1 Mayıs 2009 Cuma, Vakit gazetesi
Aslında okuyucularımızın Somali hakkında daha birçok konuyu merak ettiklerini ve bu konularda bizim kendilerine bilgi vermemizi beklediklerini tahmin ediyoruz. Biz, Allah'ın izniyle bu ülkedeki gelişmeleri gücümüzün yettiğince, gerek haber kaynakları ve gerekse tanıştığımız dostlarımız vasıtasıyla takip etmeye çalışıyoruz. Ancak son dönemde meydana gelen bazı gelişmelerin henüz yeterince aydınlığa kavuşmadığını ve biraz gidişatın akış yönünü beklemek gerektiğini düşünüyoruz.
Somali'yle ilgili genel siyasi gelişmelerin yanı sıra son zamanlarda yeniden bayağı gündemi meşgul eden özel bir konu var: Deniz korsanları meselesi. Bugünkü yazımızda biraz bu mesele üzerinde durmak, bu meselenin nereden çıktığı, hâlâ devam ediyor olmasının sebepleri ve sonlandırılmasının nasıl mümkün olabileceği hakkında bildiklerimizi sizlere aktarmak istiyorum. Burada vereceğim bilgilerin olayları yakından bilen, güvenilir bir ağızdan aktarılmış olduğunu baştan hatırlatmakta yarar görüyorum.
Bir süre önce Somalili bir kıymetli kardeşimizle birlikteydim. Bu kardeşimiz Somali'de işgale karşı verilen mücadelede önemli bir konumda olduğu gibi son siyasi gelişmelerin de bizzat içinde. Kendisiyle bu ülkede yaşanan olaylar hakkında uzunca sohbet ettim. Somali'de şahsen tanıdığım daha başka kişiler de bulunduğundan ve aynı kişileri bu kardeşimiz de tanıdığından, sohbetimizde biraz onların çalışmalarından, olaylar karşısındaki tutum ve konumlarından da kısmen söz ettik. Sohbet konularımızdan biri de deniz korsanları meselesiydi. Söz konusu kardeşimizin verdiği bilgileri dinleyince hadisenin dünya kamuoyuna yansıtılandan farklı ve perde arkasında kalmış bir cihetinin de bulunduğunu anladım. Gerçi o perde arkasında kalan hadiseler hakkında daha önce bilgim vardı. Ama korsanlar meselesiyle bu kadar bariz irtibatının bulunduğunu bilmiyordum. Bu irtibatın farkına varınca kendi kendime "asıl korsan kim?" sorusunu sorma ihtiyacı duydum.
Malum olduğu üzere Somali'de siyasi otoritenin oluşturulamamasından kaynaklanan anarşi ve kargaşa 1991 başında başladı. Ocak 1991'de sosyalist diktatör Siyad Berri yönetimden indirilip ülkeyi terk etmeye zorlandı, ama siyasi grupların kendi aralarındaki anlaşmazlıkları ve çatışmaları sebebiyle bir otorite oluşturulamadı. Fakat korsanlar meselesi sadece birkaç yıl öncesine gidiyor. Yani ülkedeki otorite boşluğuna paralel bir şekilde başlamış değil. Demek ki bu meselenin ortaya çıkmasının arkasında otorite boşluğu haricinde ikinci bir etken daha var. Hadiseleri gelişme sırasıyla iyi tahlil ettiğiniz zaman bu sebebi çok açık ve herhangi bir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde görebiliyorsunuz.
Malum olduğu üzere ABD dünya çapında korsan devlet. Somalili deniz korsanları ülkenin Hint Okyanusu'na açılan sahillerinde bu işi yapıyorlarsa emperyalist ABD dünyanın her tarafında yapıyor. Ama ABD korsanlığı bir bakıma köpeğin insanı ısırması gibi doğal bir olay olarak algılandığından ve sıkça gerçekleşmesi sebebiyle rutinleştiğinden haber değeri taşımıyor; haber kaynaklarının da fazla ilgisini çekmiyor.
Amerikan emperyalizmi Somali'de kontrolü ele geçirmek ve oradan kuzeye doğru ilerleyerek Sudan'daki yönetimi devirmek amacıyla 1992 sonlarında başlattığı "Umut Operasyonu"nda umduğunu bulamamış ve 1993 sonlarından itibaren askerlerini çekmişti. Ama deniz bölgesinde askeri güçlerini muhafaza ediyor, hadiseleri oradan takip etmeye, işbirlikçilere oradan takviye yapmaya çalışıyordu. Bütün bunları ABD'nin emperyalist politikaları açısından anlayabiliyor ve bir yere oturtabiliyoruz. Ama bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de Somalili balıkçıların teknelerine saldırıyor, zaman zaman bu teknelere ve içlerinde bulunan balıklara el koyuyordu. Biz daha önce bunlardan haber alıyor ve ara sıra yazılarımızda veya radyo programlarımızda söz ediyorduk. Ama dediğimiz gibi bütün bu olaylar haber kaynaklarının fazla ilgisini çekmiyor, dünya kamuoyunun bu saldırganlığa karşı tepki göstermesini sağlayacak herhangi bir duyarlılık gösterilmiyordu. Çünkü o zaman köpek insanı ısırıyordu ve o yüzden de hadiselerin haber değeri yoktu.
Korsanlığı uluslararası boyutta yürüten Amerikan emperyalizminin Somali sahillerine yakın sularda beklettiği deniz güçlerinin söz konusu saldırılarından, Somalili balıkçıları rehin almalarından, onların teknelerine ve balıklarına el koymalarından haberimiz oluyordu ama doğrusunu itiraf etmek gerekirse Somalili deniz korsanlığının işte bu olaylar sebebiyle alevlendiğini bilmiyorduk.
2 Mayıs 2009 Cumartesi, Vakit gazetesi
Somali'deki deniz korsanları olayında dünya kamuoyunun dikkatinden uzak tutulmaya çalışılan husus ABD deniz güçlerinin balıkçıları rehin alma ve teknelerine el koyma amaçlı saldırılarının, bölgeden geçen uluslararası nakliye gemilerine el koyma şeklinde cereyan eden korsanlık hadiselerini ateşlediği gerçeğiydi. Yani bu iki olayın birbirinden bağımsız ve ayrı mecralarda cereyan ettiği kanaatinin hâkim kılınması suretiyle Amerikan korsanlığının büyük suçunun gözlerden uzak tutulması isteniyordu.
Olayların gelişme süreci, "küçücük balıkçı tekneleri nasıl biri birden kocaman gemileri rehin alabilen korsan araçlarına dönüştü?" sorusundan hareketle geliştirilen komplo teorilerini de doğrulamıyor. Bu tür komplo teorilerini geliştirenlere göre hadiselerin böyle akıl almaz bir şekilde büyümesi ve küçük teknelerle büyük gemilerin rehin alınabilmesi birtakım şüphelerin gerekçesi olabilir. Ama bir de vakıa yönünün görülmesi ve "olabilirlik" çerçevesi içinde tahlil yapılması gerekir. Dikkatlerin komplo teorilerine çekilmesinden önce olabilirlik dairesi içinde ele alınıp teşhis edilmesi durumunda daha isabetli tespitlere varılacağını sanıyoruz.
Burada önce emperyalistlere; "Çoluk çocuğunun karnını doyurmak için bazı riskleri de göze alarak Okyanus'a açılan balıkçılardan ne istiyorsun?" sorusunu sormak gerekir. Bu soru belki pek mantıklı gelmeyecektir. "Böyle bir soru ancak vicdan sahiplerine sorulur. Çünkü burada vicdanlar sorgulanıyor. Irak'ta bir buçuk milyon insanı vahşice katleden anlayışta sen vicdan mı arıyorsun?" denilecektir. Ama biz yine de soralım ki hiç olmazsa vicdan sahipleri sesimizi duysun da hadiseler hakkındaki tahlil ve tespitlerimizi o açıdan ele alsınlar.
Amerikan askeri gemilerinden yapılan saldırılar karşısında acze düşen, teknelerine ve balıklarına el konan Somalili balıkçılar, bu acziyetlerini bir başka yolla telafi etmeyi deniyor ve tepkilerini bölgeden geçen ticari nakliye gemilerine el koyarak gösteriyorlar. Burada yine söz konusu komplo teorilerine dönerek "küçük teknelerle bunu başarmaları nasıl mümkün oluyor; mutlaka işin içinde birilerinin oyunları var" tespitinin isabetli olmadığına işaret etmek istiyorum. Çünkü söz konusu nakliye gemilerinin büyüklüğü değil savunma sistemleri önemli ve böyle bir beklenti olmaması sebebiyle de hazırlıklı değiller. Sonraki dönemlerde birçokları tedbirli geçtikleri için onların rehin alınması kolay olmadı. Ama bütün nakliye gemilerinin de yeterli savunma mekanizması oluşturma imkânı yoktu. "Somali'de birileri yine bir şeyler karıştırıyor" varsayımından yola çıkılarak üretilen teoriler yeterince ikna edici değil. O "birileri" Somali'yi karıştırabildikleri kadar karıştırdılar. Bu olayda artık ateş kendilerine dokunuyor ve bu kadarına da ihtiyaç duyacaklarını sanmıyoruz.
Balıkçıların başlangıçtaki amaçları gasp edilen araçlarını kurtarmak ve kendilerine yönelik saldırıların sona ermesini sağlamakmış. Ama rehin alınan gemilerin serbest bırakılması karşılığında büyük fidyeler alınması iştahlarını kabartıyor. Çünkü yakalanan gemilerin ve içindeki mürettebatın, tutulan balıklardan çok daha fazla para ettiğini görüyorlar. Yaptıkları işi bir ahlâkî çerçeveye oturtacak ve ona göre sınır belirleyecek de değiller. Kendileri böyle bir muameleyle karşı karşıya olmadıkları için başkalarına karşı yaptıklarında da herhangi bir ölçü ve kural gözetmiyorlar. Olayların duyulmasıyla birlikte başlangıçta işin içinde olmayanlar da harekete geçiyor ve gemi korsanlığı neredeyse balıkçılığın yerine geçer gibi yayılmaya başlıyor.
Biz elbette bu korsanlık ve gasp eylemlerini onaylıyor değiliz. Ama buradaki korsanlıktan önce sorgulanması gereken bir anlayış var: Ateşin sadece size dokunduğu zaman yakıcı olduğu.
Şimdi uluslararası ticarete ve deniz taşımacılığına yön veren organlar Somali'deki gemi korsanlığının gittikçe büyümesinden endişe ediyor. Bölgeden geçecek her nakliye gemisini bir savaş filosunun himayesine alma imkânları yok. Kendi çabalarıyla sorunu çözmeleri mümkün görünmüyor. Bu işin önüne geçilmesinin ancak ülkede bir siyasi otoritenin oluşturulmasıyla mümkün olabileceğini gördü ve ondan dolayı bir uzlaşma zemini oluşturulmasını önemsemeye başladılar. Siyasi otorite oluşturulması için yürütülen çabaların tahlilini gelişmelerin biraz daha netlik kazanmasını bekleyerek, inşallah bir başka yazıda yapmayı düşünüyoruz.
Bu konuda son olarak şunu ifade edelim ki insanlığın önünde duran en büyük tehdit ABD ve İsrail korsanlığıdır. Somali'deki korsanlık sorunu sona erebilir. Ama ABD ve İsrail korsanlığı son bulmadığı sürece insanlığın huzur ve güvene kavuşması mümkün değildir.