Malezya'daki 8 Mart 2008 Seçimlerinin Sonuçlarından NotlarMalezya'da iktidarı elinde bulunduran cephe birkaç siyasi partiden oluşan bir ittifak cephesidir. Barisan Nasional (Ulusal Cephe) adındaki bu ittifakın başını Başbakan Abdullah Bedevi'nin siyasal hareketi olan UMNO (Birleşik Malay Milli Organizasyonu) çekmektedir. İttifakın diğer önemli iki üyesi MCA (Malezya Çinliler Birliği) ve MIC (Malezya Hint Kongresi)'dir. İttifakın bunlardan başka üyeleri de mevcuttur. Bunlardan bazıları belli eyaletlerde faaliyet yürüten yerel partilerdir. 8 Mart 2008 seçimlerinde iktidar ittifakı yani Ulusal Cephe 222 üyeli parlamentoda 140 sandalye elde etti. Yani parlamentoda sandalye sayısının % 63'ünü kazanmış oldu. Böylece parlamentodaki üçte iki çoğunluğu kaybetti. Fakat hükümeti kurmaya yetecek salt çoğunluk oranının yine bayağı üstüne çıkmayı başardı. 2004 seçimlerinde iktidar cephesi oyların yüzde doksanını almış ve parlamentoda 199 sandalye elde etmişti. İktidar cephesi toplam olarak 59 sandalye kaybetmiş oldu. Ancak bu kayıpla ilgili eleştirilerin ve yorumların temelinde genellikle cephenin başını çeken UMNO vardı. Oysa cephenin diğer üyelerinin kaybı oran olarak bakıldığında daha fazlaydı. Örneğin Malezya Çinliler Birliği'nin üye sayısı 31'den 15'e düştü. Yani parlamentodaki sandalye sayısının yarıdan fazlasını kaybetti. Malezya Hint Kongresi ise 9 sandalyeden 6'sını yani üçte ikisini kaybetti. Çinlilere ait bir başka parti olan Gerakan da 10 sandalyeden 8'ini kaybetmek suretiyle yüzde seksenini kaybetmiş oldu. Buna göre kaybedilen 59 sandalyeden 30'u ittifakın bu üç üyesinin listesinden çıkmıştı. Muhalefet partileri parlamentodaki sandalye sayılarını 20'den 82'ye çıkardılar. Yani sayı olarak yine büyük bir ağırlık oluşturmasa da oran olarak dörde katlamış oldular. İktidar cephesinin en büyük kayıpları eyalet parlamentolarında oldu. Bu durum eyalet parlamentolarında esnekliğin biraz daha yüksek oranda olduğunu gösteriyordu. Malezya'da 13 federal eyalet bulunuyor. Ayrıca başkent Kuala Lumpur'un federal bir statüsü var. 13 eyaletten 5'ini muhalefet partileri aldı. Bunlar: Kelantan, Kedah, Selangor, Perak, Penang. Başkent Kuala Lumpur'da da iktidar cephesi büyük bir yenilgi aldı. Seçimlerde muhalefet partilerinden en fazla başarı gerçekleştiren Enver İbrahim'in Halkın Adaleti Partisi oldu. Enver İbrahim, Malezya'da kısa adı ABIM olan İslâmî kimlikli bir hareketin kurucusu ve lideridir. Ancak daha önce hakkında açılan davalar sebebiyle siyasal faaliyet yapması engelleniyor. Onun hareketinin siyasal kanadı durumundaki parti son seçimlerde parlamentodaki üye sayısını 1'den 31'e çıkardı. Bu durum Enver İbrahim hakkında çıkarılan dedikoduların ona yönelik temayülü olumsuz yönde etkilemediğini gösteriyordu. Enver İbrahim'in 27 yaşındaki kızı Nuru'l-Izze aday olduğu bölgede, Bedevi'nin hükümetinde Kadın ve Aile Bakanı olarak görev yapan Şehrzad Abdülcelil'e karşı büyük üstünlük gerçekleştirdi ve Şehrzad seçimleri kaybetti. Çinlileri temsil eden partilerden olan ancak muhalefet cephesinde yer alan Demokratik Çalışma Partisi oylarını bayağı artırarak parlamentodaki üye sayısını 12'den 28'e çıkardı. Bu durum Çinlilerin oylarının da iktidar cephesindeki partilerden muhalefete doğru kaydığını gösteriyordu. |
Nisan 2008, Vuslat dergisi
Türkiye'de inanç özgürlüğü önünde inşa edilen ve belli aralıklarla gerçekleştirilen darbelerle, balans ayarlarıyla ve parti kapatma davalarıyla sağlamlaştırılan kalın duvarların aynen korunmasında ısrarlı davrananlar bir dönem Malezya'yı ciddi şekilde tartışma konusu yapmışlardı. Bu tartışmalarında gündeme getirdikleri iddialar ise cahilliklerini iyice açığa çıkarmanın ötesinde bir işe yaramadı. Öcü olarak göstermek istedikleri Malezya'nın hayal dünyalarında tasarladıklarından çok farklı olduğunu anlayınca gündemi değiştirmekten başka çare bulamadılar.
Malezya, laiklik baskısına gerekçe oluşturmak için kendilerine malzeme oluşturmaya çalışanların tahayyül ettiklerinden de onların böyle tersten gösterme çabalarına tepkili olanların arzuladıklarından da farklıdır. Biz daha önce bu ülkeye yaptığımız ziyaretler münasebetiyle intibalarımızı ve tespitlerimizi yazmaya çalıştık. Bu ülkede 8 Mart 2008 tarihinde de genel seçimler oldu. Ben de şahsen seçimlerden bir süre önce Malezya'da idim ve seçim öncesi ortamı müşahede imkânım olmuştu.
Son seçimlerin öncekilerinden bayağı farklı yönleri oldu. Çünkü ilk kez bu ülkede muhalefet parlamentodaki sandalye sayısını bu kadar artırıyordu. Dolayısıyla muhtelif tartışmalara ve farklı yorumlara konu oldu. Biz de bu ayki yazımızda Malezya'daki son seçimlerin tahlilini yapmak istiyoruz. Ancak ülkedeki siyasî ve toplumsal yapı hakkında özet bilgiler vermeyi faydalı görüyoruz.
Malezya, resmî olarak yarı meşrutî demokratik sistemle yönetilen bir federasyondur. Ülkenin en başında kral bulunur. Ayrıca federasyon bünyesinde bulunan eyaletlerin de ayrı kralları mevcuttur ve büyük kral da babadan oğula geçme yoluyla değil eyalet krallarının arasından seçilir. Büyük kralın yetkileri sınırlıdır ve yürütmede asıl güç parlamento üyelerinin oylarıyla oluşturulan hükümette dolayısıyla hükümetin başındaki başbakandadır. Parlamento üyeleri ise seçimle belirlenir. Fakat aşağıda da izah edeceğimiz üzere seçimler yeterince güven verici değildir.
Malezya etnik çeşitliliğe dayanan bir toplumsal yapıya sahip olduğundan siyasal mekanizmada da bu unsurları temsil eden birçok siyasi oluşum, parti ve örgüt mevcuttur. Bunların ideolojik çizgilerinde dinî kimliğin yanı sıra ulusal kimlik de etkin bir şekilde kendini gösterir. Bazılarının ideolojik veya siyasal çizgilerinde dinî kimlik çok fazla belirleyici etken değildir; daha çok ulusal kimlik öne çıkar. Böyle olmakla birlikte siyasal yapılanmada ulusal kimliğin belirleyici etken olması ve toplumdaki etnik çeşitlilik etnik ayrışmaya dayalı fitnenin kaynağı olarak da kullanılamaz. Bu belki Malezya toplumunun "birlikte yaşama" formülünü yakalama başarısından kaynaklanan ayrıcalığıdır.
Yukarıda da belirttiğimiz üzere Malezya, normalde üyeleri seçimle belirlenen parlamenter sistemle yönetiliyor olsa da seçimler yeterince güven verici olamamıştır. Böyle bir kanaatin oluşmasının en önemli sebebi şimdiye kadar seçimleri sürekli iktidardaki güçlerin ezici bir çoğunlukla kazanmaları ve her zaman parlamentoda üçte iki çoğunluğun üstüne çıkmalarıdır. İktidar bu oranın altına ilk kez son 8 Mart 2008 seçimlerinde düştü. Zaten son seçimlerin bayağı gündem oluşturmasının sebebi de budur. Yoksa iktidardaki siyasal güçler parlamentoda, hükümeti oluşturmaya yetecek çoğunluğu son seçimlerde de elde etmişlerdir.
İktidarın sürekli ezici çoğunluğu elde etmesi birtakım tereddütlerin hâsıl olmasına sebep olduğu gibi seçim çalışmalarının ve sonuçların değerlendirilmesinin de yeterince güven verici olmadığı kanaatinin yaygın hale gelmesine yol açmıştı.
Ülkedeki seçim sisteminin ve politik alandaki serbest yapılanmanın güven verici olmamasının en önemli sebeplerinden biri de medya üzerinde sürekli iktidar gölgesinin olmasıdır. Bu ülkede medya organlarının birçoğu hükümetin ve iktidardaki siyasal organların sözcüsü gibidirler. Muhalefet partilerini temsil eden medya organları olsa da çok zayıf durumdadır. Etkili hale gelmelerine de fırsat verilmemektedir. Zaten yeni bir periyodik medya organını piyasaya çıkarmak da çok kolay değildir.
Malezya toplumunun ana unsuru Malaylardır. Onlar aynı zamanda ülkenin yerlileridir ve ülkedeki tarihi derinliğe dayanan hâkim kültürün sahibi durumundadırlar. Fakat İngiliz işgali döneminde getirilip yerleştirilmiş çok sayıda Çinli ve Hindistanlı mevcuttur.
İngiliz sömürgeciler işgal ettikleri tüm coğrafi bölgelerde böyle insan nakli işlemi gerçekleştirmişlerdir. Bu nakil işlemlerinde değişik maksatları olmuştur. Kendilerine tepki gösterebilecek yerli topluma karşı yanlarında durabilecek bir etnik unsur oluşturma ve ucuz iş gücü temini bunların başında zikredilebilir. Fakat şu bir gerçektir ki sömürgeciler böyle insan naklini aynı zamanda etnik fitnenin altyapısını oluşturmak amacıyla değerlendirme yolunda büyük çaba sarf etmişlerdir. Fakat yukarıda da zikrettiğimiz üzere Malezya'da fitne çabalarında pek başarılı olamamışlardır.
Malaylar ülkedeki nüfusun yüzde altmışını oluşturur ve Müslümanlıklarını kendilerini ayrıcalıklı kılan en önemli özellikleri olarak görürler. Bu yüzden Müslümanlıklarını önemserler. Dolayısıyla ideolojilerinin temelinde Malay milliyetçiliği olan siyasal akımlar da Malay toplumunun Müslümanlığını önemser.
Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere politik arenada değişik etnik unsurları temsil eden partiler ve örgütlenmeler mevcuttur. Fakat her bir etnik unsur sadece bir siyasal yapılanma içinde toplanmış değildir. Herhangi bir etnik unsuru temsilen birçok siyasal parti ortaya çıkmıştır. Bunlardan bazıları iktidar cephesinin içinde bazıları da muhalefette yer alır. Dolayısıyla iktidarı elinde bulunduran ittifak sadece Malayları temsil eden siyasal partilerden oluşmuyor. İttifak içinde Hindistanlıları ve Çinlileri temsil eden siyasal partiler de mevcuttur.
Malezya'da Mahatir Muhammed'in kendini emekliye ayırmasından sonra iktidardaki ittifak cephesinin en güçlü siyasal hareketini oluşturan UMNO'nun başına geçen Abdullah Ahmed Bedevi başbakanlık koltuğuna oturdu. Dolayısıyla son seçimlerle ilgili tartışmaların ve eleştirilerin merkezinde de o vardı.
Bedevi'nin başkanlığını yaptığı UMNO (United Malays National Organization) Birleşik Malay Milli Organizasyonu ülkede uzun süreden beri iktidarın başını çeken siyasal harekettir. Hareketin ideolojik çizgisi Malay milliyetçiliği temeline dayanır. Fakat dediğimiz gibi Malay unsuru temsil eden milliyetçi oluşumlar aynı zamanda Müslüman kimliğini önemser ve ülkedeki Malay unsuru ayrıcalıklı kılan en önemli iki vasfının Müslümanlığı ve ülkedeki hâkim kültürün sahibi yerli halk olması olduğunu düşünür.
Abdullah Bedevi ne yazık ki Batı'daki emperyalist güçlerin son dönemde İslâm'ı hedefe yerleştirerek bu kutsal dini sürekli "şiddet"le birlikte anmalarından etkilenmiş ve "ılımlı İslâm" masalına o da kendini kaptırmıştır. Buna binaen, Batı'daki emperyalist güçlerin razı olacağı bir "İslâm modeli" ortaya çıkarabileceği zannıyla Hz. Peygamber (s.a.s.)'in tebliğ ettiği veya onun tebliğine dayalı olarak ilim adamlarının içtihatlarıyla belirlenen hükümleri ötesinden berinden törpülemeye kalkışanların kervanına maalesef o da katılmıştır. Oysa bütün tarihi kan ve vahşetle dolu olan haçlı ve Siyonist sömürgeciliğin bugünkü temsilcilerinin Müslümanlığı ve Müslümanları kendi istedikleri kalıba sokmaya çalışmalarını, bir "ılımlı İslâm" modeli siparişi olarak algılamak büyük bir yanılgıdır. Malezya Başbakanı Bedevi'nin onca çabasına rağmen yine de çağdaş sömürgecilerin gözüne girmeyi başaramaması umarız bunu kavramasını sağlamıştır. Ama anlaşıldığı kadarıyla henüz yanılgıda olduğunu yeterince fark etmiş görünmüyor.
Son seçimlerden kısa bir süre önce Malezya'yı ziyaret ettiğimi belirtmiştim. Benim ziyaret ettiğim günler seçim hazırlıklarının en hareketli dönemine girdiği günlerdi. Fakat yeterince hareketlilik göremedim. Türkiye'deki seçim öncesi havayla oradaki havayı kıyaslayınca Malezya'nın son derece sakin olduğu hissediliyordu. Bunun değişik sebepleri vardı. En önemli sebep seçimlerin ülkede önemli bir değişikliğe yol açabileceği beklentisinin olmamasıydı. Çünkü şimdiye kadar gerçekleştirilen seçimlerin hiçbirinde ülke genelinde iktidar değişikliği olmamış. Belki yeni hükümetler kurulmuş, ama aynı arabayla yola devam edilmiş. Son seçimlerden de kimse bir değişiklik beklemiyordu. Çünkü iktidardaki siyasal ittifak bir önceki seçimlerde oyların yüzde doksanını alarak parlamentoda muhalefeti tümüyle "ayrık ses" haline getirmeyi başarmıştı. Yorumcuların birçoğu, iktidar cephesinin söz konusu başarısını halkın teveccühüne değil seçimler üzerinde oynamalara bağlıyor, dolayısıyla 8 Mart seçimlerinde bunu daha fazlasıyla yapabileceğini ve belki muhalefeti tamamen parlamento sahnesinden atabileceğini tahmin ediyordu. Bu tür yorumlar ve halkta bir "değişiklik" beklentisinin olmaması seçim havasını etkiliyordu. Bu yüzden bir hareketlilik hissedilmiyordu.
Önemli bir sebep de Malay toplumunun sakinliğidir. Üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalışan arkadaşlar Malay öğrencilerin çok sakin olmalarından, derslere hiçbir şekilde müdahale etmemelerinden, kendilerine hiçbir itirazda bulunmamalarından şikâyetçi oluyorlardı.
Son seçimlerden çıkan sonuçların sürpriz olmasının sebebi de beklenenle görülenin çok farklı olmasıydı. Aslında görülenin normalde beklenen olması gerekirdi. Çünkü toplumda Bedevi hükümetinin ve iktidarı elinde bulunduran ittifakın izlediği politikadan rahatsızlık gittikçe artıyordu. Hükümet birçok konuda başarısız görülüyordu. Başbakan Bedevi'nin "Ilımlı İslâm" politikasına kendini kaptırarak Batı'ya yaranma çabaları içine girmesi ve insanların duyarlılıkları üzerinde törpülemeler yapmaya kalkışması İslâmî duyarlılık sahibi kitlede tepkilerin artmasına sebep olmuştu. Bu yüzden tabii olan Bedevi'ye ve iktidar cephesine gidecek oylarda azalma gerçekleşmesiydi. Ama zikrettiğimiz sebeplerden dolayı böyle bir beklenti yoktu ve iktidarın gücünü artırabileceği tahmin ediliyordu. Dolayısıyla sonuçların beklenenden çok farklı olması sürpriz oldu.
Bununla birlikte 8 Mart seçimlerinin sonuçlarının, toplumda oluşan siyasal havaya daha yakın çıkması biraz daha tabii sonuçlar olarak algılanmasını sağladı ve güvenilirliğini artırdı. Hükümet cephesinin iktidarı elden bırakmayacak derecede bir esneklik sağlamak suretiyle toplumdaki gücünü görme yoluna gitmiş olabileceği kanaati öne çıktı.
Seçimlerden çıkan sonuçları birçokları iktidarın başarısızlığına ve halkın desteğini kaybetmesine bağladı. Bu yüzden bazıları istifa çağrıları yaptı. İstifa çağrıları yapanların başında da eski başbakan Mahatir Muhammed geliyordu.
Ancak iktidar cephesinin bir önceki seçimlerde oyların % 90'ını alması halkın yüzde doksanının desteğine sahip olduğunu göstermiyordu. Ayrıca seçim sonuçlarına göre iktidar cephesinin oylarında azalma olsa da karşısında henüz iktidarı oluşturmaya yetebilecek bir oy desteği kazanmış muhalefet yoktu. Dolayısıyla ortaya çıkan durum istifa etmesini ve iktidar koltuğunu muhalefete terk etmesini gerektirecek bir durum değildi.
Geçtiğimiz ay ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, geniş çaplı bir Ortadoğu gezisi gerçekleştirdi. Yapılan yorumlara ve açıklamalara göre Cheney'in bu ziyaretinin öncelikli amacı Amerika'nın İran, Afganistan ve Irak'la ilgili planlarına destek sağlamaktı. Gezinin amaçları arasında bu konularda destek talebi de elbette vardı. Ama bizim gördüğümüz kadarıyla asıl amaç, son Gazze çıkartmasından istediği sonucu elde edemeyen işgalci Siyonist devletin yeni saldırı planlarının önünü açmak için bir diplomatik atak gerçekleştirmekti. Yani Amerika'daki Siyonist lobinin en önemli elemanlarından olan Cheney, Siyonist saldırgan devletin yeni saldırı planlarının diplomatik altyapısını oluşturmaya çalışıyordu.
İşgal devletinin saldırgan politikasının önünü açmak için geçmişte de çeşitli diplomatik ataklar gerçekleştirdiğini bildiğimiz Dick Cheney aynı zamanda Amerika'daki derin devletin ve mafyanın adamıdır. O, bu özelliğinden dolayı birçok savaşın yönlendiricisi ve hatta organizatörü olmuştur. Bu yönüyle en az Şaron ve Olmert kadar eli kanlı biridir. Ama hiçbir zaman kendi hayatını riske atmamıştır.
Türkiye'nin bir yandan yerel çetelerle uğraşırken, diğer yandan uluslar arası çetenin ve ABD derin devletinin eli kanlı bir elemanını ağırlaması çelişki oluşturuyordu.