24 Ocak 2007 Çarşamba, Vakit gazetesi
İşgalci ABD'nin Irak'ta mezhep fitnesini yaygınlaştırma çabaları sürüyor. Son günlerde gerçekleştirilen insanlık dışı saldırıların yol açtığı büyük can kaybı ve yaralanmalar işgalcilerin ektiği mezhep fitnesi tohumlarının ne derece tehlikeli bir sonuca götürdüğünü ortaya koymaktadır. Eylemlerin arka planı yeterince aydınlatılmış olmasa da ortada bütün herkesi ilgilendiren bir vakıa ve birlikte üzerine su dökmemiz gereken yangın var.
Irak'ta bu tehlikeli gidişat sürerken Katar'ın başkenti Doha'da İslâmî mezhepler arasında yakınlaşma ve diyalog amacıyla geniş çaplı bir uluslar arası ilmî toplantı gerçekleştirildi. 19 Ocak Cuma günü başlayan toplantı 22 Ocak'ta sona erdi. 44 ülkeden 216 ilim adamının katıldığı ve "İlmi Vahdette Yakınlaşmanın Rolü" başlığıyla düzenlenen toplantıyı Katar Üniversitesi Şeriat Fakültesi, Ezher Üniversitesi ve Tahran'daki İslâmî Mezhepleri Yakınlaştırma Uluslar arası Komitesi organize etti. Amerikan emperyalizminin mezhep fitnesini daha da alevlendirmek için yeni oyunlara başvurduğu bu dönemde böyle bir toplantı düzenlenmesi birçok yönden önem arz ediyordu.
Toplantıda en çok Sünnî kesimden Prof. Yusuf el-Karadavi'nin Şiî kesimden de İslâmî Mezhepleri Yakınlaştırma Uluslar arası Komitesi'nin başkanı Âyetullah Muhammed Ali et-Teshirî'nin konuşması gündem oluşturdu.
Üstad Karadavî açılış oturumunda yaptığı konuşmasında mezhepler arasında yakınlaştırma ve diyalogun gerekli olduğunu ancak bunun için açık sözlü olmak gerektiğini vurguladı. Karadavi bu açıdan Şiî yayılmacılığı çabalarına ve sahabeyi kötüleyen sözler sarf edilmesine tepkisini dile getirerek, Şiî dinî önderlerden bu konuda açık tavırlı olmalarını istedi. Karadavî, mezhepler arasında diyalogun zorunlu olduğunu ama Şiî yayılmacılığı ve sahabeye hakaretin devam etmesi durumunda bunun mümkün olamayacağını ifade etti. Ayetullah Teshirî de yaptığı konuşmada Sünnîlerin Şiîlere yönelik tekfire ve Safevî nitelemesine son vermeleri gerektiğini ifade etti. Bazı Katar gazeteleri bu konuşmaları "atışma, karşılıklı birbirini kötüleme" anlamına gelen Sicâl başlığıyla verdiler. Ancak Ayetullah Teshirî buna tepki göstererek: "Benimle kardeşim Allâme Yusuf el-Karadavi arasında kesinlikle sicâl vuku bulmamıştır" dedi.
Toplantıda muhtelif tartışmalar oldu. Bunlardan bazıları faydalı ve ihtilafları iftirak sebebi olmaktan çıkarıp vahdetin önündeki engelleri kaldırma açısından gerekliydi. Bazıları ise tamamen gereksiz ve hatta asıl faydalı tartışmalara zarar verecek türdendi. Bazı Suriyeli ilim adamlarının Şiîlerde, mevcut Kur'an'dan başka muharref bir Kur'an bulunduğuna dair iddiayı gündeme getirmeleri bu türdendi. Çünkü Şiîlerin kesinlikle kabul etmediği böyle bir iddianın ilmî değeri olamaz. Zaten Âyetullah Teshirî iddiaya şiddetle karşı çıkarak kendilerinde, Peygamber (s.a.s.)'e vahy edilmiş olan ve herkesin elinde dolaşan Kur'an'dan başka bir Kur'an bulunmadığını dile getirdi.
Üstad Karadavi kapanış oturumunda yaptığı konuşmada da önemli noktalara temas etti. O konuşmada vurguladığı bazı hususları aktarmakta fayda görüyorum.
Üstad bu konuşmada da açık sözlü olmanın önemine dikkat çekerek özetle şu ifadelere yer verdi: "Yakınlaşma ve diyalog mücamele ile değil musaraha ile (birbirimize güzel görünme çabasıyla değil açık sözlülükle) olur. İhtilaflarımızı açık dille konuşalım, yerine göre ihtilaf rahmet olur, ama üzerinde ittifak etmemiz gereken hususlar da var. Müslümanın Müslümanı öldürmesi haramdır. Şiî olsun Sünnî olsun ve gerekçesi ne olursa olsun asla Müslümanın Müslümanı öldürmesi kabul edilemez. Bu, üzerinde ihtilaf olmayan husustur. İşgale karşı direniş ise farzdır. Filistin'de İsrail, Irak'ta Amerikan işgaline karşı bu işgaller sona erinceye kadar mücadele edilmesi farzdır. İşgale maruz kalan bölgelerdeki Müslümanların işgali sona erdirmekten aciz kalmaları durumunda farziyet civar bölgelerdeki Müslümanları da kapsar. İran'a ABD'nin saldırmasına karşı olduğumuzu da açık dille ifade etmek zorundayız. Barışçı amaçla nükleer teknolojiye sahip olmak onun hakkıdır. İsrail askeri amaçla bu teknolojiye ve silahlara sahip olurken ona sessiz kalanların İran'ın barışçı amaçlarla yürüttüğü nükleer teknoloji geliştirme faaliyetlerine engel olmaları onaylanamaz. Biz İran'ın yanındayız ve ona yönelik her saldırıya karşı olmalıyız."
Üstad Karadavi kapanış oturumunda yaptığı konuşmada bu konferanstan mutlaka pratiğe dönük, birliği sağlama amacına yönelik sonuçlar elde edilmesi gerektiğini vurguladı.