilerini saptırıyorlar da bunun farkında değiller." (Ali İmrân, 3/69)

Bu âyet de yukarıdaki âyeti teyit etmekte ve onların niyetlerini açığa çıkarmaktadır. Ancak onlar birtakım beşeri zaaflarından dolayı sapıklığa düşmüşlerdir. Dolayısıyla onlara aldanan, onların peşinden giden yahut onların gönüllerini razı edebilmek için kendi inanç ve değerlerini kırpan kimseler onlar gibi sapıklığa düşmüş olacaklardır.

Hakkı Bâtıla Karıştırırlar

Yüce Allah bir âyeti kerime de şöyle buyurmaktadır:

"Ey kitap ehli! Niçin hakkı bâtıla karıştırıyorsunuz ve bile bile hakkı gizliyorsunuz?" (Ali İmrân, 3/71)

Tarih, onların hakkı bâtıla karıştırma ve bile bile hakkı gizleme konusunda başvurdukları taktiklerin pek çok örneğine şahit olmuştur. Hakkı bâtıla karıştırmaları birtakım mantık ve söz oyunlarıyla olmaktadır. Bu tür oyunlarla kafaları bulandırmaya, zihinleri karıştırmaya ve insanları sapık yollara çekmeye çalıştıkları görülür. Misyonerlerin propaganda faaliyetlerinin ana eksenini işte bu taktikler oluşturur. Onların bu taktiklerine karşı dikkatli olmak ve Yüce Allah'ın verdiği akıl nimetini çok iyi kullanmak gerekir. Bu nimeti gereği gibi kullanabilenler onların mantık ve söz oyunlarına aldanmaz.

Haçlı Zihniyeti Değişti mi?

Kur'an-ı Kerim'in indirildiği dönemde ve sonrasında hakkı gören, kavrayan ve beşeri zaaflarını atarak hakka teslim olması gerektiğini düşünen kitap ehli iman etmiştir. Kur'an-ı Kerim'de bu gibiler hakkında övücü âyetler vardır. Bu âyetleri umumi anlama çekip de onlarla dostluk ilişkileri kurulabileceğini iddia edenler hakkı bâtıla karıştırmış olurlar. Çünkü söz konusu âyetlerin genel anlamda olmayıp, hakka teslim olanları kastettiğini yukarıda meallerini verdiğimiz âyetlerden ve bunları destekleyici daha pek çok âyetten anlamak mümkündür.

Hakkı anlayıp ona teslim olanların dışında kalanlar temeli İslâm'a karşı nefret ve düşmanlık anlayışına dayanan muhtelif anlayışlara çekilmişlerdir. Siyonizm ve haçlı zihniyeti de işte bu gibi anlayışların ortaya çıkardığı din kılıflı ideolojilerdir.

Haçlı zihniyetinin tarihte ne kadar büyük vahşetlere, katliamlara imza attığını biliyoruz. Bunlar genellikle bilindiğinden burada ayrıntısına girmeye gerek görmüyoruz. Fakat bu zihniyetin tarihte kalmadığına, bugün de aynen devam ettiğine dikkat çekmek gerekir. Bu zihniyet fırsatı bulduğunda vahşet ve kan dökme konusunda da kendini dışa yansıtmaktadır. Tıpkı zihniyetin başını çekenlerin kalplerinde sakladıkları kinin bir kısmı zaman zaman iğrenç sözlerle dışa yansıdığı gibi.

ABD başkanı Bush'un yeni haçlı seferleri olarak nitelediği Afganistan ve Irak işgali sonrasında sergilenen vahşet Ortaçağ'daki haçlı zihniyeti ile bugünkü arasında bir değişiklik olmadığının göstergesi değil midir? Ebu Gureyb'de gerçekleştirilen işkenceler, dünyanın değişik bölgelerinde gizli işkence merkezleri oluşturulması, kadınlara tecavüz edilmesi, hamile kadınların karınlarının yarılarak bebeklerinin çıkarılması ve sayamayacağımız daha nice insanlık dışı uygulamalar haçlı zihniyetinin dünden bugüne hiç değişmediğinin göstergesi değil midir?

Haçlı zihniyetinin İslâm'a taşıdığı kin Papa'nın sarf ettiği sözlerden önce Danimarka'da yayınlanan karikatürlerle dışa yansımadı mı? Papa'nın sözleri söz konusu karikatürlerin kelimelere dökülmüş şekli değil midir?

Tavrımızı Onların Açıklamaları mı Belirleyecek?

Bizim aslında onları Kur'an-ı Kerim'den ve tarihi gerçeklerden yararlanarak tanımamız gerekir. Tavırlarımızı onların sözleri değil, bizim kitabımız ve tecrübelerimiz belirlemeli. Elbette yerine göre ve gelişmelerle bağlantılı olarak tepkilerimiz, protestolarımız, eylemlerimiz olacak. Ama onların taşıdığı zihniyete karşı tavrımızı, çizgimizi ve siyasetimizi onların sözleri değil bizim kendi kaynaklarımız ve ilkelerimiz belirlemeli.

Bizim Çağrımız Kur'an'ın Çağrısıdır

Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:

"De ki: "Ey kitap ehli! Aramızda eşit olan bir söze gelin: Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi eş koşmayalım ve Allah'ı bırakıp birbirlerimizi Rabb edinmeyelim." Eğer yüz çevirirlerse: "Şahit olun ki, biz Müslümanlarız" deyin." (Ali İmrân, 3/64)

İşte bizim kitap ehline yönelttiğimiz ve her zaman da tekrar etmemiz gereken diyalog çağrısı bu çağrıdır. Yani hakka davet çağrısı. Eğer bu çağrımıza müspet yaklaşmazlarsa bizim onlara diyeceğimiz söz: "Şahit olun ki, biz Müslümanlarız" sözüdür.

Sonuç

Kur'an-ı Kerim, bizden ehli kitapla ilişkilerimizi tümüyle kesmemizi istemiyor. Bizden istediği onları dost ve sırdaş edinmememiz, bu konuda mü'minler olarak kendi aramızda dostluk ilişkilerini geliştirmemizdir. Bu konuda Seyyid Kutub'un Fi Zilâli'l-Kur'an'ında Maide suresi 51. âyeti tefsirini okursanız meselenin çok iyi izah edildiğini görürsünüz.

Ne var ki bazılarının onlarla ilişkileri geliştirme ve diyalog vs. hesapları için bazen mü'minlere sırt çevirdiklerini, onları memnun edebilmek için dinin kurallarından bazılarını törpüleme yoluna gittiklerini görüyoruz. Söz konusu gerekçeyle bağlantılı olarak Filistin davasında İslâmî hareketin mücadelesine karşı tavır konulması bunun en sevimsiz örneği değil midir?

İman sahiplerinin gerçekleri görmeleri ve çizgilerini Kur'an-ı Kerim'e göre belirlemeleri gerekir.

İrtibatlı Yazılar

Karikatürlerin Kelimelere Dökülmesi
Haçlı Zihniyeti Hesap Vermeli